BASK ve Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Mehmet Alper ÖĞRETİCİ, sosyal medya hesabı üzerinden açıklamalarda bulundu.
ÖĞRETİCİ, öğretmenlere seslendi. İşte o açıklamalar:
Öğretmenim, ÇARESİZ Değilsiniz; ÇARE "SİZ"SİNİZ!
Yıllardır farklı şehirlerde sayısız öğretmenler odasına giriyor ve meslektaşlarımızın sorunlarını bizzat yerinde dinlemeye çalışıyorum. O kadar çok il, o kadar çok okul dolaştım ki; tüm bu gözlemlerimin ardından günümüz öğretmenler odasının genel bir "fotoğrafını çekmek" istedim.
Maalesef o fotoğrafta gördüğüm manzara şu: Her geçen zaman meslektaşlarımız daha da umutsuzlaşıyor. Sorunların giderek arttığına ve çözüme olan inancın günden güne tükendiğine her öğretmenler odasında şahit oluyorum. Öyle ki, öğretmenlerimiz artık sorunları konuşmaktan bile yorulmuş, sendikalara olan güvenlerini ise önemli ölçüde yitirmiş durumdalar. Hangi şehrin hangi okulunda öğretmenler odasına girsem, dile getirilen dertler hep aynı...
Giderek artan güvenlik kaygıları, büyüyen ekonomik sıkıntılar, emekli maaşlarının düşüklüğü nedeniyle istese de emekli olamayan meslektaşlarımız, aynı öğretmenler odasında farklı statülere bölünenler, yer değiştirmek isteyip de bir türlü değiştiremeyenler, sürekli norm fazlası durumuna düşüp her sene farklı bir okula görevlendirmeyle gidenler, öğrenci ve veli gözünde azalan saygınlık, okullardaki disiplinsizlik...
Bu kadar çok sorun varken insan ister istemez "Nasıl bu hale geldik?" diye düşünüyor. Her öğretmenler odası ziyaretimde meslektaşlarıma o can alıcı soruyu sorarım: "Çocuklarınızı, akrabalarınızı ya da tanıdıklarınızı öğretmen olmaya yönlendirir misiniz?" Aldığım cevap istisnasız, koca bir "HAYIR" oluyor.
Peki, kendi mesleğimizi yakınlarımıza topyekûn tavsiye edemeyecek konuma nasıl geldik? Bu tabloda sendikaların ve sendika üyelerinin hiç mi sorumluluğu yok?
Öğretmenlerin en çok eleştirdiği ortak konulardan biri, sendikaların aşırı siyasallaşması ve mesleki sorunların çözümüne odaklanmak yerine siyaset yapması. Bu durum yüzünden önemli bir kesim sendikalara sırt çevirip sendikasız kalmayı tercih ediyor. Fakat asıl çelişki burada başlıyor: Tüm bu eleştirilere rağmen, birçok öğretmen yine siyasi bulduğu o sendikalara üye olmaya devam ediyor ve sonuç alamamaktan yakınıyor.
İşte tam da bu noktada, öğretmenler odasında söylediğim sözleri burada da tekrarlamak istiyorum:
"Sorunlarımız çok; bunları anlatmaya teneffüsler veya dersler değil, günler bile yetmez. Ancak benzer sorunları konuşup durmamıza rağmen yıllardır bu sorunlar azalmıyor, aksine artıyorsa bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir.
Birincisi; mesleki sorunların çözümü için kesinlikle sendikalı olmalıyız. Bu, atılması gereken ilk adımdır.
İkinci adım ise hangi sendikaya üye olacağımızdır. Siyasi yakınlık, arkadaş hatırı, idari baskı ya da korku gibi nedenlerle değil; sorunlarımızı gündeme getiren ve çözümü için gerçekten gayret gösteren sendikalara üye olmalıyız. Hangi sendikada olursak olalım; ayrıştırmadan, ortak sorunlarımızın çözümü için sendikamıza baskı yapmalı ve talepte bulunmalıyız. Bizler için çalışan sendikaları desteklemeli, bizim için çalışmadığını düşündüğümüz sendikaları ise 'istifa' ile cezalandırabilmeliyiz."
Üzülerek söylüyorum ki meslektaşlarımızın çok önemli bir kısmı, üyesi olduğu sendikanın çalışmadığını bilmesine rağmen orada kalmaya devam ediyor. Genel ve mesleki sorunlar yerine, daha yerel ve bireysel çıkarlar için sendikalar tercih ediliyor. Zaten öğretmenler odası ayrıştırıldığı için, herkes sadece kendi sorunu ile uğraşır hale gelmiş durumda.
Tüm bunları ve daha fazlasını aslında hepimiz biliyoruz. Peki çözüm ne? Bunları konuşup çayımızdan son yudumu alıp derse girince sorunlar maalesef çözülmüyor.
Siyasetten bağımsız, öğretmeni ayırmayan ve ayrıştırmayan sendikalara üye olmalıyız. Tabi bu da tek başına yeterli değil; sendikalarımızı çalıştırmamız, çalışmadıklarını düşündüğümüzde ise o masadan kalkıp gerekli tepkiyi göstermemiz lazım.
"Sendikalar çalışmıyor, alım gücüm düşüyor, ek dersim kuşa döndü" deyip, sonra gidip yine yetkili sendikaya üye olunca o sorun çözülmüyor. Üstelik bu tablonun sorumluluğunu da tüm sendikalara genellemek doğru olmuyor.
Biraz da çuvaldızı kendimize batırmamız gerekiyor. Bir öğretmenin, tüm bu eksikliklere rağmen çalışmadığını düşündüğü yetkili sendikaya üye olup; ardından "Ama neden üye oldum bir sor... Görevlendirme alayım, proje okuluna geçeyim, idareci olayım, aman başıma bir şey gelmesin, sözleşmeden kadroya geçirmezler, nöbetim şu gün olsun, boş günüm şu güne gelsin..." gibi bahanelerle kendini haklı çıkarmaya çalışmasını kabul edemiyorum.
Bilerek, isteyerek ve araştırarak istediği sendikaya üye olan meslektaşlarıma saygım sonsuz. Ama sendikasını tanımayan, çalışmalarını takip dahi etmeyen, neye imza atıldığını bilmeyen inanılmaz büyüklükte bir topluluk var.
Kısacası; içinde bulunduğumuz bu olumsuz koşullarda en az sendikalar kadar, meslektaşlarımızın da büyük bir sorumluluğu var.
Unutmayın; çaresiz değilsiniz, çare SİZsiniz!