Aile birliğini desteklemek amacıyla hayata geçirilen analık izni uzatımı, kamu personel rejimindeki statü farklılıklarını bir kez daha gündeme taşıdı. 1 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, doğum sonrası 8 hafta olan izin süresi 16 haftaya çıkarılarak toplam süre 24 haftaya yükseltildi. Ancak bu tarihi kararın uygulama aşamasında "sözleşmeli personel" (4/B) unutuldu mu sorusu soruluyor.
16 Ekim 2025 Sonrası Doğum Yapanları Kapsıyor
Düzenleme, sadece yeni doğum yapacakları değil, geçmişe dönük olarak 16 Ekim 2025 ve sonrasında doğum yapanları da kapsıyor. Bu durumdaki personelin, yürürlük tarihinden itibaren 10 iş günü içinde (15 Mayıs 2026 mesai bitimine kadar) başvuru yapması halinde 8 haftalık ilave izinden yararlanması hükme bağlanmış durumda.
Mevzuat Boşluğu Mağduriyet mi Yaratacak?
Sorunun temelinde, memurlar ile sözleşmeli personelin tabi olduğu farklı mevzuatlar yatıyor:
Yapılan düzenleme doğrudan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 104. maddesinde yapıldı. Ancak sözleşmeli personelin izin haklarını düzenleyen "Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar"da bu konuda henüz bir güncelleme yapılmadı.
Sözleşmeli personel mevzuatında "Hüküm bulunmayan hallerde 657 uygulanır" şeklinde genel bir atıf bulunmadığı için birçok kurum, bu hakkı sözleşmeli personele tanımama eğilimi gösteriyor.
Hukukçular ve sendika temsilcileri, 15 Mayıs 2026 tarihine kadar başvuru şartının "hak düşürücü süre" niteliğinde olduğuna dikkat çekiyor. Eğer bu tarihe kadar sözleşmeli personel için de geçerli bir düzenleme veya açıklama yapılmazsa, binlerce çalışan anne bu önemli haktan mahrum kalabilir.
"Çalışma Barışı İçin Bütüncül Yaklaşım Şart"
Kamu personel rejiminin giderek sözleşmeli model üzerine yoğunlaştığı günümüzde, benzer işi yapan personeller arasında izin hakları bakımından uçurum oluşması tepki çekiyor. Uzmanlar, "Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar"da ivedilikle bir değişiklik yapılarak, analık izni hakkının tüm kamu çalışanları için eşitlenmesi gerektiğini vurguluyor.
Eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri gereği, doğum yapan annenin statüsüne bakılmaksızın bu hakkın teslim edilmesi, çalışma barışının tesisi açısından hayati önem taşıyor.