Toplumsal aktörlerin kişisel olmayan ilişkiler bağlamında çevrelerindeki dünya üzerinde daha fazla 
denetim kurmak için bilgiye giderek daha çok başvurmaları bağlamında “ akılcılaşma” eğitim 
yöneticiliği açısından birtakım sonuçlara sahiptir.
  Bu terim bizi “ okul yönetiminin akılcılaşma sürecinin bir parçası mıdır? Sorusunu ele almamızı 
gerektiriyor. Örgüt olarak okulun etkililiği  büyük bir ölçüde akılcı bir biçimde yönetilmesine bağlıdır. 
En başta söylenmesi gereken okullarımız akılcı bir biçimde yönetilmiyor.
    Halen sıcaklığını koruyan okul yöneticilerinin atanma hususunun ele alınması gerekiyor. Atanma 
biçimi bütün boyutlarıyla görülüyor. Çünkü, okul yöneticiliği bir formasyon gerektiriyor. Bazı 
ülkelerde, eğitim yöneticiliği eğitimi almış kişilerin okul yöneticiğine atandığı bilinen bir gerçektir. 
Ancak, ülkemizde okul yöneticilerinin atanmasında nepotizm olduğu, ülkemizde yakın geçmişte 
olduğu görüldü. Akla uymayan bir seçim sistemi ile siyasi iktidara yakın isimler atandı.
     Bu yönde görülen bir zafiyet, okul yönetimini etkisizleştiriyor. Okul yönetimi bir uzmanlık işidir. 
İnsan doğası, yönetim süreçleri, iş  doyumu, liderlik vb. konuları bilmeksizin okul yöneticiliği yapılabilir 
mi? Tabii ki bunları bilmek bir formasyon gerektiriyor.
     Ülkemizde yönetim süreçlerinin önemi ve uygulanması konusunda yetersiz okul yöneticileri 
bulunuyor. Zaten, nepotizm uğruna atanan okul yöneticilerinden bu yönde bilgi sahibi olmaları da 
beklenemez.    
    Oysa, okulu amaçları doğrultusunda yaşatmak (insan ve madde kaynaklarını eşgüdümlemek) kolay 
bir süreç değildir. Bu nedenle, mevcut okul müdürlerinin okullar akılcı bir biçimde yönetmeleri kuşku 
götürmektedir.
   Bu nedenle, okulların akılcı bir biçimde yönetilmesi eğitim yöneticiliği eğitimini zorunlu kılıyor. 
Lisans  ve yüksek lisans düzeyinde eğitim yöneticiliği eğitimi zorunludur. Yine, okul müdürleri akılcı bir 
biçimde yönetilmesi için eğitim yöneticiliği eğitim almış  kişiler arasında gerçek bir seçimle 
seçilmelidir.