Nur topu gibi bir gündem maddemiz daha oldu.
Nasıl oldu?
Şöyle oldu:

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, G-20 zirvesine katılmak için gittiği Japonya’da kadın üniversitelerinin varlığına tanık oldu. Ve bu tanıklık sonrası Japonya’daki bu üniversite tipi aklına yatınca akabinde bunu masaya yatırdı. Bu bağlamda ülkeye döndüğünde kadın üniversitelerinin bizde de olması için ilgili ve yetkili yerlere hemen talimat verdi. Tabii bu talimat ilgililer ve yetkililer için kanun hükmünde. Kararnamesi ise bilahare bir ara çıkar. Ben, bu talimatı ‘TEOG kalksın, yerine başka bir sınav sistemi gelsin!’ talimatına çok benzetiyorum. Biraz tepeden inme gibi geldi bana.  Ama ben işin bu tarafında değilim. Başka tarafındayım. Bu arada bu konuda bir taraf değilim, bitarafım.

Neyse o da şu:

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın bu talimatı,  bir tarafta  ‘çok güzel olacak, buradan karma eğitime doğru yürür ve onu yıkarız.’ hissini ve düşüncesini oluşturdu; diğer tarafta ise ‘çok kötü olacak, karma ve laik eğitim zarar görecek.’ hissini ve düşüncesini oluşturdu. Al sana nur topu gibi bir ideolojik ve inançsal kapışma ve karşılaşma... Valla ben sıkıldım bu karşılaşma ve kapışmalardan. Çok yoruyor insanı beyaa!

Zaten bizim ülkemizde yapılmak istenen yeni bir şey; ayrışma, kutuplaşma, kapışma kültüründen, insanlar arasındaki güven sorunundan ve bazı insanların kötü niyetlerinden ötürü çığrından çıkmaya o kadar müsait ki... Anlatılmaz adeta yaşanır. Geriye dönüp bakın bakalım, bunun dolu örnekleri var. Hal böyle iken bu gibi yenilikler, toplumsal kenetlenmeyi ve kaynaşmayı değil, toplumsal ayrışmayı, kapışmayı resmen körükler. Ve cinsiyet vs. kriterler üzerinden insanı da  böler parçalar. Onun için başka ülkelerdeki uygulamaların bizim ülkemizdeki algısı ve niyeti farklı olabilir  hatta bizim ülkemizdeki amaçları bile hiç beklenmedik sonuçları doğurabilir. Çünkü eğitim üzerinde ideolojik ve inançsal noktadan baskı, dayatma, zorlama ve abanma yöntemlerini kullanarak attığınız her adımı başka noktalara çekip yoldan çıkaranlar bulunabilir. Bu bakımdan kadın üniversiteleri fikri, başka başka baharlara kalmalı, hemen rafa kaldırılmalı. Ta ki ne zaman farklılıklar kaynaşmaya müsait olursa, farklılıklar birbirine güven duymaya başlarsa, farklılıklar biribirine karşı iyi niyetli olur ve birbirlerinden kıl kapmazsa işte o zaman bu projeyi raftan indirip uygulayabilirsiniz. Ama şimdi asla olamaz, olmamalı. Unutulmamalıdır ki daha doğru dürüst toplumsal barış sağlanamadı.

Pekala insanlar arasında güven duygusu, iyi niyet yaklaşımı, farklılıkların bir arada yaşayabilme isteği ve toplumsal barış iklimi nasıl kurulacak?

Çok basit Sayın Cumhurbaşkanım!

Şöyle ki:

1- Aleviler sünnileri sevecek, sünniler alevileri, sağcılar solcuları, solcular sağcıları, müslümanlar deistleri ve ateistleri... Yapay değil, her şey doğal seyrinde olacak elbette. Laf olsun torba dolsun diye değil, malum lafla peynir gemisi yürürmez. İnsan ancak böyle insan olur. Yoksa insan önce sünni olur, bir insan kesiminden kendisini soyutlar, sonra bir ideolojiye mensubiyetini önceleyerek başka başka insan kesimlerini hayatından çıkarır. Böyle böyle insan kendi kendine insanlıktan uzaklaşır ve bir müddet sonra da insanlıktan çıkarak insanlıktan nasip alamamış bir varlığa dönüşür. Halbuki insan, insanı öncelerse zaten esas noktası insan olacaktır ve bakışı ya da anlayışı yani felsefesi de ona göre şekil alacaktır. Bu insan profili daha kucaklayıcı daha yapıcı olabilecektir. İşte o zaman kadınmış, erkekmiş, şuymuş ya da buymuş insan için çok bir anlam ifade etmez. Böylece ortaya bir barış toplumu çıkar. Barış toplumunun olduğu bir yer ise el-emin olmaz mı sizce? Ne güzel ve özel değil mi? Ama halihazırda ülkemizde böyle bir toplum görüntüsü ya da imajı ya da algısı yok. O zaman ne yaparsanız yapın yapılanların büyük çoğunluğu ters tepecektir. Bizleri yaptığımıza bin pişman edecektir. Bu nedenle gerek yoktur. Ve yeri, zamanı değildir.

2-İnsanlar arasındaki güveni, iyi niyeti yok eden bir üniversite tipi var ülkemizde mesela. Acilen bu üniversite tiplerini ortadan kaldırmak gerekiyor. O da AİLE ÜNİVERSİTELERİDİR. Bu üniversiteler;  Osmanlı’nın yıkılışına zemin hazırlayan, yıkılışını hızlandıran NEPOTİZM bataklığının içinde yüzmektedir. Ve ne yazık ki bu tip üniversiteler hızla yayılıyor, toplumun güven ve iyi niyet damarını çatlatıyor. Öyle ki bu üniversitelerdeki bazı kişilerde ar damarı ya yok ya da onca nepotizme rağmen bu ar damarı çatlamıyor bile. O derece yani. Mesela bu  AİLE ÜNİVERSİTELERİNİ ortadan kaldırırsanız, bunların çoğalmalarına ya da yayılmalarına izin vermezseniz doğal süreçte kadın üniversiteleri toplumda olumsuz ve kötü bir yankı uyandırmayacaktır.

3-Kadın üniversiteleri, feministlerin yuvasına dönüşebilir. Çünkü bizde kavramlar üzerinden öyle bir aşırılık yaratılıyor ki anlatamam. Kavramları bile hakim olamadığımız aşırı duygularımıza alet ediyoruz, kurumları mı alet etmeyeceğiz, bu risk hep var olacaktır yani. Mesela bu yerler kadını erkeğe kin ve düşmanlığa sevk eden bir yere dönüşebilir. Kadındaki böyle bir dönüşüm, aile kurumuna da zarar verebilir. Sakın ola ki olmaz demeyin, inanınız birçok iş ya da uygulama öyle yolundan çıkıyor ki gözlerinize inanamazsınız. Çünkü şark kurnazlığının, başka başka ideolojik  işgüzarlıkların ve inançsal haz arzularının olduğu bir yerde insanlar bir olayı kendi taraflarına çekmek için her türlü yolu deneyebilirler. Onun içindir ki birbirimize karşı güvensizlik ve kötü niyet zirvededir ve herkes kendi mahallesini kurup yaşamını sürdürmektedir. Ama bunların beli kırılabilir. Ve bunlar yok edilebilir. Neşet ERTAŞ kadını aşağıda öyle bir ifade etmiş ki aslında insan temelinde düşünülürse her şey çok kolay ve basit:

‘Kadınlar, insandır
Biz insanoğlu...’

O ZAMAN KADIN ÜNİVERSİTELERİ YOLUNDA İLK İŞİMİZ:

İNSANI ESAS ALIP  ONA EŞİT VE ADİL DAVRANARAK  LİYAKATIN İZİNDE  BABALI KIZLI, KARI KOCALI, KARDEŞ KARDEŞLİ, DAYI YEĞENLİ AİLE ÜNİVERSİTELERİNİ ORTADAN KALDIRMAKTIR.

Var mısınız?
Eğer yoksanız o zaman KADIN ÜNİVERSİTELERİNİN altında bir çapanoğlu aranır.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN