Birkaç gün önce kutladığımız “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”,1977 yılında Birleşmiş Milletler tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü' olarak ilan edildi.  

Bu süreçte hepimiz, vahşi kapitalizmin de tazyikiyle, işsiz, buruk kadınları görmezden gelerek, çalışan kadınlara çiçekler, hediyeler aldık, güzel sözlerle onore ettik. 

 Şimdi adından yola çıkarak meseleye bir bakalım. Bir kere emekçi olduklarına göre, hepsi de çalışmaktadır. Hepsinin sosyal güvencesi mevcuttur yani hepsi iyi kötü evini geçindirecek bir gelire ve sosyal güvenliğe sahiptir. İş kazası olursa da malulen, günü dolduğunda da normal emekli olma hakları vardır. 

Türk- İş Başkanı, Günle ilgili olarak, bir televizyona verdiği röportajda, Türkiye’deki emekçi kadınların sorununu; iş güvenliği ve kadına şiddet-mobing olarak açıkladı. 

Söylenen hususlar sadece ülkemize özgü bir sorun olmayıp, gelişmiş ülkelerde de derecesi farklı olsa da aynı sorunun yaşandığı bir gerçektir. 

Mobinge ve kadına şiddete karşı toplumumuzda, sosyal medyada, basında olağanüstü bir hassasiyet oluştuğu için,  her gün yeni yasal düzenlemeler, kadın sığınma evleri açılmakta, CİMER gibi en üst şikâyet mekanizmaları kurulmuştur. 

İş güvenliği ile ilgili olarak da son 15 yıldır her kurum ve işyerlerinde iş güvenliği ekibi teşkil edilmiştir. İş güvenliği uzmanlığı diye bir meslek ve bunların yaptığı bir denetim mekanizması oluşmuştur. Bundan dolayı olası bir iş kazasında sorumluluk müteselsil olarak herkese verilmiştir. Yani ülkemiz bu alanda çok mesafe kat etmiştir. 

Şimdi de ünsüz kadınlardan, yani işi, sigortası olmayan,  kadınlardan bahsedelim; 

Türkiye’de 12 milyon çalışmayan kadın bulunmaktadır. Bunların çoğu ev hanımı veya gizli işsiz dediğimiz bölüme girmektedir, ama bunun dörtte biri de üniversite mezunu olup da iş bulamayan kadınlardır.15-20 yıl okuyup, dirsek çürüten bu kızlarımızın- kadınlarımızın çığlıklarını her gün sosyal medyada gördükçe, yüreğimiz parçalanıyor. İşte bu kadınların;  

Çalışabilecek bir işi olmadığı için, bir kazancı, bir geliri de yoktur. 

İşi olmadığı için bir sosyal güvencesi de yoktur. 

Bir kısmı da kötü koşullarda, sigortasız, günübirlik veya mevsimlik işçi olarak çalışmakta, bunlar da cüzi bir ücret almakta ve sonunda da hastalık kazanmaktadırlar. 

Kendi ayakları üzerinde duramadıkları ve ailesiyle birlikte yaşadıkları için, aile içi huzursuzluğa, psikolojik şiddete en çok uğramaktadırlar 

Yetişkin olmalarına karşılık, evlenme çağları geçmelerine rağmen, bir geliri olmadığı için çoğu bir yuva, bir aile kuramamaktadırlar.  

Mevcut olan ailelerde eğer koca da işsiz ise evlerde büyük kaoslar çıkmakta ve ailenin yıkılması, boşanmalar had safhadadır. 

Yine kocanın düşük geliri ve işsiz olduğu ailelerde sadece eşler değil, bu sefaleti, bu çöküşü çocuklarda çekmektedir. Sokağa düşen çocuklar da suç işleme, suç örgütlerine malzeme olma oranı da daha fazladır. 

Yine işi olmayan bir kadının olası kazalarda tedavi olma imkânı da işi olan bir kadına göre de daha azdır. Hatta sakat kalma ihtimali daha fazladır. 

Ayrıca çalışmayan kadının aile mirasından, erkek kardeşleriyle aynı oranda pay alma imkânı da yoktur. Çünkü evlenemediği sürece veya boşanma sürecinde, erkek kardeşlerinin yanına sığınacağı için, ona karşı gelmesi mümkün değildir. 

Evli bir kadın, boşandığı zaman, işi yoksa ortada kalma, ikinci eş olma veya kötü yola düşme ihtimalleri de mevcuttur. 

Şimdi,  bunlar karşılaştırıldığı zaman 8 Mart, çalışan kadınların mı günü olmalı, yoksa hiçbir unvanı, işi, güvencesi olmayan işsiz kadınların mı günü olmalıdır? 

Bana göre “8 MART İŞSİZ KADINLAR GÜNÜ” olmalı ve en azından bugünde, işi olmayan, güvencesi olmayan, yuvası olmayan, huzuru olmayan bu kadınların, birey olarak, toplum olarak, kamuoyu olarak, basın olarak sorunlarını konuşalım. 

Her şeyi de devletten beklemeyelim. Zaten devlet her yıl bütçe çerçevesinde memur ve eleman almaktadır. Devlet bankaları çiftçiye, memura, işçiye, esnafa çalışıyor. Bir yıldır da korona nedeniyle işini kaybeden esnafa ve işçilere can suyu olmaktadır. 

Ama özel bankalar 2020 yılında; İş Bankası net 6,8 milyar, Akbank 6,2 milyar, Garanti Bankası 6,3 milyar, Yapı Kredi 5 milyar TL. Kar etmişler. Yani 4 banka toplam 25 milyar TL kar etmiş. Bu karlarla, en az yüz fabrika yapılıp ve yüz bin kadınımız iş sahibi olabilir. 

İşte 8 Kasım'da bunları, kaynaklarımızı nasıl istihdama dönüştüreceğimizi konuşalım. 

Kamu-özel herkes bir şekilde elini taşın altına koymalı, umut olmalı, iş olmalı, aş olmalıdır. 

 Şemsettin CERAN    

Eğitimci-Araştırmacı/YAZAR   

[email protected]