657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yapılmak istenen değişiklikleri anlayabilmek için hizmet sek-törünün özelleştirilmesi sürecini kavrayabilmek ve reform hazırlıklarının arkasındaki nedenleri incelemek durumundayız.

Son dönemlerde üzerinde çalışılan 657 sayılı Devlet memurları Kanunu ve performansa dayalı ücretlendirmeye yönelik çalışmaları anlayabilmek için dünya çapındaki küresel oyuncuları, bu oyuncuların hizmet sektörüne, eğitim teknolojilerine,eğitim yazılımlarına yaptığı yatırımları, beklentilerini, onların ne yapmak istediklerini ve küresel dünya sistemini kavramak ardından neden Kamu Personel Rejiminde bir değişikliğe gidilmek isteniyor üzerinde düşünmek lazım. Buradan hareketle;

       sermayenin büyük üretim tesislerinde, binlerce işçinin bir arada çalıştığı fordist üretim biçiminden; üretimin parçalanıp ülke sınırları dışına taşındığı, parçaların farklı yerlerde üretildiği, hammaddenin, pazarlamanın farklı yerlere dağıtıldığı post-fordist üretim biçimine geçmek zorunda kalması ve gelişen teknolojinin endüstride kullanılmaya başlaması ile birlikte; imalat sektörü, hizmet sektörü ile bir­leşmiştir. Bu sürece bağlı olarak başta AB, ABD, Japonya gibi endüstrileşmiş ülkelerde imalat sektörü istihdamında hızla azalma olurken, aynı şekilde hizmet sektörü istihdamında çalışanların niteliğinin, profilinin değişmesi ile hizmet sektöründeki istihdamda hızla artış meydana gelmiştir.

      Post-fordist üretimin bir sonucu olarak sermaye, üretimini hammadde, işgücü v.s. gibi faktörlerin daha ucuz olduğu yerlerde yapmakta aynı zamanda bir ülkede maliyet artışı v.b nedenler ortaya çıktığında üretimini rahatlıkla başka ülkeye kaydırabilmektedir.

 Sermayenin yeni üretim biçimine bağlı sınır tanımayan açılımı ise "küreselleşme (Globalleşme)" söylemini doğuran en önemli unsur olmuştur.

      Hizmet sektöründeki bu büyümeye paralel olarak ser­maye, küreselleşmiş ve hizmet sektörü olarak tanımlanan eğitim, sağlık, ulaşım, su, belediye hizmetleri, hukuk hizmetleri, bankacılık, sigortacılık ve finans hizmetleri, müteahhitlik ve mühendislik hizmetleri, çevre hizmetleri, enerji hizmetleri, turizm, lojistik, kurye, posta ve telekomünikasyon hizmetleri, kültürel hizmetler gibi memur sendikacılığının faaliyet gösterdiği alanlara yönelmiştir.

      Felsefi temelini post-modernist düşüncenin oluşturduğu bu yeniden yapılanmanın amacı, sermayenin kârı ve hareketleri için sınırsız, sorunsuz bir ortam meydana getirmektir. Sermaye bu amacını gerçekleştirmek için değişik yöntemlerle kontrol ettiği, DTÖ, IMF, DB, BM, İLO, AB gibi bilinen, bilinmeyen kuruluşlar vasıtasıyla; artı değerine göz diktiği "hizmet sektörünün serbest piyasa ekonomisine açılmasını" sağlamaya çalışmaktadır.

       Bu yönde somut adımlarını Türkiye dâhil bugüne kadar 146 ülkenin imzaladığı GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) ve benzeri anlaşmalarla oluşturma çabasındadır.

GATS Anlaşması ile sanayide olduğu gibi hizmet sek­töründe de bir yedek işgücü ordusu meydana getirmek ve emeğin ucuzla­masını sağlamak amaçlanmaktadır.

       Milli Eğitimde yürürlükte olan ‘'norm kadro'' uygulaması ve sayılarının 300 binlere vardığı ifade edilen atanamayan, iş bekleyen öğretmenler bir de bu açıdan değerlendirilmelidir.

       GATS Anlaşması özelleştirmeyi şart koşmuyor, ama hizmeti veren kamu bile olsa bunu serbest piyasa koşullarında gerçekleştirmesini zorunlu kılıyor. Kamu Yönetimi Reformu Tasarısında yer aldığı ifade edilen " Kamu kurum ve kuruluşları piyasada rekabet koşulları içinde üretilen mal ve hizmetleri üretemez ve piyasada haksız rekabet oluşturamaz " mad­desi de GATS Anlaşmasında belirlenen koşulları sağlamaya yöne­lik olduğu izlenimi vermektedir.

       Üretimden, ücretlendirmeye  kadar her alanda yeni bir yapılanma söz konusudur. Bu süreç hükümetlerce de iş yasalarının esnekleştirilmesi çabalarıyla desteklenmektedir. Geçici süreli çalışma, evde çalışma, taşeronlaşma, esnek zamanlı çalışma bir ara gündeme gelen kamuoyunda ‘'kiralık işçi'' adıyla yer alan özel istihdam büroları kurulmasına olanak veren ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından veto edilen yasa tasarısı, hemen ardından ‘'memura ek iş hakkı'' adıyla gündeme gelen sonra tepkiler üzerine ertelenen girişimler, bu çalışmaların uygun zaman ve zeminde yeniden önümüze geleceği izlenimini doğruyor.

          Açıkça anlaşılacağı üzere eğitim, sağlık gibi kamu hizmet­leri başta olmak üzere, tüm hizmet sektörlerinin özelleştirilmesi yönünde atılan adımların uluslararası konjonktürden bağımsız düşünülemeyeceği gerçeği aşikârdır.

      Bu bağlamda düşünüldüğünde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun hem iş güvencesi hem de toplu sözleşme ve grev hakkıyla birlikte yürürlükte olmasının dünyada bir örneğinin olmadığı siyasi merciler tarafından zaman zaman ifade edilmekte ve kamuoyu bu düşünceye hazırlanmaktadır. Anayasa referandumunda memura grev hakkının referandum paketine konulmamış olmasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. Önümüzdeki dönemde memur sendikalarının bu konuda daha ziyade mevcudu savunma pozisyonunda bırakılmak istendiğini düşünmekteyiz. Memur sendikalarının bu anlamda kamuoyu nezdinde önemli bir sınavla karşı karşıya kalacakları aşikardır. Son yapılan Toplu Sözleşme Görüşmelerinde hükümetin öğretmenlerin çalışma saatlerini, aldıkları ücreti, tatillerini kamuoyu önünde tartışmaya açmak yönünde bir politika izlemiş olması bizlere önümüzdeki sürecin de bir kamuoyu oluşturma mücadelesi şeklinde geçeceği hakkında yeterli bir ipucu vermektedir. 657 nereye? Hep birlikte göreceğiz.

 Celal DEMİRCİ