Türk Eğitim-Sen’in sadece sözlü sınava göre atanan 1709 şube müdürünün atamasının iptal edilmesi için hukuki mücadelesi sürüyor.

Yazılı sınav yerine mülakat ile yapılan ve tam bir garabet olan bu atamaların 2014 yılından beri peşini bırakmayan sendikamız konuyu bu kez Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

Şöyle ki; Türk Eğitim-Sen hukuka aykırı olarak ataması yapılan 1709 Şube Müdürü atamalarının iptali talebi ile dava açmış, Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin kararı ile 1709 şube müdürü ataması iptal edilmişti. Ancak yargı kararını uygulamayan Milli Eğitim Bakanlığı iptal kararına itiraz etmiş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi de bu itirazı kabul etmişti.

Yapılan bu usulsüz atamaları içimize sindiremiyoruz. Hak, hukuk, emek, alın teri göz ardı edilerek yapılan bu atamaların ne saygınlığı ne de geçerliliği vardır. Bu nedenle Türk Eğitim-Sen olarak bu kez MEB’in yargı kararını uygulamamış olması üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Anayasa Mahkemesi’nde yapılan başvurumuzda, Anayasa’nın 2. Maddesi, 36. Maddesi, 125. Maddesi ve 138. Maddesine vurgu yapılarak şöyle denilmiştir:

“2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış ve 138. maddesinin son fıkrasında; ‘Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez’ şeklinde açık, kesin ve emredici bir kurala yer verilmiştir.

Anayasanın 138. maddesinde, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğundan bahsedilmiştir. Bu durumun aksi mümkün değildir. Kararların değiştirilemeyeceği ifadesi, kararın şeklen değil içeriğine uygun olarak yerine getirilmesini, ‘geciktirilemeyeceği’ yolundaki ifade ise uygulamanın belirli bir süre içinde yapılması gereğini belirtme amacını taşımaktadır.

Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddiada ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır.

Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde ise ‘İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır’ denilmek suretiyle bu husus anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Ancak hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulması yeterli olmayıp yargı mercileri tarafından verilen kararların gecikmeksizin uygulanması da gerekir. Yapılan yargısal denetim neticesinde bir işlemin hukuka aykırı olduğu tespit edilmesine rağmen işlemin iptali yönündeki kararın uygulanmaması, devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulmasını anlamsız hale getirmektedir.”

Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan da açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Anayasa Mahkemesi’ne başvurumuzda da görüleceği üzere yargı kararlarının uygulanma zorunluluğu bulunmaktadır. Anayasa’nın amir hükmü ve yasal düzenleme karşısında idare bağlı yetki içinde bulunmakta ve idarelere yargı kararlarının uygulanması noktasında yorum ve değerlendirme yoluyla takdir yetkisi tanınmamaktadır. Aksi bir tavır, yargı kararlarına ve hukuka duyulması gereken güveni sarsacaktır.

İdarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunmak zorunda olması aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Bu noktada MEB’in maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve geciktirmeksizin uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin başvurumuzu kabul ederek, hak ve emek ilkelerini göz önüne alacağına inanıyoruz. Burası bir hukuk devleti ise hiçbir kurumun, hiçbir yetkilinin “Ben yargı kararlarını tanımam” deme lüksü yoktur.

Üstelik 6. İdare Mahkemesi’nin kararına MEB’in itiraz dilekçesi ve ekinde sunduğu bilgi notunda aritmetik ortalama puanı ile tercih hakkı verilmesi istemi ile 797 dava açıldığı, bu davalardan 539'unun bakanlık aleyhine sonuçlandığı ve 75 davanın halen devam ettiği öğrenilmişti. Bu da demektir ki, MEB yargı kararını uygulamamak sureti ile 539 davada aleyhine karar verilmesine, dolayısıyla 539 davada yargılama gideri ve avukatlık ücreti ödenmesine ve devleti açıkça zarara uğratmıştır.

MEB’in artık bu inatçı tutumundan vazgeçmesi, hakkı haklıya teslim etmesi gerekir. 1709 şube müdürü atamasını hiçbir şekilde tanımadığımızı bir kez daha ilan ediyoruz! Anayasa Mahkemesi’ne bu noktada güveniyor ve adalet terazisinin sarsılmaması noktasında Yüksek Mahkeme’nin hukuka yakışan bir karar vereceğine inanıyoruz.”

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.