14.02.2021, 23:53

1453'den 2053'e Öne Giden Önde Giden Öğretmenler

Bir öğretmen sınıftaki öğretmen değil sadece. Artık sosyal bir arena içinde yaşıyoruz. İletişim biçimlerimiz çok çok değişti. Sosyal ağlarla ortalama 4 milyar insanla sofraya birlikte oturuyoruz. Bir resmi facebook, twitter ya da instegramda paylaşarak söyleyeceklerimizden daha fazlasını anlatıyoruz aslında. Dünya bir yöne doğru eviriliyor. Ve kaçınılmaz olarak ta eğitimin yönü, şekli değişiyor. Pandemi ile başlayan süreç hiç beklenmedik durumların oluşmasını sağladı. Uzaktan eğitimle sınıf ortamları oluşturmaya, sınıflarda başardığımız disiplini sağlamaya çalışıyoruz. Öğrenmenin fiziksel mekânlarında ciddi değişiklikler odu, olacak. Sadece sınıfta öğrenme devri bitti. En azında çocuklarda böyle bir farkındalık oluştu. Ve biz yeni bir ortamda eski alışkanlıkları sürdürmenin peşinde olamayız artık. Pandemiden kurtulup doğal döneme geçtiğimizde sınıfın önünde bir robota bakar gibi öğretmene bakan öğrenci grupları bulamayacağız. Hem öğretmen hem de öğrenci algısındaki bu değişiklik yeni bir evrilmeyi önümüze koyacak. Ve gerçek manada okulun işlevini yeniden sorgulayacağız. “Biz burayı(okulu) başka bir şey için kullanalım, başka bir şey yapalım.” düşüncesi gelişecek. İşte o zaman okul olması gereken gerçek misyonuna kavuşacak. 

Nedir bu okulun gerçek misyonu o zaman? Bu soruyu geçmişimize giderek düşünelim şimdi. Geçmişinizde okul yıllarınıza gidin ve lütfen ne hatırladıklarınızı söyleyin? Mesela Akdeniz Bölgesinin tarım ürünlerini kaş kişi hatırlıyor? Kimya’da molekül yapısını, fen bilimlerinde palangaları kaç kişi hatırlıyor? Kuantum fiziğini, atomun yapısını kim hatırlıyor? Kıymetli meslektaşlarım bu bilgiler kalmıyor hiçbirimizin dimağında.

Aklımızda kalanlar ne?  Arkadaşlarla şöyle yapıyorduk. Bir gün okulu kırmıştık. Bisikletlerle Ayvacık barajına kaçmıştık. Sinemaya gitmiştik. Okula gizlice girip masa tenisi oynamıştık. Şunu yemiştik, bunu içmiştik. Aklımızda SOSYAL İLİŞKİLER kalıyor. Arkadaşlıklarımız, acılarımız ya da sevinçlerimiz kalıyor aklımızda. Daha doğrusu birlikte paylaştıklarımız kalıyor. Okullar bu bağlamda sosyal ortamlardır, ilişkilerin en yoğun yaşandığı en özel olan yerdir okul. Farklı algı ve yetilere sahip arkadaşlarımızla aynı ortamda bulunuruz.. Biz burada hem üstlerle, büyüklerle hem de akranlarımızla nasıl ilişki kuracağımızı, birbirimizden öğrendiklerimizi hayata nasıl uygulayabileceğimizi öğrenir ve uygulardık.

Bizi esir alan müfredat adına sosyal ilişkilerle öğrenme ortamlarını akademik bilgilerin verilmesi önceliğine değiştik. Müfredat iyi bir buzağı yetiştirir, iyi bir tosun, iyi bir tavuk cinsi, iyi bir Hollanda cerse ineği yetiştirir. Ama müfredatlar insan yetiştirmiyor maalesef. Eğitim uzmanı iken 2015 yılında bir özel okula davet edilmiştim. Öğretmenler ve veliler vardı. Benden önce açılış konuşmasını yapan okul müdürü şöyle sesleniyordu öğretmenlerine ve velilerine: “ Arkadaşlar bu yıl müfredat o kadar yoğun ki,nefes alma, sınıfta espri yapma fırsatı bile bulamayacaksınız. “ Aman Allah’ım, bu ne demekti böyle….Evet yıllarca yöneticilik yapmış biri olarak hep müfredat kavramını konuştuk. Her zaman bu konuya itirazım olmuştu. O gün de söyledim. “Ne demek, espri yapmayacaksınız, nefes almayacaksınız? Eğlenmeye oynamaya vaktiniz yok ne demektir? İnsan bunlar olmadan öğrenemez ki!” Benim lise birinci sınıfta İngilizce öğretmenim Kevser TOPUZ hanımefendi vardı hiç unutmam. Ortaokul yıllarında İngilizce dersine Arapça hocamız girerdi çünkü branş öğretmeni yoktu. Bizde  “ what is your name? My name is İrfan.”sadece bunu bilirdik. Lise birinci sınıfın başında bunu öğrenen Kevser Hanım o deftere mevzuatın emri ne yazdı bilmem. Ama ortaokul birinci sınıf ile ikinci sınıfın konularını bir dönemde bitirdik. O kadar çok sevdik ki öğretmenimizi biz İngilizceyi Kevser Hanım sayesinde öğrendik. Ve üniversite de dahil olmak üzere hiçbir zaman İngilizce dersinden kalmadım. Müfredat bir araçtır önemli olan sizin onu amaca dönüştürebilmenizdir. Sonra Allah için Milli Eğitim Bakanlığı size müfredatı sunuyor. Nasıl yapacağınızı söylemiyor ve de dayatmıyor. Nasıl istersen öyle anlat meslektaşım…

Müzik, ritim, oyun espri, eğlence olmadan hayata tutunamaz insan, mutlu olamaz. Savaş zamanlarında bile mizah yeteneğini kaybetmeyen bir toplumuz. Çanakkale cephesinde cepheler arası mesafenin 7, 8 metreye kadar yakınlaştığı o günde düşmanına sigara atan, karşılığında da konserve ile ödüllendirilen insanlar gelip geçti bu dünyadan.

1453’den öncesi ve sonrasında ve görünen o ki 2053 ya da 2071 vizyonunda öğretmenin rolü tartışmasız birinciliğini hep koruyacak. Ancak uygulamalarda, yöntem ve tekniklerinde müthiş değişiklikler olacak. Buna ayak uyduramayanlar zaman içinde hızlıca tasfiye olacak ve kendini dinamik tutan, arada bir (bilgisayar diliyle) kendine format atan meslektaşlarla ülke yarınlara taşınacak.

Ve çocuklar, pandemiden sonra okula döndüklerinde her gün için yarım kalan projelerini tamamlamak adına bir sonraki günü iple çekecek, okullara bu duygu yüküyle gelecek. Benim 2053’e giden yolda pandemiden sonra öngörüm şudur. Okullar pasif öğrenme ortamlarından çıkıp panayır alanlarına dönecek inşallah.

Sonrasında ne mi olacak? Ne pisa sonuçları, ne de üniversiteye girme oranları bizi çok bağlamayacak. Okul gerçek hüviyetini kazandığı gün bizim eğitim diye bir sorunumuz da kalmayacak. Okul gerçek hüviyetine; müfredatı dayatmakla değil, okulları doğal yaşam alanı ve uygulama bahçelerine dönüştürerek kavuşacak. Bunun ne kadar zor olduğunu söyleyebilirsiniz. Haklısınız. Çünkü veliler var ve beklentiler akademik başarı üzerine… Bir ülkenin batışına en büyük işaretlerden birini paylaşayım sizinle.

Maalesef  anne ve babalar olarak taammüden çocuklarımızın, gençlerimizin yüreklerinden cesaret ve hayallerini  çalıyoruz.Cesaretlerini kırıyoruz.Cesaretlerini kırarken de mantığı öne sürüyoruz.”Adam gibi bir işin olsun, başımıza ressam mı olacaksın, çalgıcı mı olacaksın,bunları hobi olarak yap. Bunlar karın doyurmuyor, dünyaya bir defa geldin azıcık mantıklı ol. Bak deneme sınavlarında tıp fakültesini kazanacak puanlar alıyorsun. Bak bu puana yazık, puana yazık olacağına sana yazık olsun” diyor ve elimizde baltalarla çocuklarımızın hayallerini, cesaretlerini buduyoruz. Sonra ne mi oluyor. Cesaretin bittiği yerde esaret başlıyor. Kendini gerçekleştiremeyen mutsuz bireyler topluluğu oluşturuyoruz. 

Anne babalar bunu kötü niyetle mi yapıyorlar. Tabi ki hayır… En büyük problem de bu. Çocuk diyor ki ne yapayım ailemin isteği olsun puana yazık etmeyeyim kendime yazık edeyim diyor ve Tıp fakültesine gidiyor, okuyor, mezun oluyor. Sonra pazara gidiyor. Bu patates, bu soğan neden bu kadar pahalı? Azıcık araştırınca bakıyor ki tarımla ilgili özüne yatırım yapmayan ülke tohumu bile dışarıdan satın alıyor. Tarım için gerekli olan büyük mucitlik çalışması olmayan tüm teknolojiyi ithal ediyor. Sonuç olarak toprağa, öze yatırım yapan, doğru yöne kanalize edip çocuklarını geleceğe hazırlayan toplumlar önde giderken biz arkada izleri takip ediyoruz. İz bırakmak yerine iz peşinde olmak sonucu menfi gelecek demektir. Özünde kendi çocuklarımızın bireysel olarak hayatlarını garanti altına alırken, ülkenin altına da dinamit yerleştiriyoruz. Ülkemde sosyo ekonomik yapısı zayıf olan aileleri bir nebze anlıyorsunuz. Ama durumu iyi olan aileler de çocukları üzerinde bu refleksi sergiliyor. Durumu iyi olan ailelere sesleniyorum. Bırakın çocuğunuz bir Aziz Sancar olsun, buna müsaade edin. Müziğe sanata gitsin. Hepimiz işlemsel gücü yüksek çocuklarımızı tıpçı, hukukçu yapacaksak, Dede Efendi nasıl yetişecek?Bah’ı , Leonardo Davinci’yi nasıl yetiştireceğiz? Shekspear’ın bizde öğrenci olduğunu düşünsenize… Kalıba uymayan insanlar bunlar, kalıba sokmaya başladığınızda, dil bilgisi kurallarına uymadı, kompozisyonu kuralına uygun yazmadı, iki bilinmeyenli basit denklemleri çözemiyor, kesirleri bilmiyor diye sınıfta kalır okuldan uzaklaştırılırdı.

İnsanoğlunun en önemli ihtiyacı, diğer insanlar tarafından ANLAŞILMAK VE SEVİLMEKTİR. Bundan daha büyük bir ihtiyacımız yoktur, emin olun. Bir insan bulunduğu yerde, göründüğünü, bilindiğini ve sevildiğini hissediyorsa orada öğrenme gerçekleşir.

ÖZÜNE DÖN: İlahi kitabın ilk emri okumak eylemidir. Okumayan, araştırmayan, merak duygusu ölmüş bireylerden sağlıklı insan nesli yetişmez. Bir hocamızın kitap okumaya yönelik güzel bir anekdotu ile bitireyim.  Veli hocaya diyor ki” hocam bizim oğlana her akşam kitap okuyorum aylardır. Ancak bir kez olsun kendi kitap okumuyor”. Bir akşam hoca yakın tanıdığı olan bu adamın evine gidiyor. Ve çocuğa kitap okumasına şahit oluyor. Hocamız diyor ki” Adam çocuğun eline kitabı veriyor. Oradan kendi okumaya başlıyor. Lakin her dört cümlede bir aaa, diye esneyip duruyor. Bunu gören çocuğun aldığı sosyal mesaj, şudur: Babam bu işi yaparken ne kadar çok sıkılıyor belli ki, ben bunu yapmayayım”.

2021 penceresinden bakıldığında öğretmenlerimizin penceresinden görünenlerin bir kısmını önünüze serdim. Her birimize bu anlattıklarımı anlatmaya başladığınızda sorulacak soru şudur. İyi de kardeşim bunlar karın doyurmuyor? Benim çocuğum biyoloji okursa iş bulabilecek mi? Yaa, kardeşim sabaha çıkmaya garantin yok, sen neyden bahsediyorsun. Hala sigortalı bir işi olsun, garanti bir işi olsun, düşüncesindeyiz hepimiz. 

Burada 40-45 yaşını devirmiş olanlar şöyle bir hatıralarına dönsünler. Hepimiz elektriksiz, televizyonsuz bir evden, şuan naklen canlı yayın yapılan teknolojik aletlerin olduğu insana dönüştük. Bu işler olalı asırlar geçmedi…

En büyük handikabımız merkezi bir yönetim algısı ve müfredatı ile bütün ülkeyi disipline etmeye çalışıyoruz. Sadece Samsun ölçeğinde iki üç tane farklı ülke eğitim planlaması yapılabilir. Iraklılar, Afganlılar, Suriyeliler, Esmer vatandaşlarımız, Kırsal alan ve şehir merkezi…
Varın 2053’ü siz düşünün değerli meslektaşlarım.

Saygılarımı hürmetlerimi sunuyorum. Benden bu kadar, sürçü lisan ettiysek affola…

İrfan Ertav

Yorumlar (4)
merhaba 3 hafta önce
1453 den değil, 1453 ten diye yazılması gerekir.
Eğitimci 3 hafta önce
Onu doğru söylediniz. Uyarayım arkadaşları inşAllah. Teşekkür ederim.
Ali Gözüyanık 3 hafta önce
Dilinize, yüreğinize,kaleminize sağlık değerli hocam.
Tahsin NAS 1 hafta önce
Harika tespitler ve uygulanabilir özellikte güzel tavsiyeler verdiniz yine bu yazınızda da. Teşekkür ederiz gönülden, kaleminize sağlık Kıymetli Üstadım.
12
açık
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 27 57
2. Beşiktaş 26 57
3. Fenerbahçe 27 55
4. Trabzonspor 27 51
5. Hatayspor 27 46
6. Alanyaspor 27 43
7. Gaziantep FK 27 43
8. Karagümrük 27 41
9. Göztepe 27 36
10. Antalyaspor 27 35
11. Sivasspor 26 33
12. Konyaspor 26 32
13. Malatyaspor 27 31
14. Kasımpaşa 27 29
15. Kayserispor 26 28
16. Rizespor 27 28
17. Başakşehir 27 26
18. Erzurumspor 27 26
19. Ankaragücü 26 23
20. Denizlispor 26 21
21. Gençlerbirliği 26 21
Takımlar O P
1. Giresunspor 24 53
2. Samsunspor 24 50
3. İstanbulspor 25 47
4. Altınordu 24 44
5. Adana Demirspor 24 42
6. Altay 24 41
7. Tuzlaspor 24 41
8. Ankara Keçiörengücü 25 40
9. Bursaspor 24 34
10. Bandırmaspor 24 31
11. Ümraniye 24 31
12. Adanaspor 24 26
13. Boluspor 24 26
14. Menemenspor 24 26
15. Balıkesirspor 24 25
16. Akhisar Bld.Spor 24 19
17. Ankaraspor 24 15
18. Eskişehirspor 24 7
Takımlar O P
1. Man City 27 65
2. M. United 27 51
3. Leicester City 27 50
4. Chelsea 27 47
5. Everton 26 46
6. West Ham 26 45
7. Liverpool 27 43
8. Tottenham 26 42
9. Aston Villa 25 39
10. Arsenal 26 37
11. Leeds United 26 35
12. Wolverhampton 27 34
13. Crystal Palace 27 34
14. Southampton 26 30
15. Burnley 27 29
16. Brighton 26 26
17. Newcastle 26 26
18. Fulham 27 23
19. West Bromwich 27 17
20. Sheffield United 27 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 24 58
2. Barcelona 25 53
3. Real Madrid 25 53
4. Sevilla 24 48
5. Real Sociedad 25 42
6. Real Betis 25 39
7. Villarreal 26 37
8. Granada 25 33
9. Levante 25 32
10. Athletic Bilbao 24 30
11. Valencia 26 30
12. Celta de Vigo 25 30
13. Osasuna 25 28
14. Getafe 25 27
15. Cádiz 25 25
16. Eibar 25 22
17. Real Valladolid 25 22
18. Deportivo Alaves 25 22
19. Elche 24 21
20. Huesca 25 20