ÖSYM tarafından yayımlanan 2018-YKS Sonuçları Ön Değerlendirme Raporuna göre: TYT'de sınavı geçerli olan 2 milyon 260 bin 273 adayın testlerdeki ortalama doğru cevap sayıları şöyle:
Türkçe 40 soruda 16,179 ortalama,
Sosyal bilimler 20 soruda 6,003 ortalama,
Temel matematik 40 soruda 5,642 ortalama,
Fen bilimleri 20 soruda 2,828 ortalama.
AYT'ye girip sınavı geçerli kabul edilen 1 milyon 877 bin 568 adayın ortalama doğru cevap sayıları ise şu şekilde:
Türk dili ve edebiyatı 24 soruda 4,743 ortalama,
Tarih-1 10 soruda 1,617 ortalama,
Coğrafya-1 6 soruda 2,271 ortalama,
Tarih-2 11 soruda 1,465 ortalama,
Coğrafya-2 11 soruda 2,856 ortalama,
Felsefe grubu testinde 12 soruda 2,017 ortalama,
Din kültürü ve ahlak bilgisi veya ek felsefe grubu testinde 6 soruda ortalama 2,098,
Matematik 40 soruda ortalama 3,923,
Fizik 14 soruda 0,467 ortalama,
Kimya 13 soruda 1,109 ortalama,
Biyoloji 13 soruda 1,669 ortalama.
Bu sonuçlarda emeği olan herkesten Allah razı olmasın. Eğitimin geldiği son nokta… Sistemin… Öğretmenlerin… Öğrencilerin… Velilerin… Suç kimin? İflas yeni bir başlangıç olabilir mi? Kriz fırsat mıdır? Bu yeni bakanımızla göreceğiz inşallah.
Her mesleğin kendi içinde çürükleri olabileceği gibi bizim mesleğimizin de kendi içinde çürükleri vardır. İyi olmayan doktor gibi, polis gibi iyi olmayan öğretmen de vardır. Bir alandaki başarısızlık o alandaki herkese ait değildir. İşini iyi yapan, aldığı paranın hakkını veren, işiyle ilgili alın teri döken, kendisini güncelleyen ve yenileyen, işini seven… Bunlar ne kadar da uzak kelimeler olmuş bize. Bu bütün meslekler için geçerlidir. Mutsuz çalışanlar ülkesi olmuşuz. Hep sinir, hep asık surat, hep ben haklıyım bakışı, hep ters cevap… İşinden kaçan, işini yarım yapan ve sevmeyen, olduğu gibi kalan ve kendisini mesleki olarak bir adım öteye götürecek değişimlere ve yeniliklere açık olmayan… Mutsuz ve yaptığı işi sevmeyen insanlar ülkesinde bu tür sonuçlar da gayet normal kabul edilmelidir.
Suç kimin? Öğretmenin itibarını sıfıra indirenlerin mi? Bu mesleği değersizleştirenlerin mi? Öğretmeni öğrencinin ve velinin maskarası yapanların mı? Sürekli sistem değişikliği yapanların mı? Öğrencisiyle ilgilenmeyen ve vazifesini layıkıyla yerine getirmeyen öğretmenlerin mi? Öğrencisini sadece okula göndermekle velilik misyonunu yerine getirdiğini düşünen anne babaların mı? Cep telefonunu, bilgisayarı ve tableti öğretmeni olarak gören ve onlarsız bir an bile geçirmeyen çocukların mı? Okullardaki her türlü sosyal etkinlikleri rafa kaldıranların mı, sportif müsabakaları gereksiz görenlerin mi? Okulu sadece ders, öğretmenleri ise sadece test çözücü olarak kabul edenlerin mi?
Sosyal yönden zayıf, sportif yönden güçsüz, alt sınıflardan itibaren depresyon hapı kullanan, değerlerinden uzak, yeteneklerinden habersiz, özel derslerin, kursların ve dershanelerin müdavimi çocuklar! Ufku köreltilmiş, hayal dünyası talan edilmiş, özgür düşüncesi hadım edilmiş,hep birilerine bağlı kılınmış çocuklar: öğretmene, tablete, akıllı tahtaya...
Az ders çok etkinlik olmalı… Cep telefonu tamamen yasaklanmalı… Öğretmenin okullardaki gücü arttırılmalı… İnanıyorum ki kendisini güvende hisseden ve kafası rahat olan öğretmen elini taşın altına koyacak bütün olumsuzluklara rağmen ortadaki bu başarısızlığın kalkması için çaba harcayacaktır. Haksız atamaların önüne geçilmelidir. Adamı olan atanıyor. Hava alanlarında vekil bekleyenlerden, siyasi parti üyelerinden atama için medet umanlardan hayır gelmez. Bunu kendimden biliyorum. Kaç defa mülakata girdim hepsinde de birilerini görmediğim için atanamadım. Birilerini görüp de atananlar ise bugün bu başarısızlığın en büyük mimarlarındandır diye düşünüyorum. Çünkü makam öğrenciden daha önemlidir. Oraya oturalım da sırtımızı birilerine dayayalım da anlayışı ve güveni onlarda çok fazladır. Bir de eleştiriye açık olmayan bir güruh var. Bizler bu eleştirileri yapmak zorundayız. Benim görmediğimi sen görebilirsin, senin görmediğini ben görebilirim. Bu şekilde bakmıyor kimse; herkes tenhada sövüyor yüz yüze geldiğimizde ise övüyor.
Liyakat ön planda tutulmalıdır. Bu liyakat birilerinin paçalarına asılmak değildir. İyiyse hangi sendikalı, hangi partili olduğunun bir anlamı yoktur. Ona gönül rahatlığıyla o koltuğu vereceksin. Düşünün ki hizmet içi eğitimlere bile adamı olan gidiyor. Şube müdürlüğünde yazılı ve mülakatı kazandığım halde atanamadım. Ama tepeden direkt atananları görünce üzülmüyor değilim hani. Ama yine de küsmüyorum devletime. Bizler her şeyden önce öğretmeniz. İlk işimiz bu, asıl…
Çalışan ve başarılı olan öğretmenler idareciler bir şekilde pozitif ayrımcılığa tabi tutulmalıdır. Bunu maddi ve manevi olarak söylüyorum. Başarısızlık durumunda o kurumun başındakiler hesap vermelidir. Sistemle bu kadar çok oynanmamalıdır. Bu sene sınava giren adaylar en çok da bu değişikliklerden etkilendi. Ve sınav en geç mayıs sonunda yapılmalıdır.
Ve biz öğretmenlere gelelim. Her ne olursa olsun bu öğrenciler üzerinde birinci derecede tesirli olanlarız. Bizler işimizi iyi yaparsak istediğimiz neticeleri de alabiliriz. Bunca olumsuzluğa rağmen… Okuldan kaçmaktan çok okulda kalmayı… Dersi boş geçirmektense dersi dolu dolu işlemeyi… Öğrencileri kendimizden uzak tutmaktansa onlarla yakından ilgilenmeyi… Birilerinden başarı belgesi, maaş ödüllendirmesi vb. şeyleri beklemektense vicdani takdiri almayı yeğlememiz gerek. Bir öğrenci oynadığımız okeyden daha önemlidir. Biliyorum bir sürü sıkıntı var, kabul ediyorum bunları da. Öğretmenin itibarının herkesin gözünde düşürüldüğünü de görüp yaşıyorum. Ama o düşen itibarı yerden alacak olanlar da yine bizleriz. İnandığı davayı nefsinde yaşamayan samimi değildir. Bunu bir dava olarak görmeliyiz her türlü beklentiden uzak bu davanın icabını yerine getirmeliyiz.
Bir de kitap okumayı… Bizler de okumuyoruz. Örnek olamıyoruz. Altını çizerek söylüyorum okumayan öğretmenler varsa bir toplumda başkasına niye kitap okumuyorsun demenin de anlamı yoktur. Önceliğin bizde olması lazım çünkü bizler milyonlarca öğrencinin karşısında olanlarız.
Bir insanı kazanmaktan daha yüce bir şey yoktur. Bizler kalbe tesir edenleriz. Akla girenleriz. Bunun farkında olmalıyız. Her türlü anarşik, terörist düşünce ve teknolojik araç gereçler çocuklarımızın beynini ele geçiriyor ve onları ailelerinden kopartıyor ülkesine ve milletine düşman haline getiriyor, kendilerine ise bağımlı kılıyorlar. Biz onlar kadar da olamıyoruz. Onlar canlı bomba yapacak kadar çocukları gençleri etkileyebiliyorlar bizler ise İstiklal Marşımızı dahi okutacak kadar bilinçlendiremiyoruz.
Tefekkür şart. Dosdoğru olmak ise şartoğluşart.

KAPTAN 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.