Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bazı insanlar zamanın içinde yuvarlanıp bazıları kavrulup bazıları da akıl yürüterek gidiyorlarmış. Tabii bu akıl yürütenler zamanın dışına çıkanlarmış... Zaman üstü adamlarmış... Zaman zaman içinde konumdalarmış...

Yuvarlanıp ve kavrulup gidenler akıl yürütenleri hiç mi hiç anlamamışlar. Ne de olsa onlar suya sabuna dokunmayan kimselermiş, etliye sütlüye de hiç karışmazlarmış, ama temizlenirken su ve sabun, yiyip içerken de süt ve et ellerinin altında olurmuş, adeta olmazsa olmazlarıymış. Su ve sabun ile mis gibi kokarlamış, et ve süt ile de göbek yaparlarmış. Akıl yürütenler için ise su, sabun, et, süt akıl melekelerinin araçları imiş. Ve ne yazık ki bu arkadaşlar her zaman zamanla anlaşılıyorlarmış. Zamanla derken yüz yıllar sonra yani...

Eee ne diyor Orhan Veli bir şiirinde bizi teyit edercesine: '... Zamanla anlıyor insan dünyayı...'

Söz gelişi yüz yıllar sonra anlamış insan, dünyanın iki öküzün boynuzları arasında ya da üstünde olmadığını, sonsuz boşlukta yüzdüğünü... Ne gariptir, Orhan Veli de ‘’bir garip Orhan Veli’yim’’ der bir şiirinde ama onunkisi farklı anlama geliyor, şimdilerde bir insanoğlu çıkıp yüz yıllar önce insana anlamlı gelen ‘dünya iki öküzün boynuzları üstündedir.’ iddiasında bulunsa insanlardan şıpıdık ‘ÖKÜZ OĞLU ÖKÜZ!’ karşılığını alır. Ne garip değil mi?

Biliniz ki Nazım HİKMET'in şiirinde ifade ettiği üzere 'bir avuç hergelenin ayakları altında çırpın'mayacağını da yüz yıllar sonra anlayacaktır insanoğlu.
Ve anlayacaktır insanoğlu yüz yıllar sonra bir avuç hergelenin avucunda oyuncak olduğunu, artık olmayacağını... İnsanın anlama evriliş serüveninde ödediği bedeldir zaman aslında... Yüz yıllarını verir insan zamana, karşılığında da al sana gerçek ve anlam...

VE ŞAHSIMIN SÖYLEDİĞİ GİBİ YÜZ YILLAR SONRA ANLAYACAK İNSANOĞLU İKİ DUDAK ARASINDA OLMADIĞINI VE OLAMAYACAĞINI... 9 AY İNSAN KARNINDA DURAN, SINIRLANDIRILAN, SONRA İNSANDAN DOĞAN İNSAN, BİR İNSANIN İKİ DUDAĞINA ASLA KENDİSİNİ HAPSETMEYECEKTİR... İNSAN, YÜZ YILLAR SONRA ANLAYACAKTIR İKİ DUDAK ARASINDA SIKIŞTIRILMIŞ BİR DOSYA OLMADIĞINI... O ZAMANLARDA MAKİNALARDA OLACAK SIKIŞTIRILMIŞ DOSYALAR...

NASIL Kİ
İKİ ÖKÜZÜN BOYNUZLARI ARASINDAN KURTARILMIŞSA DÜNYA
ELBETTE İKİ DUDAK ARASINDAN DA KURTARILACAKTIR HEM DÜNYALI HEM DÜNYA...



Kafka’nın ‘az insan, az eşya’ sözünün izini sürersek şunu diyebiliriz: Anlamak için önce hafiflememiz lazım. Bunun için de aklımızı başımıza almamız için tek başımıza kalmamız, kendimize zaman ayırmamız ve soluklanmamız gerekiyor ve malı-mülkü-koltuğu bir kenara bırakmamız... Yoksa halimiz harap, zamanımız berbat olur... Benden demesi... Uğur MUMCU’nun şu güzel, yol gösterici ve anlamlı sözü ile bitirelim yazıyı:

‘Kafalarımızdaki demir parmaklıkları söküp atmadan, vicdanlarımızdaki kelepçe şakırtılarını susturmadan ne demokrasi olur ne hukuk devleti ne şu ne bu....’

Nice anlamlı yıllara...

Saygılar...

Bilgilendirici Not: Yazı, anayasanın 26. maddesine güvenilerek kaleme alınmıştır.

Yazının Kapsamı:
Yazı, dünyayı kapsar. Dünyalılara seslenir. Gelmiş geçmiş, gelecek dünyalılardır kastetilenler. Kesinlikle bir kişi, kurum, kuruluş hedefte değildir.

Yazı, dokuz doğurmakta ve çocuklar gibi uçurtma uçurmaktadır.

İnsan insan içinde bir yazıdır. Ve yayımlanmasıyla insan içine çıkmıştır...

Yusuf SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.