Rapçiler ne diyordu: ‘Susamam!’

Ama sustuk, susuyoruz, susacağız.

Ne yazık ki!

Değişmeyecek bu.

Doğanın bir kanunu gibi... Üstümüze adeta yapıştı.

Ve yaka silkiyoruz ama elimizden de bir şey gelmiyor.

Üç maymunuz aslında. Maymundan geldiğimizi birisi çıkıp söylese aslan kesiliriz kükreriz, esip gürleriz. Üç maymun oluşumuza miyavlayan bir kedi dahi yok. Herkes kuzu gibi...

Lakin siyasi goygoyculukta, şovenizmde üstümüze yok. Aşık atarız devamlı.

Anlamadığımız ise üstünlüğümüz insan olabilmek ve kalabilmek...

Üstüne üstlük insanlık adına her türlü duyguyu, düşünceyi ve değeri yazıyoruz, çiziyoruz, oynuyoruz ama bir türlü sadede gelemiyoruz. Keşke öküzün değil de özün altında buzağı arasak...

Teorimiz var, pratiğimiz hak getire!

Resmen insanlığı kuruttuk, çöle çevirdik.

İyi bir insan görünce vaha gibi geliyor hepimize.
Ama o vahayı görüp vaha olamıyoruz. Yine çöllerimize rücu ediyoruz.

Çünkü orası cezbediyor.
Çünkü orasının alıcısı var.
Çünkü hayat oraya göre tanzim edilmiş.
Vaha göz alıcı, çöl göz boyuyor.
Yani vaha dışınızda, çöl içinizde...
İçselleştirdiğiniz işe yaramaz bir çöl aslına bakılırsa...
İşte iki arada bir derede kalmışlığı sıkça yaşıyoruz, gelgitlerden kurtulamıyoruz, başımızı kaldırıp da gökyüzüne bakamıyoruz, varsa yoksa yeryüzü ve kendimizi o çöle teslim ederek geçip gidiyoruz. Kaydıraktan kayar gibi... Birkaç saniyeyi sonsuzluk ile değişiyoruz.

Saniyelik dünyada her daim -mış gibiyiz.
Birbirimize benziyoruz.
Benzemeyenleri benzetiyoruz.
Kendini zorlayanların anasından emdiği sütü burnundan fitil fitil getiriyoruz.
Onları çaresiz, yorgun, bıkkın bırakmakta üstümüze yok.
Bezdirme, yıldırma da cabası...

Sözüm ona kişiliğimizden (!) taviz vermiyoruz, keskiniz, sapına kadar, hakkımıza dokunan olursa, özgürlüğümüzü sınırlayan olursa, yani damarımıza basılırsa avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz. Milleti ayağa kaldırıyoruz. Başkalarının özgürlüğü, hakkı, hukuku olursa bunların üstünde at koşturuyoruz. Ya da sırtımızı dönerek yan gelip yatıyoruz.

Ve ey kendine müslüman a,b,c,d vs. cenahı, siz böyle oldukça birileri sizlerin yüzünden kendini yaşayamıyor. Siz, insanlardan kırpa kırpa sefa sürerken çoğunluk dünyanın cefası altında kendine gelemiyor.

Ey zengin, zenginliğin fakirin hakkıdır. Siz haklarınızı geniş tutmaya devam edin, çoğunluğun bu dünyadaki hakları o kadar dar ki zaten daralıyor bu çoğunluk sizlerin yüzünden. Bunalıyor bu çoğunluk. Sizler, bu çoğunluğa darboğazı yaşatıyorsunuz. Dünyadan bir fani olarak geçerken iğne deliğinden geçer gibi oluyorlar. Ama hissetmiyor ve anlamıyorsunuz. Anlamazsınız da... Aman sizin haklarınız, aman sizin özgürlüğünüz, aman sizin gücünüz, aman sizin kızınız, aman sizin oğlunuz, aman sizin sefanız, aman sizin rahatınız çalınmasın. Lakin siz, rahatınız için Furkan gibi gençlerin hayatını çalıyorsunuz. Siz, her cenahtansınız. Sizin, bence bir kimliğiniz yok. Siz, varsa yoksa hep bana hep banacısınız ve kendinize müslümansınız. Bu kadar net! Bu kadar açık!

Furkan Celep, bu ikiyüzlü düzenin içine sığışamadı. Kendini yeryüzüne sığdıramadığı için de gökyüzüne uçup gitti. Bu sefer gökyüzüne yeryüzünden bir yıldız kaydı.

Zaten sizlere kendiniz dışında herkes fazla gelir. Çoğunluk sizin için fazlalıktır. Felsefeniz de onlara dünyayı dar etmektir. Kurduğunuz düzen zaten hep bu felsefeye göre çalışır ve kurgulanır. Nasıl olsa bizler figüranız. Her alanda bu figüranlığın altında acı çekerken sessiz kalışları, göz yumuşları izlemekten bıktık zaten. Ve sustuk, sustuk, sustuk.

O çoğunluk hep suskundur aslında hep suskun.

O çoğunluk Oğuz Atay tabiri ile tutunamayanlardır.

O çoğunluk insan kalabilmek için çabalayan ama en sonunda karın tokluğuna hayatı yaşamaya çalışanlardır. Sizler, onlara her gün lümpen der geçersiniz. Ama lümpenlikleri sizlerin düzenin bir dayatması ve zorlamasıdır. Onları önce çileden sonra insanlıktan çıkardınız. Lakin hala farkında bile değilsiniz. Ya da farkındasınız üç maymunu oynuyorsunuz.

Ama Furkan Celep öyle bir mektup bıraktı ki okudukça okuyun ve utanın...

Okudukça okuyun ve irkilin...

Furkan rahat uyusun mezarında lakin sizler sefa ettiğiniz mekanlarda rahatınız kaça kaça uyuyamayın...

Siz kimsiniz öyle mi?
Siz, bence her dönem her kılığa girebilen, şu ya da bu diyemeyeceğim insan tipisiniz.
Evrimin son halkası sizsiniz güya. Gelişmişi (!) sözüm ona.
Hayır, evrimin en bayat olanısınız.

2000’lerin başında Yavuz Çetin şöyle diyerek gitti:

‘... Benden bir ruhsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden bir uyumsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden sizden biri yaratmayı
Nasıl başardınız
Yaşamak istemem artık aranızda...’
2020’lerde ise Furkan Celep Yavuz Çetin’in sözlerine benzer sözler ile gitti:

‘... Zaman geçtikçe kendi kişiliğimden ayrılmaya başladığımı hissediyorum... Kendi özümü ve yeteneğimi öğrenemedim...’

2020’lerde yaşamaya devam eden bizler ise kimlere mi kaldık? Yaşar Kemal ses veriyor:

‘o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.’

Dolaşın hayatı, görürsünüz.

Neyse nerede kalmıştık?

Çocuklarımız nasıl kendi olur?

Pardon, pardon... Çocuklarımız nasıl iş, ev, araba, güzel bir eş sahibi olur?

Yeryüzünün kötülüklerinden gökyüzüne sığınan genç adam, ruhun mutlu olsun...

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN

 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Meçhul 4 hafta önce

Sayın Yusuf SEVİNGEN; Büyük oranda size katılmakla birlikte,Furkan CELEP'i adete kahraman gibi göstermenizi tasvip etmiyor, gençler için kötü örnek teşkil ettiğinin kanısındayım.Ayrıca Furkan yaşı itibari ile kimlik bunalımı yaşamış da olabilir,olayın etraflıca tahlil edilip ortama sunulması lazım,aksi duygusal insanları çıkmaza sürükleyebilir,bu da gelecek de istenmeyen sonuçlar doğurabilir.
Saygılarımla