O kadar işgüzar var ki şu yaşamda!

Oooooooo! Ooooooooooooooo! Oooooooooooooooooooooo!

Anlatılmaz, yaşanır.

İnsanların yaşamlarındaki her alana, genel-özel demeden karışma sevdalıları bu kardeşlerimiz...

İnsanların yaşamlarına karışma meftunu olmuşlar.

Öyle ki insanlara yaşayacak bir boşluk bile bırakmıyorlar.

İnsan olarak Allah’a şükrediyorum şöyle ki o yüce yaradan insana yaşaması için sonsuz bir boşluk bırakmış.

Ne kadar güzel ve özel değil mi?

Her neyse...

TDK, yazımızın başlığının uyarlandığı ‘işgüzar’ sözcüğünün dökümünü şöyle yapmış:

işgüzar
 
Türkçe iş + Farsça -guẕār

1.sıfat Gereği yokken, genellikle kendini göstermek için işe karışan (kimse).
2.sıfat, eskimiş Eli işe yatkın, becerikli (kimse).

Evet, yaşamlarımız üzerinde kendisini karar mercisi gibi görenler var.
Zira adam kendisine dev aynasında öyle bir bakıyor ki öyle bir bakıyor ki bir de bakıyorsunuz ki adam her şeyin en doğrusunu bilen ve herkes onun dediğine uyacak modunda ve pozisyonunda.
Bu adamlar yaşamımızdaki her noktaya karışmayı kendilerine adeta adet haline getirmiş.
Hatta bazen dozunu da hızını da ölçüsünü de kaçırıyorlar. Şimdi ifrat diyeceğim, hemen onu karıştırma diye mukabele falan edecekler, eminim bundan.
Ve bu kişilere en çok maruz kalanlar ise ne yazık ki kadınlarımız oluyor.
Kadınlarımızın oturmasına kalkmasına, giyimine kuşamına, çalışıp çalışmayacağına, kaç çocuk doğuruacağına, ne şekilde doğum yapacağına,  nasıl ve nerede güleceğine varıncaya kadar yaşamının her alanına müdahale etmek istiyorlar. Sanırım bu kardeşlerimizin amacı, yaşamın her yerinde kendilerini göstererek var olmak. Fakat nafile bir çaba. Bu,  im-kan-sız.
Bunu çoğu zaman İslami ya da dini bir kılıf ile gerçekleştiriyorlar. Hepimiz bunu biliyoruz. Çünkü bakınca böyle olduğunu görüyor ve anlıyoruz.
Vay efendim neymiş, dedikleri olmazsa şöyle şöyle kötü olurmuş. Yani, dediklerinin tersi bir tercih olunca hakkınızda kötü senaryo çiziyorlar. Bazen bu kötü senaryoları genele yayıyorlar. O derece...
Bak değerli kardeşim, sen kendi olmak istediğini dayatıyorsun, empoze ediyorsun başkalarına. Halbuki kimse sen olmak zorunda değil, sen de kimse olmak zorunda değilsin.
Değerli kardeşim, sen, sen ol. Sana karışan yok. Ama sen sen ol, kimseye karışma!
Şöyle aklıselim düşünürsek aklından geçirdiklerinin olmayacağı aşikar zaten.
Çünkü insanın kadını da erkeği de kendisi olmak istiyor, başka birisi değil yani. Öyle bir durumda zaten insan bedenen senin gibi görünür, sen de bundan haz alırsın ama o insan ruh olarak asla bedende görünen değildir. İşte tam da bu noktada beden-ruh çelişkisi ortaya çıkıyor ki bu kimlik karmaşası ya da bocalaması olarak insanı sıkar, sıkıştırır ve bunaltır. Bazen de takiyeye ve ikiyüzlülüğe yol açar. Ne kadar kötü ve çirkin hasletler değil mi?
Onun içindir ki insanların yaşamlarına yönelik şu dayatmacı üslubu, öğretiyi, anlayışı ve bakışı bırakalım. İnsan, bu yaşamın kendisi için anlamını kendi kendine bulsun. Ona bu fırsatı vermek gerekir. Yoksa cüziiradenin bir anlamı kalmayacak. Herkes A şahsının dediği gibi baksın, görsün, anlasın, yaşasın, olsun ve bitsin. Bunun olması mümkün mü sizce? Gerçi insan bu şekilde bir yaşam sürdürürse olmaz zaten ama neyse... Ve biliniz ki bu yaşamda,  insanın içinde hep bir ukde zinciri var olacaktır. İnsanı yaşamda başkalarına mecbur ve mahkum bırakan...
Bu bağlamda son günlerde kadınların yaşamlarına ‘aile’ kılıfını kullanarak müdahale etmek isteyenleri görüyoruz.
Ve diyoruz ki:
‘Aile bahane,  yaşamlara müdahale şahane!’
Değerli kardeşim, hala anlamıyor musunuz herkes sizin gibi bakmak, görmek, anlamak ve yaşamak zorunda değil. İslami ya da dinsel birtakım argümanlar kullanarak bunu bir zorunluluk haline getirmeyiniz. Kadın dilerse evlenir, dilerse evlenince çalışır ya da çalışmaz, dilerse kızların gittiği liselere gider, dilerse gitmez, dilerse başörtüsü takar, dilerse takmaz, dilerse kahkaha atar, dilerse tebessüm eder, dilerse doğurur, dilerse doğurmaz. Yani,  her insan gibi kadın da özgürdür. Yani,  her insan gibi kadına da cüziirade verilmiştir. Yani,  her insan gibi o da kendisine verilen bu cüziiradeyi kullanma özgürlüğüne sahiptir.
Eğer insanların yaşamlarına müdahaleyi seviyorsanız, insanların yaşamları üzerinde ahkam kesmekten haz alıyorsanız o zaman size bir tavsiyem var:
GİDİN, KENDİ ÇOCUKLARINIZIN YAŞAMLARINA MÜDAHALE EDİN. BAKALIM EDEBİLİYOR MUSUNUZ? EDEMEZSİNİZ. ÇÜNKÜ İNSAN FITRATINDA CÜZİİRADE DİYE BİR NİMET VAR. VE İNSANDA BU NİMETİ KULLANMA İÇGÜDÜSÜ VE DÜRTÜSÜ VAR. EEE O ZAMAN...
Bu bağlamda aşağıdaki bağlantı adresine gidip oradaki videoyu izleyiniz derim. Belki dediğimi anlarsınız.
https://twitter.com/i/status/1148695134227304449
Ve hala insanların yaşamları üzerinde ahkam kesmek istiyorsanız, kendinizi bu konuda tutamıyorsanız, o zaman size yine bir tavsiyem var:
GİDİN, KIT KANAAT GEÇİNEN  AİLELERİN EVLERİNE VE ORADAKİ KADINLARA ‘AİLEN YIKILACAK, ÇALIŞMA KIZIM!’ DEYİN BAKALIM. ALDIĞINIZ CEVAP NE OLUR SİZCE BU DURUMDA. İŞTE O CEVAP, SİZİN BİR ŞEYE KAFA YORMANIZIN YOLUNU AÇACAKTIR. BU İNSANLAR NEDEN KIT KANAAT GEÇİNİYOR? BUNUN CEVABINI ALMAK İÇİN İSE ALİ ŞERİATİ’NİN ‘EBU ZER’ KİTABINI OKUMANIZI SALIK VERİRİM.
Bu bağlamda aşağıdaki bağlantı adresi üzerinden söz ettiğim bu kitabı satın alabilirsiniz.
https://www.kitapyurdu.com/kitap/ebuzer--butun-eserleri3/103305.html
 
Sonuç olarak şunu demek istiyorum. Lütfen, sadede gelin. Siz olmadan da ben olmadan da sizin fikirleriniz olmadan da benim fikirlerim olmadan da bu dünya olur, bu insanlar yaşamlarını sürdürebilir. İnsanların bize değil, kendilerine yani özlerine yani ruhlarına ihtiyaçları var.  Evet, bir şey olmazsa insan olmaz, o da insanın düşünmemesidir. Descartes boşuna ‘düşünüyorum öyleyse varım.’ dememiş yani. Bizler ancak insanı  düşünmeye sevk edebiliriz ve ona bakması, görmesi, anlaması, yaşaması için bir pencere açabiliriz. Asla ama asla insanların yaşamları üzerinde ‘şu günah, bu bilmem ne!’ diyerek hükümran olamayız. Buna asla hakkımız yok.  Olursak boşuna kürek çekmiş oluruz, işgüzarlık yapmış oluruz, ideolojik ya da inançsal boyutta haz alırız ama beyhudedir bütün bunlar ve en önemlisi gereksiz olanlardan sıyrılıp asıl konulara gelemeyiz, gereksiz olanda boğuluruz,  sadedi unutur işgüzarlığı adet haline getiririz ki bu gelecek zamanlara kötü miras olacaktır. Düşünsenize her gelen sizin tarzınıza sahip olsa?

Ve şunu da bilmenizi istiyorum. Din her şeye kılıf yapıldığı için insanlar artık şöyle düşünüyorlar:

‘Yine dinden bahsediyor. Bu sefer hangi amacı için kullanacak acaba?’

Bu düşüncenin de müsebbiplerisiniz o zaman...

İSTEK: İNSANLARA KARIŞARAK ONLARI BİR  DARBOĞAZA VE ÇIKMAZA SOKMAYINIZ... İKİ ARADA BİR DEREDE BİR YAŞAM SÜRDÜRMESİNLER...

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Bravo 4 ay önce

Dikkatimi şunlar çekti:1- Yazar resmini kullanmıyor, bravo 2-Yazarlar arasında en çok yazısı olan yazar, bravo