Toplumumuz da gün geçtikçe yalnızlık oldukça sık görülen bir hastalık haline geldi. Bireyler ve aileler arasındaki kopuk yaşam topluma damga vurdu. Günümüz de bireyler arasında ki iletişim eksikliği gün geçtikçe kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Özellikle ailelerde eşler ve çocuklar arasındaki iletişim bozukluğu toplumsal sorunlara yol açmaktadır. Bugünler de sıkça görsel ve yazılı basında intihar gibi kendi yaşamına son veren olaylara çok sık rastlar olduk. Bu elem verici olaylar da dikkat çeken bir durum ise intihar ederken aile bireylerini de ölüme sürüklemeleridir ki bu durum incelenmesi gereken sosyal ve psikolojik bir hal almıştır. Geçmiş dönemlerde intihar münferit bir haldeyken şuan toplu yapılan bir eylem haline gelmiştir. En önemli sorun ise toplumda bu gibi elem veren olayların artık normal bir tasvirde görülmesidir. Bu düşünce tarzı çok tehlikeli toplumun bakış eğiliminin ne çabuk değiştiğini gözler önüne sermektedir. Peki, bu bakış açısı çok hızlı nasıl olurda toplumun değer yargılarını ve ahlaki değerlerini bir çırpıda değiştirir. Bunu anlamak için yaşam merhalesin de ne gibi devimler geçiriyoruz bunu irdelemek gerekmektedir.
Son yıllar da yaşam kalitesinin artığı ve istenilen bir emtianın alımının kolay olay olduğu bir dönemde insanların bir yaşam kalitesi oluştu, bu yaşam şekli toplumun dokusuna kadar yerleştiği düşünüldüğün de bireylerin isteklerine ulaşma kolaylığı bir yaşam şekline dönüştü. Ekonomik parametreler değişse de birey bu yaşam kalitesinden ödün vermemekte bu da onun gelir gider dengesi üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Toplumda artık birey kendi kendine yetebilir algısı yerleşti. Geçmiş dönmelerde bir yardımlaşma imece vardı. Şuan günümüz de toplumda duyarsızlık bir birini tanımama ve yabancılaşma sendromu oluştu. Açık bir dille ifade edersek dini ve etik kurallardan uzaklaşıp kısa yoldan köşeyi dönme toplumun her kesimine yayıldı. Bunu yaparken bireyler bir biri üzerine basarak ve bir avcı edası ile avlayarak günü kurtarma derdine düştü. Bireyler kendilerinden başka hiçbir şeyi düşünmez oldu. Yeter ki yaşam kalitesin de düşüşler olmasın. Bu o kadar kötü bir durum ki insanlar bir birlerini ticari bir emtia olarak görmeye başladı. Sosyologların ve psikologların bugünlerde en büyük sorunu bireyin yalnız başına faaliyetlerde bulunup toplum çıkarları dışında kendi çıkarını her şeyin üzerinde tutma isteğidir.
Modern hayatın getirdiği kolaylıkların yanın da yaşamın ikamesi sağlanırken bunu en üst noktadan yapma isteği bireyleri insanlıktan çıkarıp makine haline getirmiş kendini düşünen birer insan halini almıştır. Bu daha fazla kazanma isteği yanın da yabancılaşma ve hırslı bir yaşamı da getirmektedir. Eskiler de bu işler böyle yürümüyordu. Komşusu açken kendisi tok yatmak bir ayıptı. Bugünler de ise aynı apartman da komşusunun ismini dahi bilmeyen bir toplumuz. Ne çabuk bu kadar dejenerasyona maruz kaldık ta toplumumuz hissiz bir yapıya büründü düşüncesi aklımdan çıkmıyor. Toplumun bir değer yargıları vardı. Bunlar dini motiflerle bezenmiş ve ahlaki kurallarla insancıl duygularla beslenen yapımızın yerini daha fazla kazma hırsı ile yer değiştirdi üzülerek söylüyorum. Şimdilerde siyasi köşe kapmaca, kolay para kazanma ve buna benzer birçok argümanlar karşımıza çıkıyor. Sağlıklı topluma ihtiyacımız var bir birine yardım eden, toplum içinde zor durum da olan bireye şefkatle el uzatmak maalesef ki bu değerlerimiz yok oldu. Toplumu bölen siyasi düşünce skalası radikal siyaset anlayışı toplumu erozyona uğratmıştır. Siyasi düşünce sandık başına kadar gidip görevini yapmakla bitmeli. Toplum kimin yöneteceğine karar verdikten sonra toplum içinde siyasi kaygılar bitmeli ve toplumun faydasına olan işlerle iştigal olunmalı derim. Siyaset bir rant mekanizması olmamalı ve toplum buna adapte olup kolay para kazanma yolunu seçmeyecek örnek siyasi karakterler olmalıdır.
Günümüz de insanın yalnız kalması ve hırsları için bir takım geri dönüşü olmayan yollara girmesini engelleyen en büyük fren mekanizması toplumdur. Toplumun tekrar sağlıklı, şefkatli, dini öğretilere ve ahlaki kurallara dönüşü sağlanmalı insanların yalnız olmadıkları hissettirilmelidir. Bu konuda devlet daha aktif olmalı siyasi düşünceden çok insan odaklı bir çalışma ile desteklenmelidir. Günümüzün kronik hastalığı olan iletişim bozukluğu ortadan kaldırılmalı ihtiyaç sahipleri ve mağdurlara daha çok kulak verilmelidir. Bizi Avrupa toplumlarından ayrına en büyük özellik aile ve toplum kavramıydı. Bu özelliğimiz kaybetmeyelim. Yunus Emre’nin söylediği gibi ‘’ Gelin tanış olalım, İşi kolay kılalım, Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz!..

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.