“Karamanoğlu Mehmet Bey’i Arıyorum
Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı;

‘Bu günden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste,
Meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya’ diye,

Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri,
Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı…
Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?”



Şair Yusuf Yanç, Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277 yılında Türkçeyi resmi dil olarak ilan ettiği ünlü fermanına nazire olarak yazdığı bu şiirinde böyle dökmüştür hislerini mısralara.

Yedi yüz kırk yıl öncesinden Türkçemize sahip çıkmak adına böyle bir ferman yayınlandı, bu şekilde bir tedbir alındıysa – dünyanın artık küçük bir köye dönüştüğü, küreselleştiği – günümüzde de Türkçemizi korumak adına bir takım adımlar atılması elzemdir o halde. Peki ya kimindir bu görev? Bu görev sadece Türk Dil Kurumu’nun olmamalı. Bu konuda dili kullanan herkesin bir takım sorumlulukları olmalıdır elbette. İnsan; sahip olduğu her şeyle övünür, her şeyi sahiplenir de ana diline, ata diline neden, nasıl sahip çıkmaz? Hatta sahip çıkmak şöyle dursun, ona kol kanat germek gelmez bile birçoğumuzun aklına. Oysa o; bize ceddimizin yadigârı, atamızın mirası, en kutsal hazinemiz, insanlığımız hatta çoğu hayallerimiz gibi suya düşürdüğümüz kırık aynamızın yüzümüze vuran nüktedan yansıması… Dudaklarımızdaki ağıt, düğünlerimizdeki zılgıt, avuçlarımızdaki dua, mezar taşlarımızdaki Fatiha, her yer, her şey, hayatımızdaki her iz değil midir? O halde sımsıkı sarılmak gerekmez mi ona? Tıpkı dün Kâşgarlı Mahmud, Karamanoğlu Mehmet Bey, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bugün Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi.

Tarihin tozlu sayfaları karıştırıldığında büyük liderlerin her zaman ana dillerine sahip çıktıkları ve bunun için bazı adımlar attıkları görülür. Günümüzde ise güzel dilimiz için aynı tehlikelerin var olduğunu görüp Türkçenin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi ve de gelecek nesillere güçlü bir şekilde aktarılması adına Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2017 yılı “Türk Dili Yılı” olarak ilan edilmiştir.

Günümüzde ana dilimiz her dönemde olduğundan daha fazla sorunla karşı karşıyadır. Türkçemizin güncel sorunlardan bazıları; özensiz ve yanlış kullanım, Türkçenin bilim dili olmadığı görüşü, yabancı dil ve yabancı sözcük düşkünlüğü, dilin sadece bir iletişim aracı olarak görülmesi, dilin hak ettiği ölçüde sahiplenilmemesi şeklinde sıralanabilir. 1899-1961 yılları arasında yaşayan ünlü edebiyatçımız Peyami Safa, dile ait sorunların çözümünde edebiyatçıların ön saflarda yer alması gerekliliğini ifade etmektedir bir söyleşisinde. Safa’ya göre edebiyatçılar, dil araştırmalarından çıkacak sonucu beklemek yerine soruna derhal müdahale etmelidirler. Dilin korunması adına onu kullanan herkese görevler düşse de en büyük görev sırasıyla devlet liderlerine, eğitimcilere ve edebiyatçılara düşmektedir.

Dil, öncekilerin bizlere bıraktığı bir miras, bizlerin ise gelecek nesillere bırakacağı bir emanettir. Bir dilde konuşma dili yazı diline ne kadar yakın olursa dil esasen o kadar zenginleşir, o kadar gelişir. Konuşma dili yazı dilinden ne kadar uzaklaşır ise; dil zarar görür, bozulur ve ölür. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi – bir bilim ve duygu insanı olan - Prof. Dr. Cahit Kavcar “Türkçenin Güncel Sorunları” başlıklı makalesinin son bölümünde bir takım önerilerde bulunmuştur. Bu önerilerden bazıları “Önce Türkçe” sloganı ile birlikte Türkçemizin kafalara ve gönüllere yerleştirilmesi, herkesin ve her kesimin Türkçe konuşmaya özendirilmesi, bireysel ve toplumsal duyarlık, dil duygusu ve ana dili bilinci oluşturulması, aydın kesimin yabancı hayranlığı ile yabancı sözcük düşkünlüğünden kurtarılması, yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimin çok farklı şeyler olduğunun kafalara iyice yerleştirilmesi, bütün öğretim kademelerindeki Türkçe eğitiminin daha etkin kılınması, çok kolay olmasa da dil gümrüğü uygulamasının bir an evvel hayata geçirilmesi, öğretmenlerimizin dil hassasiyetiyle yetiştirilmeleri, “Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun”un bir an önce yasalaşmasıdır.

Çocukluğumuzda güzel Türkçemizin Ural – Altay Dil Ailesine ait olduğu, sonra bu dil ailesinin iki kola ayrıldığı gibi hep soğuk, buz gibi, kuru, yavan ve sıkıcı bilgiler anlatılagelirdi. Bize hep böyle ezberletilirdi; Türkçe hakkında hep bunları dinlerdik çocukluğumuzda. Dünyada toplam bilmem kaç bin dil varmış da Türkçe onlardan ve sondan eklemeli olanlardan bir tanesi imiş! Oysa güzel Türkçemizin tanımı, çocuklarımıza izahı ve de Türkçemizin bizim için ne ifade ettiği bu kadar sıradan, bu denli soğuk ve basit olmamalı. Küçük yaşlardan itibaren, ana dilimiz çocuklarımıza sevdirilmeli ve her birisi, sözlü ve yazılı olarak kendini her türlü en iyi şekilde ifade eden, zengin bir kelime dağarcığına sahip bireyler olarak yetiştirilmeli.

“Bir insanın zekâsı bildiği kelime sayısıyla orantılıdır” demiştir Namık Kemal. Gerçekten de öyle değil midir? Ne kadar kelime biliyorsanız o kadar insansınız, o kadar varsınız, aklınızı o kadar kullanırsınız ve karşıya kendinizi ancak o kadar anlatırsınız, karşınızdaki de sizi ancak Türkçesi kadar anlayabilir, ötesi olmaz. Tam da bu noktadan hareketle, bir eğitimci olarak, layıkıyla güzel dilimize sahip çıkamıyoruz kanaatindeyim. Çocuklarımıza iyi bir Türkçe eğitimi veremiyoruz. Çocuklarımızın kaç tanesi kendini, duygularını net bir şekilde ifade edip anlatabiliyor? Kaç tanesi bir dağın derinliklerindeki maden gibi saklı bu eşsiz hazinenin farkındalar? Çocuklarımızın sosyal medya paylaşımlarındaki yazım yanlışlarını şöyle bir gözünüzün önüne getirin. Herkes çocuklarımızın İngilizce konuşamadığına dem vuruyor da, hiç kimse onların akıcı, etkin bir şekilde, zengin bir kelime dağarcığıyla kendi ana dillerini kullanamadığını dert edinmiyor kendine. Üç ay içerisinde okumaya geçiriyor, sınırlı bir kelime grubuna hapsediyoruz onları. Ve onlardan okuma alışkanlığı kazanmalarını, edebiyat üretmelerini, var olan bir edebi eseri zevkle okumalarını, okuduklarını kavramalarını, anlayıp algılamalarını, hatta yaratıcı düşünmelerini bekliyor, bir anlamda hem onları, aslında en çok da kendimizi kandırıyor, aldatıyoruz. Oysaki ileriki yaşlarda eğitimini vermeye çalıştığımız her bir dersteki başarımız, çocuklarımızın ana dillerindeki yetkinlikleri ve kelime bilgileriyle doğru orantılıdır. Bir başka deyişle, çocuklarımıza ana dillerini layıkıyla öğretemediğimiz ve onların kelime bilgilerini artıramadığımız sürece hiçbir zaman eğitimde de hak ettiğimiz yerde olmayacağız, olamayacağız.

Türkçeye yapılan yanlışlar ve haksızlıklar kocaman bir vefasızlıktan başka bir şey değildir aslında. Hangimizin Türkçe dışında başka bir dilde bir anısı var? Hiçbirimizin! Hangimiz izlediğimiz yabancı bir filmin konuşmalarında kendimizi bulabiliriz? Hiçbirimiz! Hangimiz iyi bildiğimiz bir yabancı dilde rüyalar görürüz? Hiç birimiz! Yabancı dilimiz isterse sular seller misali olsun; hangimiz yabancı dildeki bir sohbetten Türkçesinden aldığımız kadar haz alırız? Hiçbirimiz! Alamayız; çünkü Türkçe bizim mayamız, kültürümüz, onurumuz, milli kimliğimiz, ta kendimiz, bizi biz yapan en büyük değer, her şeydir bizim için, kendimizi buluruz biz onda.

Güzel Türkçemiz dururken neden hep bir özenti içerisine gireriz ki? “Kebapchı” yazınca kebaplarımız daha leziz, “kuruyemish” yazınca yemişlerimiz daha mı “fresh” oluyor? Hayır! Güzel Türkçemiz sömürülen bir ülkenin yerli dili mi Allah aşkına? Hayır! Ne oluyor bize? Ne oluyor ki bunları reva görüyoruz güzel dilimize? Ulusal çapta yayın yapan, iletişimimizden sorumlu, televizyon ve radyo kanallarımızın isimleri bile çoğunlukla İngilizce. Türkçesi dururken İngilizcesini kullanmak bazılarına çok süslü, çok ikna edici bir çağrışım gibi geliyor galiba. Kurum ya da işletmelerin isimleri illaki İngilizce olacak yoksa alimallah işletme herkesin küçümsediği bir kuruma dönüşür ve marka değerini kaybeder, öyle zannediyor bazıları. Türkçesi dururken, konuşmasına İngilizce kelimeler sıkıştıran, lakırdısına yabancı kelimeler sokuşturan herkese çok bilen, çok düşünen insan gözüyle bakılıyor. Ancak bu tipler kesinlikle daha ikna edici, daha kültürlü değiller. Aksine ana dilinde yetkin olmadığı düşünülerek; “acınmalı” onlara. Aslı ve doğrusu dururken neden sahtesi ve yanlışı kullanılır ki? İnternet, sosyal medya ve tabelalar üzerinde kelimelerden de öte, İngilizce yazım ve dil bilgisi kurallarının yer alması da neyin nesi? Bu durum, dilin içerisine sızan, sıçrayan birkaç kelimeden çok daha ciddi ve tehlikeli. Öncelikle Türkçeyi gönüllere yerleştirmek, sonrasında bu özentili yaklaşımı yerle yeksan etmek, Türkçe aleyhine yapılan bu haksızlıkları toplumca ayıplamak, hatta bu denli büyük bir “suçu” işleyenleri toplumdan “azletmek, sürmek” gerek.

Unutmamak gerek; gelecek de Türkçeyle şekillenecek, gelecek de Türkçeyle gelecektir. Torunlarımız da Türkçeyle ağlayacak, Türkçeyle güleceklerdir. Sadece dünümüz, bugünümüz değil; yarınımızdır aynı zamanda Türkçe. Emin olun bir gün, tıpkı umutlarımızdaki gibi, bu topraklarda büyük Türkiye’mizin adıyla, şanlı bayrağımızın gölgesinde, olması gerektiği gibi kardeşçesine, şiircesine, huzur ve refah içerisinde yaşayacaksak, bu da yine Türkçeyle, Türkçe sözcükler aracılığıyla olacaktır.

Sımsıkı sarılalım ata yadigârı Türkçemize. Ellerimizden kayıp giden yıldızlar gibi kaybetmeyelim onu da. Hani insan her kaybedişinde nasıl ki biraz da kendinden bir şeyler kaybediyorsa, bizim Türkçemizi kaybetmemiz durumunda bir şeylerimizi değil, benliğimizi - bütünlüğümüzü, kendimizi, ulusal birliğimizi, dirliğimizi hatta vatanımızı kaybetmemiz, kaçmakla kurtulabileceğimiz, yabana atılacak bir olasılık değildir elbette. İyisi mi biz, Türkçemize sımsıkı sarılalım, sahip çıkalım atamızın mirasına, geleceğimizin emanetine. Önümüzde sadece iki seçeneğimiz olsun: Bir; Türkçe konuşalım, Türkçe yazalım, iki; ya Türkçe konuşalım ya da susalım!

Gürdal KARABIYIK
gurdalkarabiyik@hotmail.com
KamuAjans.com - Özel Haber
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Ali 10 ay önce

Sanki sadece Türkçe var ne komik ne ironik

Misafir Avatar
MUHAMMED 10 ay önce

IRKÇI TAVIR SERGİLEYEN HERKESİN OLDUĞU YERDE(CEHENNEMDE) KARAMANOĞLU MEHMED İ BULACAKSIN.