Vazgeçilmez zannedilen hayatın aslında vazgeçilmek üzere planlandığını öğrendim. Beyhude çırpınışların eşiğinde gelip kurudu tüm alın terim. Bir bir sıralandı alnımın tam ortasına, gözlemin yanı başına çizgiler ecüc mecüc gibi. Yıllar akladı kendini yüreğimdeki iklimin saçlarıma düşen karıyla, kararıyla. Yiğitlerin harman olduğu yerlerin ikiyüzlü sahtekârlar tarafından kuşatıldığını görünce vazgeçtim hayatımın kuytu yaralarından. İçime ağlamayı öğretti bana en güvendiklerim. Siyasetin sadece çıkar ilişkisi üzerine kurulduğu bir mekânın adına saadet zinciri dendiğini duydu kulaklarım ve dahi gördü gözlerim. Kendini aklamak üzere birilerine çamur atmanın bu kadar revaçta olduğu başka bir döneme şahitlik etmedi yüreğim. Aldatıldık, yanıldık diyenlerin ne çok yanılttıklarını anlatmaya kâfi değil matematik sayıları. Rakamların karekökü öğretti bana çarpanlarına ayırdığım hayatın ne kadar ucuza bölündüğünü. Toplayıp üstüne koydukça çıkardılar eksilttiler güzele dair ne varsa. Tutturamadık dört işlemi, bilinenden bilinmeyene gidemedik. Paranın gözleri kör ettiğini görmüştü, duymuştu ama çıkarın insanları yok sayma mefkûresini bilmiyordu ruhumun sızıyan yarası ondandı belki de vazgeçmelerim… Ziya Gökalp’tan bugüne nice güzel kavramlar geldi geçti literatürümden anlatamadım mecalimi, duymadı kulaklar, görmedi gözler… Oysa gören gözümüzdü, işiten kulağımızdılar. Tükendiler, tükettiler,kuruttular samimiyete dair bütün fikir havuzlarını…
Hâsıl-ı, öğrenme fırsatı buldum. Hayatın akışını belirleyen zihniyetin dünya uğruna ahretini sattığını… Vazgeçilmez sanılanların mezarlıklarda yattığını mezar taşlarındaki haykırışlarında okudum. Kadıya bile mülk olmayan makamların insanlar öğütülerek kazanıldığını, liyakat, ehliyet, adalet kavramlarının iki dudağın arasına sıkıştırıldığını duydum. Cahiliye döneminin emarelerini taşıyan bir sürü eylemin hayata tatbik edildiğini biliyorum, ne yazık ki… Deryaları kurutup su birikintilerini göl yapma çabasına şahitlik ediyorum. Ve tüm bu olan biteni hissetmeden yaşama derdinde olan, sanki her yer güllük gülistanlıkmış gibi davranan sahne sanatçılarına taş çıkarabilecek kapasitede oyuncular gelip geçmekte, önümüzden, yanımızdan, arkamızdan, sağımızdan… Sobe mi desek sobelendik mi bilemedim?
Empati diyorlar ya hani… benim kitabımda gönüldeş olmak kavramıyla izah ettiğim… Zerre yok yüreklerde, kalmamış artık. Bunu dert edinende, hissiyatı öldürüp gömüvermişler yeşermesin diye bir beton yığınının altına… Ey gidi koca yürekli ecdat! Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Fatih, Yavuz Selim, Kanuni, Abdülhamit, Gazi Mustafa Kemal ve ismini sayamadığım binlercesi… Hani düşmanlarınız Kuran-ı Kerim’i eline alıp; “ bunları yenmenin tek yolu bu kitapla aralarına mesafe koymak, bu kitapla aralarını açmak” diye haykırmışlardı ve bunu başaramamışlardı ya, şimdi böyle bir düşman yok artık. Bugünün toplumunda bunu söyletecek adalet, hakkaniyet, liyakat, ehliyette kavramları da yok . Hal böyle olunca kendin söyleyip kendin duyuyorsun. Ve dönüp aynaya “söz söylesem kifayetsiz, sussam gönlüm razı değil” diyorsun.
Amannn, bardağın dolu tarafı, yapılan işin bütüne yansımasına bak sen. Gerisini düşünme, amirin düşünür nasılsa! Bunu da diyecek halimiz yok hiç kimse kusura bakmasın. Cat Stevens; “Eğer İslam'ı Kuran'dan değil de Müslümanlardan öğrenseydim, eğer Kuran’dan önce Müslümanları tanısaydım asla Müslüman olmazdım."derken çağın Müslüman kimliğine ve bulunduğu duruma izah getiriyor. Bu söze göre rahatlıyor mahzun yürekler. Ama dayanamayıp yine de kalbimden geçeni paylaşmak istiyorum. "İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler." (Enbiya, 1). “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.” (Tirmizi). Allah’ın ayeti ve Peygamber efendimizin Hadis-i Şerif’in de emrettiği üzere kendime hesap sormaya çalışıyorum. Hadis-i Şerif’i açıklayan İmam-ı Gazali Hazretlerinin buyurduğu üzere “eliyle düzeltmesi gerekenler devlet adamları, diliyle düzeltmesi gerekenler, din âlimleri ve eğitimciler, kalbinden buğz edecek olanlar ise halktır”. Biz sorumluluk gereği diliyle düzeltilmesi için Devlet-i Ali’nin üst makamlarına arz ederiz. Şayet toplumun bir kısmı gidişattan kötülük görüyorsa ve devlet yöneticilerimize biz bunu haber verebiliyorsak bahtiyar kabul ederiz kendimizi. Yapıp yapmamak, bu dert üzerine hemhal olmak ziyadesiyle zat-ı âlilerinindir. Yarın mahşer gününde sorumluluğun sırtımızda kalmaması adına bir çabamız var. Ülkemde binlerce güzel iş yapılıyor. Lakin hukuk, adalet, liyakat ve ehliyet kavramlarının toplum nezdindeki değer kaybı büyük bir hızla devam ediyor.
Kırılan gönüllere, samimi yüreklere, ülke sevdasından ödün vermeyen “vatansa mesele kalan her şey teferruattır” diyen zihniyete umut ışığı olması dileği ve duasıyla….Vazgeçilmez değildim, vazgeçilmez değilsiniz…

İrfan ERTAV
Yazar

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.