90’lı yıllar…
Bahçeli, müstakil evlerin çoğunlukta olduğu, herkesin birbirini tanıdığı, komşuluktan ziyade akrabalık ilişkilerine dönüşmüş hayatların bulunduğu adı gibi güzel bir mahalle.
Melekbaba mahallesi…
Sabah uyanır uyanmaz ilk işimiz kahvaltı yapmayı düşünmek değil tabi ki çocuklar olarak, acaba bugün hangi oyunu oynayacağız? sorusuna cevap aramak.
Hava o gün hafif rüzgarlı…
Çocuklar birer ikişer geliyor sokağın başına. Bir oyun oynanacaksa hep beraber karar verilmeli, hep beraber oynanmalı.
-Yakar top, diyor biri
-Daha dün oynadık onu, diyor diğeri.
-Saklambaç o zaman?
Dudak büküyor bir başkası.
E o zaman ne oynayacağız ki? umutsuzca soruyor bir başkası.
Kimseden yeni bir fikir çıkmıyor…
Bir süre sonra elinde gazeteden yapılmış bir uçurtma ile geliyor biri.
Herkesin gözünde bir ışıldama, soru yağmuru başlıyor.
Kim yaptı? bunu, nerden aldın?, nasıl uçuyor?
Çocuk tüm ilgiyi üzerine çekmenin verdiği mutlulukla, ballandıra ballandıra anlatmaya başlıyor.
Annem yaptı, bakın kuyruğu da ne kadar uzun, ipi de renkli.
Bunu duyarda durumuyuz hiç.
Herkes koşarak evin yolunu tutuyor.
Nefes nefese giriyorum eve.
Annem beni görünce telaşlanıyor. Bir şey mi oldu? diyor.
Mehmet’in annesi uçurtma yapmış, sende bana yapsana. Ama çok güzel olsun, kuyruğu da büyük olsun. Çok yükseklere uçsun tamam mı?
Annem sabırla dinliyor beni.
-Tamam hadi yapalım o zaman diyor.
Gazete, makas, ip alıp oturuyoruz başına.
Önce gazeteden özenle kesiyor bir parça ve iki yanından katlıyor, Bir taraftan da bana anlatıyor yapılışını.
-Şimdi buradan katlıyoruz ipini bağlıyoruz, kuyruğunu da taktık mı, hah işte oldu deyip elime veriyor.
Tam evden çıkacakken ‘’Rüzgarın yönünü unutma’’ diyor
Büyük bir sevinç ve heyecanla koşuyorum sokağa.
Herkes görsün diye de elimde sallaya sallaya götürüyorum uçurtmayı.
Herkes elinde uçurtması geliyor. Rüzgarın yönünü ayarlıyoruz ve bir, iki, üç koşmaya başlıyoruz. Tam vakti geldiğinde de bırakıyoruz gökyüzüne gazeteden yapılmış uçurtmalarımızı.
Yüzümüzü kara çıkartmıyor ve uçuyorlar gerçekten de. Herkes mutlu, günün oyunu bulunmuş, gazete kağıtları yırtılana kadar da uçurtmalarını uçuruyor.
Akşamsa her evde aynı muhabbet uçurtma…
Yıl 2020…
Tek katlı müstakil evlerin yerini alan apartman daireleri…
Farklı farklı yerlerde kurulan hayatlar.
Her sabah sokağın başında oyun oynamak için buluşan çocukların şimdi kendi çocukları için oyun üretme çabaları…
Virüs nedeniyle alınan tedbirler nedeniyle 14 yaş altındaki çocuklara sokağa çıkma kısıtlaması olması nedeniyle evde bir dolu oyuncakla kurulan yeni oyunlar.
Bir sabah oğlum gelip anne ben uçurtma istiyorum, hem de gökkuşağı uçurtmadan diyor.
Gökkuşağı uçurtma? O gazeteli uçurtma değil miydi?
E tabi geçen zaman ve imkanlar uçurtmayı da değiştirmesin mi?
Tamam diyorum çarşamba günü sokağa çıkacağız ya alırız.
-Ben mi yapayım?, yapamam ki ben gazeteli uçurtmadan biliyorum, gökkuşağından değil.
Gidip alıyoruz dediği uçurtmadan. Çocuklar hangisinden istiyor iyi biliyor kırtasiyeci.
Getirip açıyoruz paketi.
O da ne? hazır zaten, bağlıyorsun kuyruğunu, rüzgar da varsa yükseliyor zaten kendi kendine.
Sıraya girip, hadi bir, iki, üç diye koşmaya başladığımız an gözümün önüne geliyor ve gülümsüyorum.
Birkaç dakika uçurduktan sonra sıkılıyor bizimki ‘’Tamam anne yeter’’ diyor şaşırıyorum, biz o uçurtmalar yırtılana kadar peşinden koşardık diyemiyorum tabi ki.
Peki diyorum, alıyorum uçurtma ipini ve göklerde salınmasını izlemeye koyuluyorum.
Tüm çocukluk anılarımın eşliğinde….




 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.