Sosyal ağlar ifadesinin içine birçok kavramı koyabilirsiniz. Bunlardan en bilinenleri: Facebook, Twitter, Instagram’dır. Sosyal ağlar bir anda ister istemez birçok insanın hayatına dâhil oluyor. Sosyal mesafeler ulaşılamaz değil artık. Coronavirüsle günlük yaşamımıza giren yeni kavram “sosyal mesafeni koru, bu ağlarda sosyal mesafeni yakın tut” anlamına geliyor çoğu zaman. Arkadaş olmayla başlayan süreç, sırasıyla arkadaşlarının arkadaşlarını davet ediyor cömertçe hayatınızın bütün kesitlerine… Günbegün büyüyerek çoğalıyor insan kalabalığı yanı başımızda. Zamana yenik düşüyor insan masa başında, ya da cep telefonu ekranında… Ekrana kilitli hayatların yaşanası saatleri bir bir alıp başını gidiyor. Etrafımızı çepeçevre saran hayatın tüm güzelliği ile gizemi sessiz sedasız terk ediyor insan ruhunu ve bedenini… “Ne oluyor böyle?” Sorusuna cevap vermeye vakti yok, beşerin şu günlerde. Oysaki tamda bugünden geriye doğru gidildiğinde; 2006 yılında facebook ve twitter hayatımıza ortak olmuş.2010 yılında da ınstagram… Yani on dört yıl öncesine kadar yokluğu ile varlığı arasında bir tercih yapacağımız konular değildiler.


Sahi neler oluyor böyle? Gerçekten bu ağlar sayesinde özgürleşiyor muyuz? Ya da köleleşiyor muyuz? Oturduğu yerden dünyanın öbür ucundaki birine sırf ağımızda kayıtlı olduğu için laf yetiştirirken, paylaştığı bir resmin altına gülücükler, kalpler koyarken, yan komşumuzun ismini bile bilmiyoruz. Suyunu, çayını, kahvesini, ya da meyvesini alan aile bireyleri sosyal ağlarla mesafeleri yakın tutarken, aile içinde anneye, babaya, kardeşe, ablaya, ağabeye kilometrelerce uzaklaşıyor. Dededen-neneden- babaanne-anneanneden haberi bile yok… Bireysel özgürleşip toplumsal köleleşiyoruz. Aile kavramının içinde yer alan çatı çöktü. Aynı odada iki çocuk anne ve baba: Dört telefon, dünyanın ya da ülkenin dört bir yanında dört farklı insan olarak geziniyor. Hiç birinin gezdiği yer ortak değil. Dört kişi toplasan bir insan etmiyor, edemiyor. Yaşarken ölmüş bedenler, bireysel özgürleştiğini düşünen ruhların esiri olup çıkıyor. İnsan bedenden dışa yolculuk ediyor sürekli… Yazlık, kışlık, ev, araba peşinde… Dünya turu yapmanın, deniz kenarında güneşlenmenin, sorumluluk almadan beyhude bir hayatın peşinde savrulan garip bireyler... Bedenden ruha yolculuk etmek isteyenlerin sayısı azalıyor her geçen gün. Atalet duygusu sarıp sarmalıyor sosyal ağlar vasıtasıyla bütün bedenleri ve ruhları… Farkına varmadan insan sadece ömür tüketiyor, sanal âlemin kucağında… Kimimiz biraz fazla, kimimiz biraz daha az… Ama hepimiz nasibimizi alıyoruz bu mecradan. Her geçen gün sosyal ağında çoğalan insan sayısı mutlu ediyor, yürekleri… Bir beğeni, bir beğeni daha… Yetmedi, daha çok beğeni…
Tanıyıp tanımadığımız bir kez olsun karşılıklı iki kelam etmediğimiz insanların evlerine, odalarına, yemeklerine, gezilerine, tatillerine, cenazelerine ortak oluyoruz. Onlar da bizim her şeyimize tabii... Arlısı, arsızı, hırlısı, hırsızı var. Çete üyeleri var bir de… Ki bunlar; gizli kapaklı ne varsa deşifre etmenin peşinde kişiye ait özeli… Gaspçılar, sahte hesapçılar, karaktersizler… Samimiyet ölçeğinin bir beğeniye denk geldiği bu mecralar değirmen taşı gibi öğütüyor, gençlikleri, umutları ve nadide çiçekleri… Hayatları ipotek altına alıyor, geleceğinize prangalar vuruyor çoğu zaman. Her paylaşımınız bir fırsatı doğuruyor belki ama mutlaka bir tehdit barındırdığı gerçeği var. Daha dün gibi 2006 yılı, yani tam on dört yıl önceki özgür yaşamlarımız yok olmuş durumda. Dünyanın en büyük gözetleyicisi bizi gözlüyor, her şeyimizi… Kim mi? Tabi ki internet ve bunun evlatları: sosyal ağlar… Unutmuyor, unutturmuyor paylaştıklarınızı, hatırlatıp duruyor.


Gençlik yıllarımız beyhude savruluyor bu ağların dalgaları arasında… Sörf yapanların bir gün o kocaman dalgalara yenik düşmeye mahkûm olduğunu bile bile... Her dem bir değil, yanılıp yaptığınız en ufak hata hayatınızı karartmak için yeterli… Çok dikkat etmek ve çok az vakit geçirmek belki en mantıklısı, bilemiyorum. Maksimum düzey güvenlik ve özele dair paylaşımlardan uzak durmak… Bir yol bulup uzaklaşabilmeli insanlar, sanaldan gerçeğe, gözlemden eyleme geçmeli…


Hayatın bir parçası ne yapalım yani? Evet, tabi ki hayatın bir parçası… Ama hayatın anlamını bütünlüğünü bozuyor. Sosyal mesafeleri kısaltıyor, mahreminize ortak oluyor. Özgürleştiğini zanneden ruhları ve bedenleri köleleştiriyor. Düşünme kabiliyetini zafiyete uğratıyor. Okuma kültürünüzün üzerine kezzap döküyor. Geleceğinize, hayallerinize, umutlarınıza hâsılı yarınlara dair manevra kabiliyetinize kısıtlamalar getiriyor.


Son dönemlerde çokça duyduğum menfi haberlerin üstüne bir hatırlatma yazısı bu sadece. Sosyal ağlarda yaptığım deneylerden ortaya çıkan sonucu paylaşıyorum. Sadece resimler ve kısa videolar ( süresi 30 saniyeyi geçmeyen) izleniyor. Bir köşe yazısı, bilgilendirici bir detay okunmuyor bile… Ayrıca tabularını yenememiş ve maalesef henüz karakteri tam oturmamış ve bir şekliyle sizinle sosyal ağlarda arkadaş olmuş bireylerin acınacak paylaşımlarına katlanıyorsunuz. Siyasi kutuplaşmalar, STK’ların birbirlerine yönelik saldırıları, ağza alınmayacak sözlerle insanların itham edilmesi, ötekileştirme kavramının sosyal ağlarda çokça hayat bulması işin tuzu biberi oluyor. Okudukça sinirleniyor, üzülüyor ve enerjinizi boşa harcamak durumunda kalıyorsunuz. Sosyal ağlardan kopmanın olumsuzluklara çare olup olmadığı ile ilgili bir deney yapmadım. Sonuçta büyük güç ve kitlelere tez zamanda ulaşmanın en kestirme yolu sosyal ağlar… Bunu niçin ister insan? Sebebi belli… Reklamını yapmak, sesini duyurmak, itibar kazanmak(!), egosunu tatmin etmek, eğlenmek, zarar vermek, fayda sağlamak… Sonuçta “ben de varım, beni görün, bak buradayım”, derdinde olan bireylerin çoğunlukta olduğu bir sanal âlemden bahsediyoruz.


Sosyal ağlar sosyal mesafeyi yakışlaştırırken, özgürlüğümüze prangalar vurmaya devam ediyor olacak. Toplumun çekirdek yapısı olan aile bireylerinden başlayarak yakın akraba ve dostlara, komşulara, hâsılı topluma ve tüm değerlerimize uzaklaşacağız gibi görünüyor. Bireysel bir yaşam alanı oluşturup toplumsal değerlerin yaşam bulmasına ket vuracağız. Yazarın dediği gibi:” Facebook’la hiç kimseyi kucaklayamazsınız. Twitter’dan bir dostun omzuna yaslanamazsınız. İnstegram’dan sevdiğinizin gözyaşlarını silemezsiniz. Dostun kahvesine, komşunun çayına, babanın, dedenin sohbetine ortak olamazsınız. Tecrübe edinmenin en güzel yolu ulu çınarların altında gölgelenmektir. Baktığınızda görürsünüz sadece… Ama dokunduğunuzda hissedersiniz. İnsan olmak bir cana dokunmaktan geçer. Ez cümle: Sosyal ağlar hayatımızın içine ne kadar çok dâhil olursa o kadar çok köleleşiyoruz. O kadar çok özgürlüklerimizden taviz veriyoruz. Kitaplara az sarılıyor, insan olma melekemizi kaybediyoruz. İnsanlığın özgürlüğü adına sosyal ağlarla olan mesafemizi yeniden gözden geçirmenin vakti gelip geçmektedir.
Saygılarımla

İrfan ERTAV
Eğitimci
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.