İnsan, hakları ve özgürlükleri olan bir varlıktır.

Varlığını ancak bu haklarını ve özgürlüklerini kullanırsa hissedebilir ve hissettirebilir.

Ama gelin görün ki insana öyle bir tepeleme ve baskılama yapılıyor ki bu baskı ve tepeleme bebeklikten itibaren başlayıp okullu olduğu dönemde şiddeti artırılarak insan hayatı boyunca sürüp gidiyor.

Elbette bu baskılama ve tepeleme sürecinde kıskaca alma, kıstırma yöntemlerinin kullanıldığı mekanlar olarak okullar önemli bir başrole sahip.
Okullar, bunu çoğu zaman belli kisveler altında yapmaktadır. Ama bu kisve düşmüştür artık ve kel görünmüştür.

Taze dimağlarımız, okulların elinde adeta perişan bir hal almıştır.

Öyle ki tepeleme ve baskılama sürecinin mühim bir parçası olan, adeta bir mengeneye benzeteceğimiz sınavlar, çocuklarımızın düştüğü perişan vaziyeti gösteren en belirgin örneklerdir.

Ne yazık ki sınavlardan çocuklarımızı tereyağından kıl çeker gibi sıyırıp alacak bir Allah’ın kulu daha dünyaya gelmedi. Keşke olsa ama neredeee?

Bu sınavlar öyle bir yerleşmişler ki, ben bunlara illet de diyorum zillet de diyorum ur da siz de ne derseniz deyin, bunları defetmek için elinizi atıyorsunuz ama sıyırıp alamıyorsunuz, her seferinde şeklini değiştirmekten ileri gidemiyorsunuz. Yani yalnızca yüzünü değiştirebiliyorsunuz. İşte bu da sınavlar karşısındaki çaresizliğimizin, teslimiyetimizin bir göstergesidir. Bu teslimiyetimizin ve çaresizliğimizin müdahalesini ise yine her seferinde çocuklarımıza Ferdi’nin şarkısındaki gibi ‘bir teselli ver!’ modunda yedirip yutturuyoruz. Sınavlarımıza şöyle bir baksanız sınavlarımız hakkında teşhisiniz şunlar olacak:

‘Pejmürde, derbeder ve arabesk...’

Efendiler!

Okullar; artık avutma, avunma, oyalama, zapturapt altına alma vs. merkezleri haline gelmiştir. Gelmesi de gayet doğal.Çünkü okullar, değişen zaman karşısında oldukları gibi durmuşlardır. Ve doğallıktan uzak,  öğrenmeyi asla telkin etmeyen, aksine öğrenmeden sizi soğutup bir kalıp içinde bütün hayallerinizi, en özel ve güzel saçmalıklarınızı eriten ve öldüren dibine kadar yapay merkezlere çevrilmişlerdir.
İnsan, bu merkezlerde doğallığını yitirip tepeden tepelenen birer varlığa dönüşürüyor. Ve tepeden tırnağa insanlıktan çıkıp tekdüze bir yaşam tarzı olan basmakalıp bir robota evriliyor.

Binaenaleyh asla ama asla kendisi falan olamıyor.

Okullar ise insandan bütün cevherleri adeta söke söke çıkarıp alıyor.

İnsanın elinde kala kala eritilen, bitirilen, tüketilen, ahı gitmiş vahı kalmış kendisi kalıyor.

Vahı da dünyada nereye uyuyorsa oraya konuyor.

Vahı uymayanların ise yeryüzünde çöpten bir farkı olmuyor.

İşte çöpe dönüşen bu insanlar oradan oraya savrulup duruyor. Dünyada vakit öldürüyorlar.

Ve karşımıza büyük bir insan çöplüğü çıkıyor.

İşte insanlığın asıl eğilmesi gereken yer orası aslında. Ama kimsecikler dönüp de bakmıyor bile onlara. Varsa yoksa  vahı dünyada bir yerlere uyan bir avuç grup...

Pekala hak ve özgürlüğü sınırsız bu bir avuç insan, kurdukları yapay sistemler içinde çoğunluğa  neden kök söktürüyorlar? Bilmiyorlar mı kökü olmayan bir insan gelişemez, olgunlaşamaz, büyüyemez, doğaya açılamaz?

Biz şunu çok iyi biliyoruz ki insan, kökünden başlar gelişmeye ve  büyüyerek doğaya açılmaya...

Onun içindir ki insan, engeller ve sınırlar içinde değil doğal süreçler içinde bunları başarabilir. Tabii bu doğal süreçler içinde alabildiğince kullanabileceği haklar ve özgürlükler ile... İşte aslolan her zaman bunlardır. Yoksa insan asla ama asla başta dediğimiz üzere var olduğunu hissedemeyecek ve hissetiremeyecektir.

Ama gelin görün ki  biz hala LGS’ya bakarak sığ ve dar çapta eğitimi kurgulamaya ve yapılandırmaya  çalışıyoruz. Kardeşim, herkes  eğitim sürecini ve öğrenim akışını kendisi kurgulasın, bu doğal hakkı ve özgürlüğü verebiliyor muyuz, bizler  işte bu soruya cevap verelim. Yoksa yanlışın içinde nasıl doğru yapabiliriz diye kendi kendimizi yırtarız. Baksanıza çocuklarımıza, sınav gibi bir yanlışın içinde onlara doğruları aratıyoruz. Bazı çocuklarımız için ise samanlıkta iğne aramak ya da iğne ile kuyu kazmak gibidir bu durum. O kadar gereksiz, o kadar beyhude... Kesinlikle zaman kaybı.

Bu bağlamda sözlerimi klasik bir edebi eserden alıntı yaparak bitirmek istiyorum:

"Saçmalık! Saçmaladıkları zaman hoşuma gidiyor! Saçmalamak insanın bütün organizmalar karşısındaki tek ayrıcalığı. Saçmalıyorsan, doğruyu bulacaksın demektir! (...) On dört kez, belki de yüz on dört kez zırvalamadan önce bir tane bile doğru elde edemezsiniz." (Suç ve Ceza, s.252)

Bırakalım çocuklarımız kendi yarattıkları eğitim sürecinde haz almayı başarsınlar. Yoksa bizim yarattıklarımız içinde kaybolup gidiyorlar. Soruyorum sizlere. Var mı gören okullarda çocuklarımızın aslını? Çünkü okullarda sadet yok, asıl yok... Varsa yoksa hayallere set tıpatıp tıpa...

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Oku! 4 ay önce

Başlığa bakıp yorum yapanların yazıyı okumasını tavsiye ederim. Okumak insanın ön yargılarıni kırar.

Misafir Avatar
Orhan Ak 4 ay önce

Okullarin sorun belli. Disiplin, temizlik, sinif geçme yönetmeliği. Ögrencinin 12 dersten 7 si zayif ve sinif geciyor. Ha bide doyorlar ki okuyop ta ne olacak ki nasılsa ya işsiz yada asgari ucretle çalışacağım

Misafir Avatar
ahmet 4 ay önce

"hayat da bir sınav olduğuna göre bu durumda hayat illet ve zillettir" mi demek istiyorsunuz

Misafir Avatar
artıkyeteryazgelecek 4 ay önce

bu nasıl bir başlık seninde sonun o sözü söyleyenlerin gibi hezimettir. en iyisi bu yazı yazma işini bırak.