Sağlık Çalışanları Geçim Sıkıntısı ve İş Yükü Altında Eziliyor
Araştırma sonuçları, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının temel sorunlarının düşük ücret, borçlanma, kuralsızlaştırma, güvencesizleştirme, emeklilik durumunda yaşanacak hak kayıpları, iş yükü ve şiddet konularında yoğunlaştığını göstermektedir.

Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri düşük ve orta-düşük gelir grubunda çalışmaktadır. Cinsiyete göre belirgin bir gelir eşitsizliği söz konusudur. Emekçilerin bağımlı çalışma temelinde gelir elde etme dışında belirgin bir seçeneği yoktur. Buna ek olarak sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının tasarruf yapabilme eğilimi düşüktür. Her beş sağlık çalışanından yalnızca biri tasarruf yapabilmektedir.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanlarının Yüzde 70’i Borçlu

Genel Sağlık- İş tarafından yaptırılan kamuoyu araştırması sonuçlarına göre; sağlık ve sosyal hizmet çalışanları borçludur. Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışan kamu emekçilerinin yaklaşık yüzde 70’i gündelik yaşamlarını sürdürmek için borçlanmak durumunda kalmaktadır. Her beş sağlık çalışanından dördü kredi kullanıcısıdır. Borçlanma, gelir düzeyine göre farklılaşmamaktadır ve emekçiler öncelikle gündelik yaşamın devamı için borçlanmaktadır. Araştırmaya katılanların yüzde 40.8’i borç ödemelerinde çok zorlandıklarını beyan etmişlerdir. Borç ödemelerinde biraz zorlananların oranı ise yüzde 50’dir. Düşük gelir düzeylerine ve yüksek borçlanma oranlarına ek olarak sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının neredeyse yüzde 30’unun aylık hane geliri yoksulluk sınırının altındadır.
 
Borçlu Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Fazla Mesai ve Nöbete Daha Çok Kalıyor

Genel Sağlık- İş tarafından yaptırılan kamuoyu araştırması sonuçlarına göre; sağlık ve sosyal hizmetlerde kuralsızlaştırmanın en belirgin görünümü fazla mesai ve nöbet uygulamasıdır. Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların yüzde 41.7’si fazla mesaiye kalmaktadır. Borçlu olan sağlık ve sosyal hizmet çalışanları fazla mesai ve nöbete daha çok kalmaktadır. Sonuçlar, kredi kullananların fazla mesaiye kalma oranının (yüzde 44), kredi kullanmayanlardan (yüzde 33) fazla olduğunu ortaya koymaktadır.

Üç Çalışandan İkisi Görev Tanımı Dışındaki İşlerde de Çalışıyor

Bir başka önemli kuralsızlaştırma göstergesi ise iş tanımının dışına çıkılmasının sıradanlaşmasıdır. Araştırmaya katılanlardan 69.7’lik bir kesim ise bir görev tanımlarının bulunduğunu ancak kendilerine başka görevler de verildiğini dile getirmişlerdir. 

Genel Sağlık-İş’in anket sonuçlarına göre; sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının fiziki koşulları yetersizdir. Alınan yanıtlara göre emekçilerin yüzde 55.2’si işyerinde var olan fiziksel koşulların çalışmayı sürdürmeye elverişli olmadığı düşüncesindedir. 

Zaman Baskısı ve Aşırı İş Yükü Ruhsal Sağlığı Tehdit Ediyor

Katılımcıların yüzde 89.1’i ise çalışma hayatında fiziksel ya da ruhsal sağlıklarını etkileyen faktörlere maruz kaldıklarını dile getirmişlerdir. Öte yandan araştırma sonuçlarına göre sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin çalışma hayatında karşılaştıkları fiziksel ve ruhsal sağlıklarını etkileyen iki temel faktör ise yüzde 66.7’lik oranla ruhsal sağlığı etkileyen zaman baskısı ve aşırı iş yükü ve yüzde 66.3’lük oranla ruhsal sağlığı rahatsız/tehdit edici davranıştır.

Çalışanlarının Yarısından Fazlası Hasta ve Hasta Yakınlarından Şiddet Görmüştür

Genel Sağlık-İş’in anket sonuçlarına göre; sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yarısından fazlası hasta ve hasta yakınlarından şiddet görmüştür. Araştırma sonuçları, emekçilerin yüzde 55.5’inin çalışma hayatı süresince en az bir kez hasta ve hasta yakınlarından şiddet gördüğünü ortaya koymaktadır. Katılımcıların neredeyse tamamı (yüzde 99.6), hasta ve hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarının maruz bırakıldığı şiddet olaylarının son 5 yıl içerisinde arttığı düşüncesindedir. Öte yandan çalışanlar yüzde 97.2 oranla şiddet olaylarına karşı alınan önlemlerin yeterli olmadığını belirtmişlerdir. Şiddet olaylarının artmasının öncelikli gerekçeleri yasal düzenlemelerin caydırıcı olmaması (yüzde 81.5), toplumsal yaşamın genelinde artan şiddet eğilimi (yüzde 69.2) ve sağlıkta dönüşüm programının olumsuz etkileridir (yüzde 67.9). 

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları güvencesizleştirilmiştir. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 73.8’i işiyle ilgili gelecek kaygısı duymaktadır. Çalışanların yarısı işini kaybetme korkusu yaşamaktadır. Her üç çalışandan ikisi çalıştığı işten memnun değildir. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının neredeyse tamamı son beş yılda yaşam düzeyinin kötüye gittiğini dile getirmişlerdir.

Temel Problem Emeklilik Durumunda Yaşanacak Hak Kayıpları, Düşük Ücretler ve İş Yükü

Sağlık çalışanlarının üç temel problemi emeklilik durumunda yaşanacak hak kayıpları, ücret düzeyinin düşüklüğü, zaman baskısı ve aşırı iş yüküdür. Emekçilere göre sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların temel öncelikli iki problemi yüzde 82.5 ile emeklilik durumunda yaşanacak hak kayıplarıdır. Bunun ardından yüzde 80.2 ile ücret düzeyinin düşüklüğü gelirken zaman baskısı ve aşırı iş yükü ile sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konularında kaydedilen oranlar da yüzde 75’in üzerindedir. 

En Büyük Beklenti Çalışma Koşullarının İyileştirilmesi ve Ücretlerin Arttırılması

Genel Sağlık- İş tarafından yaptırılan kamuoyu araştırması sonuçlarına göre; sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının temel ekonomik beklentileri çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sabit ücretlerin artırılması ve ek göstergelerin yükseltilmesidir. Bu beklentilere bağlı olarak çalışanların iş yükünün azaltılması ile sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışan personel sayısının artırılması talepleri öne çıkmaktadır. Katılımcıların iki temel beklentisi çalışma koşullarının iyileştirilmesi (yüzde 86.7) ve sabit ücretlerin artırılmasıdır (yüzde 86.4). Bunun yanında ek göstergelerin yükseltilmesi talebi de (yüzde 78.2) oldukça güçlü bir şekilde belirginleşmektedir. Sözleşmeli çalışmanın kaldırılması (yüzde 59.7), döner sermaye ve performansın kaldırılması (yüzde 58.5) ve nöbet ücretlerinin artırılması (yüzde 57.4) konularında da oldukça güçlü oranlar kaydedilmiştir. Şiddetle mücadele konusunda beklenti yasal düzenlemelerin caydırıcı hale getirilmesidir. 

Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yüzde 91’i toplum nezdinde gereken saygınlığa sahip olmadığı düşüncesindedir. Ayrıca emekçilerin yüzde 92.4’ü saygınlıklarının son 5 yıl içerisinde kötüye gittiğini belirtmişlerdir. 

Çalışanlarının Yüzde 95’ine Göre Türkiye’nin Temel Sorunu Geçim Sıkıntısı

Genel Sağlık- İş tarafından yaptırılan kamuoyu araştırması sonuçlarına göre; sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 95’ine göre Türkiye’nin temel sorunu geçim sıkıntısıdır. Emekçilerin yüzde 84’ü insan hakları ve demokratikleşmeyi ikinci temel sorun olarak görmektedir. Bunların ardından sırasıyla işsizlik ve kadına şiddet gelirken yoksulluk, sosyal devletin zayıflaması, insan hakları ve demokratikleşme ve emeğe karşı tutum sorunlarında da yüzde 70’in üzerinde oranlar kaydedilmiştir. 

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları dönüşüm programının olumsuz etkilerinin büyük ölçüde farkındadır. Bu farkındalık koşullarında mevcut sorunların çözümü için buraya kadar sıralanan özel beklentilere ek olarak belirginleşen genel beklenti, sağlık ve sosyal hizmetlerde kamucu tavrın güçlendirilmesidir. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri öncelikle çalıştıkları alanda kamunun ağırlığının artırılması veya alanın tamamen kamulaştırılması beklentisindedir.

GENEL SAĞLIK-İŞ GENEL BAŞKANI ZEKİYE BACAKSIZ: ÇALIŞANLAR GEÇİM SIKINTISI VE İŞ YÜKÜ ALTINDA EZİLİYOR

İstanbul İngilizler tarafından 13 Kasım 1918’de işgal edilmiş, İngiliz birlikleri karargah yapmak üzere 3 Şubat 1919’da  Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye el koymuştur. Tıp okulu öğrencileri, 14 Mart 1919’da okula Türk Bayrağı asarak hem Tıphane-i Amire’nin açılışını kutlar, hem de işgale karşı direnişi ilan ederler. Yapılan protesto, yurt savunma hareketi olarak tarihe geçmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra 14 Mart, Tıp Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır. Emperyalist işgale karşı başkaldırının da sembolü olan 14 Mart’ın bu yıl 100. yıl dönümüdür. 

14 Mart’ın 100. yılında tıbbiyeliler ve sağlık çalışanları; tam bağımsızlık bilinciyle, aklın ve bilimin ışığında, yaşamsal görevlerini yerine getirmektedirler. Ancak tıbbiyeliler ve sağlık çalışanları için 14 Mart’ı bayram olarak kutlamanın koşulları ortadan kalkmıştır. Sağlık hizmetlerinin piyasa koşullarına terk edildiği böylesine bir süreçte sağlık çalışanları, ücret yetersizliği, aşırı ve düzensiz çalışma, çalışma barışının bozulması, mesleki tatminsizlik, liyakatin dikkate alınmaması, güvencesizlik, emeklilikte yaşanacak hak kayıpları ve şiddet nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşamaktalar. Sağlık emekçileri, batılı ülkelerdeki meslektaşlarıyla kıyaslandığında daha fazla çalışıp daha az ücret almaktadır. Döner sermaye performans sisteminin çalışanı zarara uğrattığı, iş barışını bozduğu ve gelir adaletsizliğine yol açtığı açıkça görülmektedir. Döner sermaye performans sistemine son verilerek sağlık emekçilerinin temel maaş ücretinde artış yapılmalıdır. Tüm sağlık emekçilerinin ücretleri, insan onuruna yaraşır bir yaşam koşullarını sağlayacak düzeye çekilmelidir.

Yıpranma payı hakkının yıl başına 90 gün olacak,  tüm sağlık çalışanlarını kapsayacak ve halen görev yapan personele geçmişe etkili olacak şekilde genişletilmesi gerekmektedir. Döner sermaye ek ödemeleri, emeklilik maaşına yansıtılmadığından sağlık çalışanlarının aldıkları maaş ile emeklilik maaşları arasında uçurum oluşmuştur. Tüm sağlık çalışanları, insan onuruna yaraşır emeklilik koşulları sağlanmalıdır. Tüm kamu çalışanları için ek göstergeler kademeli olarak yükseltilmelidir. Sağlık sistemindeki personel açığı giderilerek, sağlık çalışanlarının iş yükü azaltılmalıdır. Sağlık sisteminin piyasalaştırması, çalışanlar için daha fazla iş yükü, hastalar için ise sağlık hakkının gaspı anlamına gelmektedir. Sağlıkta piyasalaşmaya son verilmeli, Atatürk’ün başlattığı ulusal, kamucu, halkçı ve emekçiden yana sağlık politikaları uygulanmalıdır.

Tüm bu olumsuz koşullar içinde, karşılaştıkları tüm güçlüklere rağmen, zor ve onurlu görevi yerine getirmek için fedakârca çalışan tüm sağlık emekçilerinin 14 Mart Tıp Bayramı kutluyoruz.

Zekiye Bacaksız
Genel Sağlık-İş Genel Başkanı 

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLERDE KAMU ÇALIŞANLARI: DURUM, SORUN, BEKLENTİ ÖZET RAPOR

Genel Sağlık-İş tarafından sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışan kamu emekçilerinin durumlarının ortaya konması, sorunlarının tespit edilmesi ve beklentilerinin somutlaştırılması amacıyla yaptırılan anket çalışması, Türkiye’nin sağlık ve sosyal hizmetler çalışanı gerçeğini gözler önüne sermektedir. Gelir durumu ve borçlanma; eğitim; iş deneyimi ve çalışma koşulları; işçi sağlığı ve iş güvenliği; yönetim ve liyakat; gündelik yaşam ve iş dışı zaman deneyimleri; sendikal örgütlenme; güvencesizlik ve güvencesizleştirme başlıklarında düzenlenen anket, nicel araştırma tekniklerine dayanmaktadır. Araştırmanın çerçevesi Genel Sağlık-İş üyesi sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın ana kütlesi Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan istatistikler uyarınca 2369 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi yüzde 99 güven aralığı ve ±5 hata marjı ile 520 kişi olarak belirlenmiş, 558 sendika üyesine Google Documents üzerinden anket uygulanmış, bu anketlerden anlamlı olan 542’si analize dâhil edilmiştir.
 
DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER

Araştırmaya katılan sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 55.7’si kadın, yüzde 44.3’ü ise erkektir. Katılımcıların yaş gruplarında öne çıkan seçenek yüzde 36.5 ile 35-44 yaş aralığıdır. Bunu sırasıyla 45-54 yaş arasındakiler (yüzde 34.9), 25-34 yaş arasındakiler (yüzde 19.4), 55-64 yaş arasındakiler (yüzde 8.3) ve 24 yaş ve altındakiler (yüzde 0.9) izlemektedir.  Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 75.1’i evli, yüzde 24.9’u ise bekârdır. Evli katılımcıların yüzde 79.6’unun eşi çalışmaktadır. Eşinin çalıştığını belirten emekçilere ayrıca eşlerinin istihdam biçimleri de sorulmuştur. Sonuçlar, emekçilerin yüzde 71.6’sının eşinin kamu çalışanı, yüzde 18.7’sinin ise taşeron işçisi olduğunu göstermektedir. Eşi bağımsız çalışan olan emekçilerin oranı ise yalnızca yüzde 5.5’tir.



EĞİTİM DÜZEYİ YÜKSEK

Sonuçlar, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının eğitim düzeyinin yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Katılımcılar için öne çıkan eğitim durumu yüzde 46.5’lik bir oranla lisanstır. Öte yandan yüksek lisans mezunu olanların oranı yüzde 13.8, doktora mezunu olanların oranı ise yüzde 10.3’tür. Sıralanan eğitim düzeylerinin tamamı dikkate alındığında sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının neredeyse yüzde 80’inin en az dört yıllık üniversite mezunu olduğu görülmektedir. 



SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ DÜŞÜK VE ORTA-DÜŞÜK GELİR GRUBUNDA 

Araştırma kapsamında sağlık ve sosyal hizmetler alanında çalışan kamu emekçilerinin aylık gelirleri kişisel düzeyde ve hanehalkı düzeyinde olmak üzere iki farklı şekilde değerlendirilmiştir.



Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların aylık düzenli iş gelirleri incelendiğinde sıralamanın 3001-4000 TL arası (yüzde 36.9), 5001 TL ve üzeri (yüzde 31.9), 4001-5000 TL arası (yüzde 26.8) ve 2001-3000 TL arası (yüzde 4.4) olacak şekilde geliştiği görülmektedir. Katılımcıların yüzde 92.8’i, yaptığı iş nedeniyle elde ettiği gelirin yeterli olmadığı düşüncesindedir. 

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET ÇALIŞANLARININ YÜZDE 70’İ BORÇLU

Araştırma sonuçları sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışan kamu emekçilerinin tasarruf yapma eğilimlerinin yüzde 22’lik bir oranla oldukça düşük olduğunu göstermektedir. İçinde bulunduğumuz dönemde herhangi bir koşula veya kritere bağlı olmaksızın emekçilerin tamamı için geçerli olgulardan biri borçlanmadır. Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışan kamu emekçilerinin yaklaşık yüzde 70’i gündelik yaşamlarını sürdürmek için borçlanmak durumunda kalmaktadır. 

Borçlanmak zorunda kalan kamu emekçileri için temel başvuru kaynağı yüzde 82.2’lik bir oranla bankalardır. Bunu sırasıyla eş-dost (yüzde 8.8), aile içi (yüzde 7.7) ve diğer (yüzde 1.3) seçenekleri izlemektedir.



Araştırma, sağlık ve sosyal hizmetlerdeki kamu emekçilerinin yaklaşık yüzde 80’inin kredi kullanıcısı olduğunu ortaya koymaktadır. Kredi kullanımı, aylık düzenli iş gelirine göre oransal olarak farklılaşmakla birlikte eğilim bakımından farklı bir görünüm arz etmemektedir. 

Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların çok büyük bir bölümü (yüzde 95.8) kredi kartı kullanıcısıdır. Kredi kartı kullananların yaklaşık yüzde 70’i dönem borcunu ödeyebilirken asgari tutarı ödeyebilenlerin oranı yüzde 26’dır. 

Araştırmaya katılanların yüzde 40.8’i borç ödemelerinde çok zorlandıklarını beyan etmişlerdir. Borç ödemelerinde biraz zorlananların oranı ise yüzde 50’dir. Bir başka ifadeyle sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışan kamu emekçilerinin yüzde 90’ından fazlası bir şekilde borç ödemelerinde zorlanmaktadır.  Hal böyle olunca katılımcıların yaklaşık yüzde 80’in son 5 yıl içerisinde yaşam düzeylerinin kötüye gittiğini dile getirmişlerdir. 

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET ÇALIŞANLARININ YÜZDE 30’U YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA

Gelir, tasarruf ve borçlanmaya ilişkin tüm bu koşullar altında sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların yoksulluk sınırları konusunda bir değerlendirme yapmakta yarar vardır. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu tarafından 2019 yılının Şubat ayında yayınlanan yoksulluk sınırı dört kişilik bir aile için 8.782 TL’dir. 

Araştırmaya katılan sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yüzde 44.6’sı en az dört kişilik aile koşulunu sağlamaktadır. Bu kesim içerisinde aylık düzenli hane geliri KAMU-AR tarafından tespit edilen bedelin altında olanların oranı yüzde 65.7’dir. Araştırmanın geneli açısından düşünüldüğünde ise sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 29.3’ü yoksulluk sınırının altında aylık hane gelirine sahiptir. 

BORÇLU SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET ÇALIŞANLARI FAZLA MESAİ VE NÖBETE DAHA ÇOK KALIYOR

Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların yüzde 41.7’si fazla mesaiye kalmaktadır. Fazla mesaiye kalan çalışanların aylık ortalama fazla mesaiye kalma süreleri içerisinde öne çıkan zaman aralığı yüzde 40.7’lik oranla 8-24 saat arasıdır. 

Araştırma kapsamında ayrıca borçlanma durumuyla birlikte bir değerlendirme yapılması amacıyla sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının kredi kullanım durumuna göre fazla mesaiye kalıp kalmadıkları da sorgulanmıştır. Sonuçlar, kredi kullananların fazla mesaiye kalma oranının (yüzde 44), kredi kullanmayanlardan (yüzde 33) fazla olduğunu ortaya koymaktadır (Ek 2/Tablo 25).

NÖBETLERDE İŞ YÜKÜ ARTIYOR

Nöbete kalan çalışanların yüzde 48’i nöbetlerde geçirilen sürelerde yasalarla düzenlenen sınırların dışına çıkıldığı düşüncesindedir. Ayrıca nöbete kalanların yüzde 85.2’si 5 yıl öncesi ile karşılaştırıldığında nöbet süresinde iş yüklerinin arttığını belirtmişlerdir. Nöbet süresinde iş yükünün artmasının temel gerekçeleri sıralaması nöbet süresince gelen hasta sayısının artması (yüzde 65.6), nöbette çalışan personel sayısının azlığı (yüzde 53.1), nöbet ekibinin sayısal açıdan eksik olması (yüzde 39.2) ve nöbet alanının fiziksel koşullarının yetersizliği (yüzde 34.9) biçimindedir.

Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin işyerinde yemek ihtiyaçları büyük ölçüde kendi imkanlarıyla veya ücret karşılığında giderilebilmektedir. Gerçekten katılımcıların yüzde 46.3’ü işyerinde yemek ihtiyacını kendi imkanlarıyla karşıladıklarını belirtirken yüzde 9.8’i çalıştıkları kurumda bulunan yemekhanede ücret karşılığında yemek ihtiyaçlarını gidermektedirler.

ÜÇ ÇALIŞANDAN İKİSİ GÖREV TANIMI DIŞINDAKİ İŞLERDE DE ÇALIŞIYOR

Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların yalnızca yüzde 26.9’unun işyerinde bir görev tanımı vardır ve buna uyulmaktadır. Emekçilerin yüzde 33.3’ünün görev tanımı yoktur. Yüzde 69.7’lik bir kesim ise bir görev tanımlarının bulunduğunu ancak kendilerine başka görevler de verildiğini dile getirmişlerdir. 


SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET ÇALIŞANLARI KARAR SÜREÇLERİNDE ETKİSİZ

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının işe dair planlama/karar süreçlerindeki etkileri konusunda sorulan soruya verilen yanıtları şu şekilde sıralanabilir: Biraz etkiliyim (yüzde 37.1), etkiliyim (yüzde 29.2), hiç etkili değilim (yüzde 28.2) ve çok etkiliyim (yüzde 5.5).

ÇALIŞANLARIN YARISI İŞİNİ KAYBETME KORKUSU YAŞAMAKTADIR

- Katılımcıların yüzde 34.7’si işyerinde baskı, yıldırma ve mobbing ile karşılaştıklarını belirtirken yüzde 37.3 oranında katılımcı konuyla ilgili soruya kısmen yanıtını vermiştir.

- Sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların yüzde 26.6’sı işini kaybetme korkusu yaşamaktadır. Bu korkuyu kısmen yaşayanların oranı ise yüzde 31.4’tür.

- Çalışanlar, yüzde 58.5 oranında idarecilerin farklı sendika üyelerine farklı davranıldığını düşünmektedir.

- Çalışanların yüzde 38.6’sı birinci amirlerinin, yüzde 44.6’sı ise ikinci amirlerinin amir olmayı hak ettiğini düşünmemektedir.

- Yüzde 20.5 oranında katılımcı, amirleriyle iletişim kurmakta güçlük çektiklerini belirtmiştir.

- Katılımcıların yüzde 74’ü amirlerinden herhangi bir sendikaya üye olma konusunda baskı görmemiştir.

- Katılımcıların yüzde 23.6’sı amirlerinin kendilerinden mevzuata aykırı iş yapmalarını istediklerini söylerken yüzde 38 oranında katılımcı ise bu konudaki soruya kısmen yanıtını vermiştir.

- Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 22.1’i amirleriyle tartışma yaşarken katılımcıların yarıya yakını bu soruya kısmen yanıtını vermiştir.

- Çalışanlar çok büyük bir ağırlıkla (yüzde 89.5) görevde yükselme konusunda siyasi müdahale olduğu düşüncesindedir.

- Çalışanların yüzde 79.5’i görevde yükselme sisteminin liyakate dayalı olmadığını belirtmiştir.

- Katılımcıların yüzde 64.8’inin görevde yükselme beklentisi yoktur.

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET ÇALIŞANLARININ FİZİKİ KOŞULLARI YETERSİZ

Sağlık ve sosyal hizmetler, işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından kendine özgü riskleri ve tehlikeleri içeren bir alandır. Bu gerçekten hareketle araştırma kapsamında katılımcılara işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda çeşitli sorular yöneltilmiştir. Alınan yanıtlara göre emekçilerin yüzde 55.2’si işyerinde var olan fiziksel koşulların çalışmayı sürdürmeye elverişli olmadığı düşüncesindedir. 

ZAMAN BASKISI VE AŞIRI İŞ YÜKÜ RUHSAL SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR

Buna ek olarak katılımcıların yüzde 89.1’i ise çalışma hayatında fiziksel ya da ruhsal sağlıklarını etkileyen faktörlere maruz kaldıklarını dile getirmişlerdir. Öte yandan araştırma sonuçlarına göre sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin çalışma hayatında karşılaştıkları fiziksel ve ruhsal sağlıklarını etkileyen iki temel faktör ise yüzde 66.7’lik oranla ruhsal sağlığı etkileyen zaman baskısı ve aşırı iş yükü ve yüzde 66.3’lük oranla ruhsal sağlığı rahatsız/tehdit edici davranıştır.

ÇALIŞANLARININ YARISINDAN FAZLASI HASTA VE HASTA YAKINLARINDAN ŞİDDET GÖRMÜŞTÜR

Günümüzde sağlık ve sosyal hizmet çalışanları için şiddet, işçi sağlığı ve güvenliği bakımından en belirgin sorun alanlarından birini oluşturur. Araştırma sonuçları, emekçilerin yüzde 55.5’inin çalışma hayatı süresince en az bir kez hasta ve hasta yakınlarından şiddet gördüğünü ortaya koymaktadır. Sonuçlar ayrıca şiddet olaylarının yüzde 61.4 oranla sık sık yaşandığını göstermektedir. 

Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin çalıştıkları kuruma göre hasta ve hasta yakınlarından şiddet görme durumu farklılaşmaktadır. Aile Sağlık Merkezlerinde ve 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde çalışanlar hasta ve hasta yakınlarından en çok şiddet gören kesimi oluşturmaktadır.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanlarının Hasta ve Hasta Yakınları Tarafından Maruz Bırakıldıkları Şiddet Olaylarında Yaşanan Artışa Dair Düşünceleri

ŞİDDETİN ÖNLENMESİNDE YASAL DÜZENLEMELER CAYDIRICI DEĞİL 

Katılımcıların neredeyse tamamı (yüzde 99.6), hasta ve hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarının maruz bırakıldığı şiddet olaylarının son 5 yıl içerisinde arttığı düşüncesindedir. Öte yandan çalışanlar yüzde 97.2 oranla şiddet olaylarına karşı alınan önlemlerin yeterli olmadığını belirtmişlerdir. Bu koşullar altında hasta ve hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarına yönelen şiddet olaylarının son 5 yıl içerisinde artmasının öncelikli gerekçeleri yasal düzenlemelerin caydırıcı olmaması (yüzde 81.5), toplumsal yaşamın genelinde artan şiddet eğilimi (yüzde 69.2) ve sağlıkta dönüşüm programının olumsuz etkileridir (yüzde 67.9). 

ÇALIŞAN SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ÖNLEMLERİ YETERSİZ

Araştırma kapsamında fiziksel ve ruhsal sağlığı etkileyen faktörler ile sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların hasta ve hasta yakınları tarafından maruz bırakıldıkları şiddet olaylarına ek olarak işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin geneli de sorgulanmıştır. Sonuçlar, incelenen alanda çalışan emekçilerin çalıştıkları işyerlerinin yüzde 31.4’ünde işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik eğitimlerin verilmediğini göstermektedir. Bunun yanında işçi sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiği işyerlerinde ise bu eğitimler büyük ölçüde yeterli görülmemektedir (yüzde 70.1). Tüm bunların yanında araştırma sonuçlarına göre sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin çalıştıkları işyerlerinin yüzde 42.8’inde konuyla ilgili yasal denetimler düzenli şekilde yapılmamaktadır. Bunun aksini beyan edenlerin oranı ise yüzde 23.6’dır. Konuyla ilgili olarak ilginç olan sonuç, katılımcıların yüzde 33.6’sının çalıştıkları işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki yasal denetimlerin düzenli şekilde yapılıp yapılmadığına dair bir bilgisinin olmamasıdır.

ÇALIŞANLARIN ÜÇTE BİRİ İŞİNDEN VE İŞYERİNDEN MEMNUN DEĞİL

Araştırma sonuçları, sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yüzde 34.7’sinin işinden ve işyerinden memnun olmadıklarını göstermektedir. Bunun aksini düşünenlerin oranı yüzde 34.3 iken katılımcıların yüzde 31’i ise bu konuda kararsız olduklarını beyan etmişlerdir. 
Belirginleşen memnuniyetsizliğe karşın katılımcıların yüzde 83’ünün seçme şansı olması halinde öncelikli tercihi kamu sektörüdür. 

BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNE KATILIM 39.3

Bu çerçevede araştırmaya katılanların yüzde 39.3’ünün bireysel emeklilik sistemine sahip olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın aynı durum özel sağlık sigortası için geçerli değildir. Emekçiler içerisinde özel sağlık sigortasına sahip olanların oranı yalnızca yüzde 5.7’dir.

KENDİ İŞİNİ KURMAK İSTEYENLERİN ORANI YÜZDE 56.8

Araştırma kapsamında sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların içinde bulundukları güvencesizlik sürecini somutlaştırmak amacıyla kendi işlerini kurmak isteyip istemedikleri yönünde bir soru yöneltilmiştir. Sonuçlar, katılımcıların yüzde 56.8’inin kendi işini kurmak istediğini, yüzde 39.3’ünün ise böyle bir düşüncesi olmadığını ortaya koymuştur. Katılımcıların kendi işini kurmak isteyip istememe gerekçeleri ise Şekil 17’de somutlaştırılmıştır.


Araştırma sonuçlarına göre kendi işini kurmak isteyen sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 36.6’sının böyle bir tercih beyanında bulunmasının gerekçesi daha rahat bir iş ortamına sahip olmaktır. Bunun ardından daha fazla para kazanmak (yüzde 32.3) ve mesleği daha etkin icra edebilmek (yüzde 21.3) seçenekleri gelmektedir. 

HER ÜÇ ÇALIŞANDAN İKİSİ İŞİYLE İLGİLİ GELECEK KAYGISI İÇİNDE

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 73.8’i işiyle ilgili gelecek kaygısı duymaktadır. İşiyle ilgili gelecek kaygısı duymadığını belirten katılımcıların oranı ise yüzde 22.5’tir. İşiyle ilgili gelecek kaygısı duyduklarını belirten emekçilerin bu kaygıyı ortaya koymalarının gerekçeleri siyasal baskı (yüzde 32.2), özelleştirme (yüzde 30.7), güvence (yüzde 26.7) ve maaşların ödenememesi (yüzde 12.5) olarak belirlenmiştir.

TEMEL PROBLEM EMEKLİLİK DURUMUNDA YAŞANACAK HAK KAYIPLARI, DÜŞÜK ÜCRETLER VE İŞ YÜKÜ

Emekçilere göre sağlık ve sosyal hizmetlerde çalışanların temel öncelikli iki problemi yüzde 82.5 ile emeklilik durumunda yaşanacak hak kayıplarıdır. Bunun ardından yüzde 80.2 ile ücret düzeyinin düşüklüğü gelirken zaman baskısı ve aşırı iş yükü ile sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konularında kaydedilen oranlar da yüzde 75’in üzerindedir. 


BEKLENTİ ÇALIŞMA KOŞULLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ VE ÜCRETLERİN ARTTIRILMASI

Katılımcıların iki temel beklentisi çalışma koşullarının iyileştirilmesi (yüzde 86.7) ve sabit ücretlerin artırılmasıdır (yüzde 86.4). Bunun yanında ek göstergelerin yükseltilmesi talebi de (yüzde 78.2) oldukça güçlü bir şekilde belirginleşmektedir. Sözleşmeli çalışmanın kaldırılması (yüzde 59.7), döner sermaye ve performansın kaldırılması (yüzde 58.5) ve nöbet ücretlerinin artırılması (yüzde 57.4) konularında da oldukça güçlü oranlar kaydedilmiştir.

Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yüzde 91’i toplum nezdinde gereken saygınlığa sahip olmadığı düşüncesindedir. Ayrıca emekçilerin yüzde 92.4’ü saygınlıklarının son 5 yıl içerisinde kötüye gittiğini belirtmişlerdir. 


SENDİKALARDAN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNÜ BEKLİYOR

Katılımcıların yüzde 88.6’sı sendikaya üye olma nedeni olarak sağlık ve sosyal hizmet personeline özgü sorunların çözümü seçeneğini öne çıkartmışlardır. Buna karşılık çalışanların yüzde 45.5’i ise sendikaya üye olma gerekçesini ülke gündemine sendika aracılığıyla dahil olmak olduğunu dile getirmişlerdir. Dolayısıyla Genel Sağlık İş Sendikası üyelerinin yarıya yakını sendikalarına kendi hizmet kollarıyla sınırlı bir rol atfetmemekte, bunun yanında ulusal düzeyde gündeme dahil olmak gibi bir beklentiyi somutlaştırmaktadırlar. 

10 EMEKÇİDEN 2’Sİ SENDİKALI OLMASI NEDENİYLE TEHDİT EDİLMİŞTİR

Genel Sağlık İş Sendikasına üye emekçilerin yüzde 21.6’sı bugüne kadar sendikalı olmaları nedeniyle bir tehditle karşılaştıklarını dile getirmişlerdir. Başka bir deyişle sendikaya üye olan her 10 emekçiden 2’si sendikalı olması nedeniyle tehdit edilmiştir.

ÇALIŞANLARIN YÜZDE 58’İ EVDEN ÇIKMIYOR

Araştırmada sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının iş dışı yaşam deneyimleri kapsamında işe gidiş-geliş pratikleri, kreş durumu, iş dışında yapılan sosyal etkinlikler ve Türkiye’nin mevcut sorunlarına ilişkin düşünceleri sorgulanmıştır.


Katılımcıların yüzde 65.5’i iş dışında iş arkadaşlarıyla görüşmektedir. Buna karşın sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının önemli bir kısmı (yüzde 34.5) iş dışında iş arkadaşlarıyla görüşmediklerini belirtmişlerdir. İş dışında iş arkadaşlarıyla görüşenler için iki temel seçenek evde aileler ile buluşma (yüzde 58.2) ve kent merkezinde randevulaşarak buluşmadır (yüzde 50.5).


Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yaptıkları sosyal etkinlikler içerisinde öne çıkan seçenekler kafe, lokanta ve restorana, AVM’ye ve tiyatroya gitmektir. Bunun dışında spor aktivitelerine katılım konusunda da ortalama olarak yüksek bir oran kaydedilmiştir. Diğer yandan tiyatroya, dernek, oda ve lokale gitmek ile hobi kurslarına katılmak ise emekçilerin fazla rağbet gösterdikleri etkinlikler değildir. Sıralananlara ek olarak emekçilerin yüzde 19.3’ü katıldıkları herhangi bir sosyal etkinliğin bulunmadığını öne sürmüşlerdir.

YÜZDE 73 SOSYAL MEDYAYI GÜNDEMİ TAKİP ETMEK İÇİN KULLANIYOR

Günümüzde yeni teknolojilerin ve sosyal medyanın kullanımı tüm emekçiler için gerek çalışma yaşamında ve gerekse de çalışma dışı yaşamda merkeze oturmuş unsurlardan biridir. Bu doğrultuda sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 78.9’u işyerinden arkadaşlarla whatsapp gibi ortak hesaplarının bulunduğunu belirtmişlerdir. 

Katılımcıların yüzde 73.7’si sosyal medyayı gündemi takip etmek için kullanırken yüzde 71.8’inin de Facebook ve/veya Twitter gibi hesapları vardır. Bunların dışında çalışanların yüzde 41’i sosyal medyayı eğlenmek için kullanırken yüzde 30.3’ü ise kişisel bilgi paylaşımı seçeneğini öne çıkartmıştır. Son olarak sosyal medyayı muhalefet amaçlı kullananların oranı yüzde 12.8’dir. 

ÇALIŞANLARININ YÜZDE 95’İNE GÖRE TÜRKİYE’NİN TEMEL SORUNU GEÇİM SIKINTISI

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yüzde 95’ine göre Türkiye’nin temel sorunu geçim sıkıntısıdır. Emekçilerin yüzde 84’ü insan hakları ve demokratikleşmeyi ikinci temel sorun olarak görmektedir. Bunların ardından sırasıyla işsizlik ve kadına şiddet gelirken yoksulluk, sosyal devletin zayıflaması, insan hakları ve demokratikleşme ve emeğe karşı tutum sorunlarında da yüzde 70’in üzerinde oranlar kaydedilmiştir. Katılımcılara sunulanlar arasında yarıdan daha az yanıt alınan tek seçenek yüzde 48.6 ile bölünme tehdididir. 
Anahtar Kelimeler:
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
ali 3 ay önce

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ BEKLENTİLERİ
1- Sağlık çalışanlarına ayrım yapılmadan 3600 ek gösterge verilmesi
2- Döner sermaye musluğu adaletsiz şekilde doktorlara akmaktadır. Bununun eşit bir şekilde düzenlenmesi ve dağıtılması sağlanmadır.
3- Döner sermaye ücretleri sigortaya yansımadığından(doktor dışı sağlıkçılar) emekli olamamaktadır. Döner sermayeler sigortaya yansıtılmadır.
4- Yıpranma payı verilmeyen Tıbbi Sekreterler, Çevre Sağlığı Teknisyenlerine yıpranma payı verilerek genelde yıpranma 4 yıla 1 şeklinde düzenlenmeldir.
5-Sağlık camiası olarak kurumlar arası en düşük maaşı almaktayız. (öğretmen,polis, vs.) özlük hakların iyileştirilmesini istiyoruz.

sağlık bakanlığı doktorlarına sahip çıkıp diğer personellerine üvey evlat olarak görme politikasından vaz geçmelidir.