banner183

MEB, müdür yardımcılığı için başvuru süresini uzattı.

Ayrıca, müdür yardımcısı olabilmek için de yönetmelikte öngörülmüş olunan   ‘4 yıl öğretmen olarak görev yapmış olma’ şartını 2 yıla indirdi.

MEB’i,  hem başvuru süresini uzatmaya hem de 4 yıllık süre şartını kısaltmaya iten, müdür yardımcılığı için yapılan başvuruların,  mevzuatta öngörülen sayının çok altında kalmış olmasıdır. Yani bunun anlamı şudur, eğitim camiasında müdür yardımcılığına ilgi yok.

Tüm bu teşviksel ve özendirici değişikliklere rağmen müdür yardımcılığı başvurularına istenilen düzeyde  ilgi sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Yani değişiklikler itici güç olamamıştır.

Pekala, nedir bu ilgisizliğin nedeni?

Yazılı sınavlı müdür yardımcılığı başvurularına ilgi var iken, mülakatlı müdür yardımcılığı başvurularına neden ilgi yoktur?

İlgisizliğin nedeni aslında müdür yardımcılığı seçiminde kullanılan yöntemsel ya da araçsal farktır, yani müdür yardımcısı seçiminde yazılı sınavın bırakılıp mülakata geçilmiş olmasıdır.

Öte yandan,  bu ilgisizliği mülakata bir tepki olarak da yorumlayabiliriz.

Malumunuzdur ki, eğitim camiasında, mülakatlara dair algı ve izlenim olumsuzdur.

Eğitim camiası, mülakatlı atamalarda adayların yerinin, önceden kapalı kapılar ardında ayarlandığı ya da belirlendiği gibi kendilerini hiç de güvende hissetmedikleri bir algıya sahiptir.

Onun için MEB, başvuru süresini uzatsa da, 4 yıllık şartı kısaltsa da, bu olumsuz algıyı ortadan kaldıramadığı için başvurulara olan ilgiyi bir türlü istenilen düzeye çekemiyor.

Unutulmamalıdır ki, mülakatlı atamalar, içerisinde birçok haksızlığı  barındırdığı için,  liyakatı yok sayıp, iltimasa teşvik edercesine adeta geçit verdiğinden dolayı insanlarda olumsuz algılara ve izlenimlere sahiptir.

İnsanlar, özellikle yönetici atamalarından önce,  mülakatın yalnızca bir prosedürün ya da mevzuatın  parçası ve icabı olarak yapıldığını düşündüğü, herkesin yerlerinin önceden belirlendiğini  gördüğü için şehir merkezinde öğretmenliği,  köyde müdür yardımcılığına tercih ediyor. İnsanlar, mülakat yolu ile yapılan yönetici seçimlerinde, hakkını alamayacağını düşündüğü için de bu yola hiç tevessül etmiyor.

İyi, gözde ve kendilerine uygun okullarda yöneticilik yapmayı kafasına koyanlar ise mülakat sırasında değil, torpil sırasında bekliyor. Torpili kapınca, istediği yere kapılanıyor, ama kul hakkını da yemiş oluyor.

Yani mülakatlı yönetici seçimlerinde, iki grup var, birincisi okul seçen torpilliler, ikincisi ise kendisine düşen okula razı gösterenler. Yönetici seçimlerinde kategorize edilmiş eşit ve adil olmayan bu tablo, bir başka grubun hiç bu yola tenezzül etmemesinin nedenidir işte. Kısa vadede, yönetici seçimlerinde kullanılan mülakat yolunun adil-eşit olmayan devamlı haksızlığa gebe bu hallerinden dolayı kişiler arasında menfaat çatışmalarının yaşanabileceğini öngörüyorum. Bu, kaçınılmaz sondur. Ve MEB’in başını da ağrıtabilir. Onun için yönetici atamalarında hakkaniyetli-adil seçim yollarını tercih etmeliyiz, layık olan insanları o koltuklara oturtmalıyız, hem bizlerin içi rahat olur hem de o koltuğa oturan kişinin vicdanı rahat olur. Sormak lazım, torpille yönetici koltuğuna oturan kaç yöneticinin içi ve vicdanı rahat ve ferah acaba?

Ayrıca, üzülerek ifade etmem gerekir ki, mülakatlar milli menfaatlerimizi gözetmiyor, aksine bazı haksız ve adil olmayan ellerce kişisel menfaatleri gözeten bir mekanizma oluveriyor. Birçok insanı, bu hali ile kırıyor ve yaralıyor. Çünkü insanlar, hakkaniyeti olmayan bir mekanizmaya güvenmez ve o mekanizmanın karşısına boşu boşuna yani öylesine çıktığını düşünür. Bu nedenle mülakatlı atamalarda, haksızlık üreten ve kişisel çıkarları gözeten bu halin yolunu açanlarla ve insanlarda bu algıyı-izlenimi yaratanlarla yola devam etmemek gerekir.  Ve onlarla devletsel sorumluluk  ve millet adına iş/işlem yapan yetkililer olarak bir görev gereği  mücadele etmek lüzumludur. Yoksa, milli eğitim,  milli çıkarlarını ve yararlarını belirleyemez. Hatta unutulmaya yüz tutar. Milli eğitim, kişisel çıkarların ve yararların kurbanı olur. Olan çocuklarımıza olur, olan yöneticisiz kalan köy okullarına olur. Onun için 1947’lerde,  ‘Marko Paşa’dan bizlere seslenen  Sabahattin Ali gibi haykırıyoruz artık:

''Kendi çıkarlarını milletin çıkarlarından üstün tutanlara, kendi hak edilmemiş ekmeklerini yiyebilmekte devam etmek için milletlerini kölelik zinciri, cehalet karanlığı, korku uyuşukluğu içinde bırakmaya çabalayanlara lanet olsun...''

Saygı ile...

 

Yusuf SEVİNGEN
KamuAjans.Com/ÖZEL

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Zubi Zaretta 3 ay önce

Tüm yorumlara katılıyorum. Ancak tespitlerin sadece bu kadar olmamalı.
1.Yeni çıkan İş güvenliği kanunu ile artan sorumluluklar ancak artmayan ücretler.
2.Her çıkan yönetmelikte hiç düşünülmeyen idareciler. Nöbet Haftada 3 gün tek ücret.
3.Herşeyin sorumlusu olarak görülmek her toplantıya katılmak. Zor olan her topun üst yönetimlerce size yuvarlanması.
4.Adil olmayan görev -sorumluluk-ücret ilişkisi.
5.Herşeyi sizin takip etmeniz.Ücretler Maaşlar, ödemeler
6.Haftada 6 saat derse girme zorunluluğu.
7.Hiç bitmeyen devamlı artan iş yükünüz.
8.Ne için doldurduğunuzu bilmediğiniz, defalarca sizden isten ankatler ve okul bilgileri.
9.Eve götürdüğünüz işler.
10.Seçmeli ders karmaşası.
11.Okul Temelli gelişm Modeli olarak Ankarada başlatılan ancak ne sonuca bağlanacağı bilmadiğiniz ve onlarca toplantı yaptığınız işler.
12.Bitmeyen disiplin, Şube öğretmenler kurulu işleriniz.
13.Öğrencinin keyifle kullandığı ancak sizin muhasebesini tuttuğunuz işlediğiniz bir dilekçe ile sildiğiniz devamsızlık işleri.
14.Normalde memurların yapması gereken ancak alınmayan veya bulunmayan memurlardan dolayı yaptığınız yazışmalarınız.
15.Anayasaya göre yasak olan ancak bilgi yönetim sistemini tam olarak kullanılmadığı için mebbisin değişik modüllerine defalarca işlediğiniz aynı bilgiler.
15.En kötüsü ise beğenmediğniz veya doğru bulmadığınız sistem sorunlarına karşı vatandaşlar ile karşı karşıya kalmanız.

Misafir Avatar
adem 3 ay önce @Zubi Zaretta

tam tespit zubizretta..kalemine sağlık...bir düzeltme...silme değil özürlü kısıma aktarma devamsızlığı

Beğenmedim (2)
Misafir Avatar
Musa 3 ay önce

Ben mudur yardımcısı iken istifa ettim. Nedeni mülakat değil idarecilik şu an en son yapılacak iş idarecilik. Öğretmenler de idarecileri gördükten sonra istekli olmuyor. Tespitiniz eksik kalan yönünü tamamlamak istedim saygılar

Misafir Avatar
Muhammet 3 ay önce

Eksik yazıyorsunuz, İş yoğunluğu,destekleme kursu veremememekten,uzayan mesai saatlerinden, maddi kayıplardan kaynaklanan sebeplerle okul idarecileri tek tek istifa ediyor, yenisine başvurmuyor.

Misafir Avatar
AHMEDSALİH 3 ay önce

MEBTE YÖNETİCİ OLMAK İÇİN GEÇERLİ BİR SEBEP VAR MI?

Misafir Avatar
efrail 3 ay önce

sınav da yapılsa müdür yardımcılığı köleliktir şu aşamadan sonra. cazip tarafı yoktur öğretmenlerin başvurmama sebebi sizin yazdıklarınız değildir.

Misafir Avatar
rüzgar 3 ay önce

Yukarıdaki mülakat ile ilgili kısma katılmakla beraber bir takım mağduriyetlerde etkili oluyor.Mesai kavramının olmamamsı,ücret dengesizliği örneğin hafta sonu kursu açan kapatan,sorumlu müdür yardımcısına sadece 2 saat ücret verilmesi gibi.Sorumluluğunun ağır olması vs...

Misafir Avatar
Tokatli 3 ay önce

Harika bir yazı. Tam isabet
20 yıllık öğretmenim 8 yıllık idarecisi.
Artık sadece eğitim bir ci olmak yetmiyor
Her türlü torpil arayışı ile haketmeyenlr
En iyi yerlere geliyor
Olan milletin geleceğine oluyor. Yazık yazık yazık adalet istiyoruz. Bu yazıyı inş bakanlıkta okuyanlar vardir

Misafir Avatar
Özlem 3 ay önce

Tespitleriniz maalesefki yanlış. Yazılı sınavla idareci olanların birçoğuda ilk iki ay içinde istifa etti. Çünkü yoğun bir mesai, idarecilik yanında derse girme zorunluluğu, öğlen tatilinin olmaması, hafta sonu destekleme kursu için okula gitme zorunluluğu buna karşın verilen 2 saat ekders, sorumluluğun fazla olması ve en önemliside tüm bunlara karşın çok düşük verilen ücretler. Yani kısacası özlük haklarının kötü olması...

banner198