Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabul edilmesiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Kabinesinde Milli Eğitim Bakanı olan Sayın Ziya Selçuk’un çalışkan, donanımlı, mütevazı, egosuz kişiliğiyle ile ne kadar isabetli bir tercih olduğunu, CNN TÜRK de Ahmet Hakan’a konuk olduğu programı izleyince bir kez daha gördük.

Ahmet Hakan’ın ilkokul çocukları gibi defalarca sorduğu aynı soruları, ne kadar sakin bir şekilde, defalarca aynı sabır ve sükûnetle cevap verdiğini, tüm Türkiye izledi. Yine herkes Sayın Selçuk’un ne kadar gayretli, çalışkan ve üretken olduğunu vücudunun yorgunluğuna karşın gözlerindeki umut parıltısına bakarak sanırım fark etti.

Milli Eğitim Bakanı; bir milyon öğretmenin, on sekiz milyon öğrencinin, onların velilerinin –ebeveynlerin, eğitimden geçimini sağlayan esnafın, yani 83 milyonun tümünün,4 milyon Suriyelinin hepsiyle bir şekilde ilgili olan bir görev yapmaktadır. Bundan dolayı adı Milli olan iki bakanlıktan birsidir.

Bunun yanında siyasi partilerin, sendika temsilcilerinin, sivil toplum kuruluşlarının yoğun baskısı altındadır. Bunlar, Milli Eğitim Bakanının yaptığı güzel şeyleri görmezden gelirken, yoğunluktan kaynaklanan veya bir iki çürük elmanın yaptıkları yanlışlıkları büyüterek eleştirmeyi yeğlerler. Tüm bunlar milli eğitim bakanlarının hepsi yaşadı. 18 milyon öğrencinin ve bir milyon öğretmenin Ziya Hocası olarak, onların verdiği destek ve enerji ile Sayın Bakan bir şekilde bunların üstesinden gelmektedir.

Ama sorun birlikte çalıştığı ekibinden bazılarının, egolu, uyumsuz ,ekip ruhu taşımayan kişilerden olmasıdır. Bunlar, Bakan Beyin şevkini kırmaktadır. Hele hele pandemı nedeniyle 7/24 çalışma sırasında enerjinin bu alana harcanması gerekirken, egolu kişilerle uğraşmak Sayın Bakanın tüm gayretini zafiyete düşürmektedir.

Geçenlerde basın, bir bakan yardımcısının istediği kişinin görevlendirilmesi yapılmadığı gerekçesiyle küsüp Bakanlığı terk ettiğini yazdı. Daha da vahimi aynı eylemi daha öncede yaptığı ve o şekilde istediğini yaptırdığını basından okuduk. Yani devlet adabına yakışmayan bir yol çizerek, Bakana istediğini yaptırmış. Bu durumun basında çıkmasıyla, diğer bürokratlar için de kötü örnek olmuştur. Bu durum, Bakanlıkta bir otorite zafiyeti oluşturmuş demektir. Hâlbuki diğer bakanlıklarda da bakan yardımcılarının çoğu eskiden vekillik yapmış ama bakanlarıyla sorun yaşamayan kişilerdir.

Bir diğer bürokrat da Milli Eğitim Müdürü iken İlçe Milli Eğitim Müdürleriyle kavga etmiş, kanlı-bıçaklı olmuş adı birçok iddiayla anılmış, 2015 yılında paralel yapıdan alınan yardımcısı için sağ kolum gitti diyerek tarafını belli etmiş, bundan dolayı da Fetö soruşturması geçirmiş birinin, kavga ettiği kişilerle birlikte Bakanlıkta, aynı ortamda görev yapmaları ekip çalışması açısından mümkün müdür?

Diğer birisi de egosu yüksek, yabancı hayranı akademisyen bir bürokrattır. Birkaç hafta önce çok uzun bir süre emek vererek yazdığım ve Kamu Ajansta da yayımlanan ;“ORTAOKULLAR ORTADA KALMAMALI” .başlıklı bir makale yazdım. Makalemde eğitimin orta direği ortaokullarla ilgili sorunları ve çözüm önerilerini ilgili Genel Müdüre detaylı aktarmak istedim. Kendimin kırk yılık eğitimci olduğunu, Almanya ve Finlandiya’da eğitimle ilgili incelemeler yaptığını ve Eğitimde Yeniden Yapılanma adında da bir kitap yazdığımı söyledim. Genel Müdür ; “Ben genellikle yabancı makaleleri takip ediyorum, bazen de çok popüler yazılara bakıyorum.” diyerek genel müdürlüğünü ilgilendiren çok önemli bir konuya ilgi duymadı, kayıtsız kaldı.

Tabii ki diğer ülkelerdeki gelişmeleri takip etmek gerekir. Gelişmiş ülkelerin, sistemlerini ülkemize getirmek için değil, eğitim teknolojisi bakımından takip etmek gerekir. Çünkü eğitim millidir

Eğitim Camiasında çalışmaları ve ürettikleri ile öne çıkmış büyüklerinin çalışmalarından, deneyimlerinden, faydalanmamak egodur, büyüklenmektir. Hâlbuki Sayın Cumhurbaşkanının her zaman söylediği gibi böyle görevlerdeki kişilerin kapıları hep açık olmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan bazı akademisyen- bürokratlar, milli bir şey üretmek yerine, yurt dışında bulunduğu ülkedeki gördüğü şeyleri Türk eğitimine monte etmeye çalışmaktalar. Ama şu ana kadar hiç başarılı olan yok. Bir zaman büyük ümitlerle 1991-94’ yıllarında Amerika’da uygulanan kredili sistem, Türkiye’de uygulamak istendi, ancak üç yıl sonra Türk eğitim sistemine uymadığı için vazgeçildi. Şimdi aynı kafa Avrupa’dan esinlenerek ara tatil diye bir uygulama başlattı. Hâlbuki Avrupa’daki ara tatilin amacı Hz. İsa’nın doğum ve ölümü ile ilgili dini kutlamalardır. Bizde Kurban ve Ramazan Bayramları bunun karşılığıdır.

Bu konuları, diğer bakanlara aktardığım gibi Sayın Ziya Selçuk’a da aktaracağım. Çünkü daha önce Eğitimle ilgili pek çok önerilerimi eski bakanlardan Mehmet Sağlam, Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Nabi Avcı; İsmet Yılmaz, Orhan Erdem’e sunmuş ve bazı projelerim şu an uygulanmaktadır.

Böyle egolu, uyumsuz, ayrı baş çekmek isteyen, camiasını küçük gören insanlarla Sayın Bakan nasıl rahat çalışabilir, bunlardan nasıl verim alabilir?

Bakan Ziya Selçuk, eğitimin bekası açısından, rahat çalışması açısından bu durumu Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşüp çözmesi gerekir.

Bir kez daha vurgulamak gerekirse; eğitim, ekip işidir, ekipteki herkes uyumlu olması gerekir. Aksi takdirde huzurlu çalışılmaz ve verim alınmaz.







 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
eğitimci 2 ay önce

doğru noktaya değinmişsiniz. Sayın Bakanımız genç dinamik çalışkan bir ekip kurmalıdır. Bakanlıkta son söz onda olmalıdır

Misafir Avatar
Cesur 2 ay önce

Eğer göreve gelir gelmez en yakın ekibi değiştirmediyse rahat çalışamıyordur.