Berberime gittim geçen gün.

Erkek kuaförü mü demeliydim yoksa..?

Neyse..

Tıraş olurken çırakları izliyorum.

Lise çağında çocuklar..

Saç tıraşları afili..

Bir tanesi bizden. Mahallenin çocuğu.

Eli cep telefonunda.

Gözü cep telefonunda.

Eli işte(!) gözü oynaşta.



Bir çırağa baktım Suriyeli..

Öbürü Türkmen..

Bir diğeri Afgan..



Ne iş Usta, dedim, bir dokundum bin ah işittim.



-Hocam sorma.. Çırak dediğin ilkokuldan sonra yetişir. Zorunlu eğitim nedeniyle çırak bulamıyoruz. Lise çağında çırak eğilip bükülmüyor. Laf söyleyemiyorsun, ana babalar çocuklarına ders vermekten derdi unutturmuşlar. Yokluk görmemişler. Benim 2 aylık kazancım kadar ederi olan cep telefonları ellerinde. Ne yapalım çırak bulamıyoruz. Biz de yokluk çekmiş milletlerin çocuklarını çırak olarak çalıştırıyoruz.



İç çekti ve tıraşa devam etti.



Düşündüm, gerçekten de ben çektim evladım çekmesin diyen ebeveynler yoklukla terbiye edilmeyen bir nesli yok etmeye güdülemişler.



Özdemir Asaf’ın dediği gibi; İlkokulda peltek bi’ çocuğa okutmuşlardı andımızı. İyi dertler arkadaşlar dedi, bir daha da dertten kurtulmadı hayatımız. Kendi yaşadığı zorluğu çocuklarına yaşatmak istemeyen ebeveynler için söylemedi ki bu aforizmayı Asaf..

Annemi düşündüm, her yaz tatilinde beni çalışmaya gönderirdi. Orada elin ekmeğinin ne kadar acı olduğunu dile getirdiğimde hah derdi ,okumazsan elin avucuna bakarsın. Manifaturacı, ayakkabıcı, çay ocağı, pide salonu, avukat yazıhanesi, sebze hali, inşaat, semt pazarı, anketörlük, ücretli ders verme gibi ilkokuldan üniversite son sınıfa kadar yapmadığım iş kalmadı. Doğru söylüyordu annem, el akıl veriyordu, ekmek vermiyordu.

Konuyu fazla dramatize etmeden devam edersek meslek lisesi memleket meselesi diyoruz.

Katılıyorum ancak mesleki ortaokullar açılmadan meslek liseleri köksüz kalacaktır.

Meslek kelimesinin etimolojisine bakıldığında Arapça slk kökünden gelen maslak sözcüğünden türediğini görürüz.

Meslek "1. yol, rota,

2. (mec.) yöntem, fikir akımı, hayatta tutulan yol" anlamlarına gelir.

Arapça kökenli olan sözcük Arapça sulūk "bir yolu izleme, yol alma, seyahat etme " sözcüğü ile eş kökenlidir.

süluk ~ bir yola veya mesleğe girme, tarikat mensubu olma, gidiş, davranış, hal ve hareket anlamlarına da gelir.*



İlkokul, karakter ve değerlerin kazandırıldığı dönemdir.

Gelişim ve psikoloji açısından incelendiğinde, ilkokul yaş dönemi, çocuğun temel karakter ve değerlerinin kazandırılması gerektiği bir dönemdir. Mesleki yeteneğin şekillendiği dönem ise ortaokuldur.



Ortaokul yaş dönemi, çocuğun öğrenmeye açık olduğu mesleki açıdan şekillenebildiği çıraklık yaş dönemidir. Çocuk bu dönemde çıraklığı zorlanmadan öğrenebilir. Dolayısıyla çıraklık yaşı mesleki açıdan en temel bilgilerin, hem teorik hem pratik açıdan öğrenildiği ve meslek hayatı boyunca kullanacağı en temel yaş dönemidir.



Ortaokul çıraklık, lise ise kalfalık dönemidir.



Ortaokulda mesleki olarak şekillendirilmeyen çocukların lisede öğrenimde zorlanacağı malum. Ortaokul çağı mesleki açıdan olmazsa olmaz derecesinde önemlidir. Bugün meslek ortaokullarının olmayışı sebebiyle, biz çocuğu lisede eğip bükmeye, kalfalık yaşında olan çocuğa çıraklık öğretmeye çalışıyoruz. Yaradılış gereği bu da çok zor olmaktadır ve başarısız olunmaktadır. Nitekim lise yaş dönemi, kalfalık dönemidir.



Ortaokul çağında mesleğin gerek teorik gerek pratik gereklerini öğrenen çocuk, liseden artık kalfalık yapmaya ve bir nevi ustalığa hazırlanmaya çalışır. Burada yaşı gereği gerekli donanımını sağlar ve lise bittikten sonra önünde iki yol vardır: Ya doğrudan iş hayatına atılacak ya da üniversiteye devam edip çıraklık ve kalfalık bilgilerinin üzerine ustalık bina edecektir. Üniversitede mesleki hayatın derinliklerini öğrenecektir. Bu sistemle yetişecek olan bir gençliğin başarılı olmaması mümkün değildir.







Peki ülkemizde ne yapılmalıdır?



İsteyen ailelerin öğrencileri ortaokulda mesleki eğilimine göre yönlendirilmeli ve çıraklık eğitimi almalıdır.



Bugün üniversiteden mezun olmuş yüzbinlerce mühendisimiz var. Bunların birçoğu ya çalışmamakta ya da kendi mesleği dışında çalışmaktadır. Üniversiteden mezun olan bu mühendis öğrencilerimiz, maalesef yeterli donanımla mezun olmadıkları için pratikte ciddi eksikleriyle kendi mesleğini icra edememektedirler. Diğer bir boyutta ise mühendis olarak çalışmadıkları gibi dönüp herhangi bir fabrikada teknisyen ve usta olarak çalışmayı da gururlarına yedirememektedirler. İşte bu yanlış yönlendirmenin, yanlış eğitimin ve altyapı yetersizliğinin sonucudur.











Son olarak diyoruz ki;



-Çerçeve uluslararası olabilir fakat içerik ulusal olmalıdır.



-Üretim ve kalkınma mesleki eğitime bağlıdır.



-Meslek ortaokulları gerekirse meslek liseleri bünyesinde açılmalıdır.



- Teknik elemanı olmayan bir ülke ayakları üzerinde duramayacaktır.



-İşbaşında eğitim, işletmelerde eğitim esas tutulmalıdır.



-Pandemi süreci göstermiştir ki üretimi amaçlamayan eğitim, sistemi kaosa götürecektir.

Sözün özü; (Çırak- kalfa- usta) ve ( teknisyen- tekniker- mühendis) üçlemesi aralarında bağ kurulmadan ülke ayağa kalkamaz.

Vesselam!