Hayatın merkezine çocukları almak bize ne kazandırır? Önce bu soruya doğru cevaplar bulmak gerekir. Niçin hayatın merkezinde çocuklar olmalı? Herkesin ve her kesimin anlayacağı bir dille izah etmek gerekirse uzun uzun anlatmak yerine tek bir kelimeyle özetlenebilir.”Geleceğimiz!” Evet, nesillerin devamı, toplumun ve ülkelerin bekası için çocukların iyi eğitilmesi gereklidir. Amaç, çocukları hayatın merkezine alıp iyi eğitilmiş bireyler olarak yarınlara ulaşmalarını sağlamaktır. Peki, çocuklarımızı doğru cihette eğitip topluma kazandırmak için önümüzde mevcut örnekler var mı? Elbette… Bu konuda belki de en zengin kültürü olan toplumlardan biri biziz. Öncelikle inancımızın vazgeçilmezi olan Kuran ve Sünnet bizim için en büyük iki kılavuz. Bu bağlamda gerek Kuran-ı Kerim’de gerekse Peygamber efendimizin hayatında çocukların yetiştirilmesine yönelik ziyadesiyle güzel örnekler mevcuttur. Sadece biraz okuyup, anlamak ve hayata tatbik etmek gerekiyor. Hepsi bu… Ayrıca Selçuklular ile Osmanlılarda sübyan eğitimleri kıymetli bir halka bizim için. Kaldı ki ecdadın da çocukların yetiştirilmesinde temel dayanakları İslam Dininin esasları olmuştur. Hal böyle olunca da Amerika’yı yeniden keşfe gerek yoktur. Gelecek neslin eğitimi için yeterince birikimi olan bu toplum nasıl olmuştur da bugünlerde hoyratça bir çıkmazın eşiğine gelmiştir? Ve sorunu çözmek için gelişmiş(!) batı ülkelerine gıptayla bakar haldedir.

Öncelikle ecdadımızın konuyla ilgili uygulama örneklerine göz atalım. Gerek Selçuklularda gerekse Osmanlı İmparatorluğunda 444 sihirli rakamı telaffuz edilmiş. Yani 4 yıl 4 ay 4 gün sonunda çocuklar mutlaka ama mutlaka mekteple, okulla, öğretmenle buluşturulmuş. Yani bugünün okul öncesi çağı… Niçin çocukların erken yaşlarda doğru eğitim almaları önemsenmiş? Biraz öncede söylediğimiz gibi ülkelerin ve ülke toplumlarının gelecek, istikbal, beka meselesi… Çocukların eğitimi, sağlam ve müreffeh bir gelecek için kıymetli. Sağlıklı ve inançlı bir neslin devamı için eğitim vazgeçilmezimiz. Yaparak yaşayarak öğrenme yolculuğundan sonra sorumluluklarını bilen, vatanını milletini seven bireyler yarınlar için güvencemiz. Sadece bulunduğu coğrafyaya değil, dünyanın bütün mazlum ve mağdurlarına ışık olmaları için kıymetli çocuk eğitimi… Kaldı ki son din İslam’ın nuruyla yoğrulan nesiller yaşanabilir bir dünya için olmazsa olmazımız.

Buraya kadar tamam her şey güzel ve doğru… Ya sonrası! Yani gelişmiş ülkelerdeki işleyişi ile bizdeki durum ne? Biz öğrencileri merkeze alalım uğraşısı içindeyken farkına varmadan velileri de merkeze almışız. Sonra öğrenciler merkezden kaymış ve sadece veliler kalmış orada… Veli kendini okuldaki çocuk zannediyor. Ve çocuk gibi davranıyor. Sen, anne babasın! Sorumlulukların var ve anne baba rolünü oynamak en büyük sorumluluğun. Sorumlulukları kazandırma yeri sadece okul değil aynı zamanda ev! Çünkü okul evde başlar. Sayın velileri bir oy uğruna merkeze oturtanlar şimdi onları oradan kaldıramıyor. Öğretmeni, okul yönetimini, ilçe il yönetimlerini tehdit eder duruma geldi velilerimiz. Bunu neyle, kimle yapıyor? ALO 147, BİMER, CİMER ile… Yetmedi, şiddete başvuruyor. Kime şiddet! Elbette, abalıya… Abalı kim? Eeee öğretmenden başkası değil! Kim sahip çıkıyor peki meslektaşlarımıza… STK’lar mı? Meslek örgütleri mi? Siyasetçiler mi? Yok yok, hiç yorulmayın, ben söyleyeyim. Hiç kimse… Ne acı değil mi? İtibarsızlaştırılan bir mesleğin, onuruyla oynanan bir çalışanın, eğitmenin, öğretmenin vebali gelecek kuşakların hanesine acı diye yazılıyor. Hatırlatmak isterim ki, bu ve buna benzer olaylar neticesinde devletine küstürdüğünüz insanların yüreklerindeki sancıda boğulacaksınız. Her kimseniz ve bugün ne iş yapıyorsanız. 

Biliniz ki, gelişmiş ülkelerin okullu çocukları “yaparak yaşayarak öğreniyor hayatı!”. Okulunu kendi temizliyor, sınıflarını, tuvaletlerini, bahçesini… Biz öğrencilerimizi o kadar çok koruma altına aldık ki; “yaparak yaşayarak öğrenecekler” sloganının ötesine geçemiyoruz. Sözde kalıyor tüm doğrularımız. Öğrencileri korumakla kalmadı sistem velileri de koruma altına aldı. Okuldaki temizlik görevlisi kardeşlerimizi insan olarak değerlendirmeyen veliler: “çocuğum kirletecek onlar temizleyecek” diyebiliyor. Velilere yönelik herhangi bir yaptırımınız yok. Maalesef okul idareleri ve öğretmenler önce velilerin sonra da çocukların nazlarını çekmekle zaman harcıyorlar. Japonya’da küçücük çocukların tuvaletleri kendi elleriyle temizlediklerini bilmek gerekir. Sorumluluk duygusu kazandırmanın en kolay yolu yaptıklarından sorumlu olmaktır. Kirletiyorsan temizleyeceksin. Öncelikle tabii kirletmemeyi öğrenecek bireyler. Ailelere burada çok büyük görevler düşüyor. Ey veliler, birinci sınıfa getirdiğiniz evlatlarınıza iyi öğretmen arıyorsunuz ya, bizler de iyi veliler arıyoruz okullarımızda… Sağlam, karakterli, örnek ve vakur… Koruma dışı kalan ey 657’nin mazbut, mazlum ve mağdurları, ey benim kıymetli öğretmen meslektaşlarım! Allah yar ve yardımcımız olsun.

Sonuç olarak, bütün bu olumsuzlukları bir kenara elinin tersiyle itip: yıkılan, savrulan, dağılan yüreğiyle yeni bir mum tutuşturmanın derdinde olmak zorundayız. Bu meşalenin yanmasında emeği olan, göz nuru akıtan, dirsek çürüten, ömür tüketen bütün öğretmenlerime saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. 

Ez cümle, öğrencileri merkeze almak mesele değil. Merkeze aldığımız öğrencilere hayata dair insanlığa ait neler kazandırabiliyoruz, mesele bu…

İrfan Ertav
Eğitim Uzmanı Eğitimci Yazar
irfanertav@gmail.com 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.