29 Kasım 2016 günü, ülkemizin Adana ili Aladağ ilçesinde, bir cemaate ait olduğu bilinen, ortaokulda ve lisede öğrenim gören kız öğrencilerin kaldığı yurtta, bilançosu çok ağır ve içimizi yakan bir yangın hadisesi meydana geliyor. Bu yangın hadisesinde, değişik yaşlarda 11 çocuk ve 1 eğitmen yanarak feci bir şekilde hayatlarını kaybediyor. Yangından, kimi öğrenciler bulunduğu kattan atlayarak kimi öğrenciler de bir çıkış yolu bulup binadan kaçarak hafif yaralı bir şekilde kurtuluyor. Bu bağlamda, diyebiliriz ki, yangından yaralı olarak kurtulan öğrencilerimiz, giden 12 canımızın tesellisi oldu, lakin giden canlarımızın ardından da acılarımızı içimize gömerek, bir daha benzer hadiselerin yaşanmaması için Milli Eğitim Bakanımız Sayın İsmet YILMAZ’ın da dediği gibi bu hadiseden birtakım dersler çıkarma mecburiyetinde ve sorumluluğundayız. Şöyle ki;

Eğitim öğretim hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sındaki temel haklardan bir tanesidir. Hiçbir şekilde bu hak, hiç kimsenin elinden alınamaz ve en önemlisi kaderine terk edilemez. Malum yangın hadisesi sonucu hayatını kaybeden öğrenciler, yaşadıkları köylerden veyahut mezralardan kilometrelerce ötede devletin sunduğu eğitim-öğretim hizmetinden faydalanmak ve Anayasal haklarından mahrum kalmamak ve bu haklarını elde edebilmek için o yurtta bulunmakta idiler. Binbir zorluk ve sıkıntı içinde, bu haklarını elde edebilmek için ailelerinden uzakta kalmayı göze almaları ise şapka çıkarılacak, parmakla gösterilecek ve saygı duyulacak asil ve soylu takdire şayan yüce bir olaydır aslında. Zira; çocuklarımızın ailelerinin yaşadıkları yerleşim yerlerinde, öğrenim gördükleri sınıf düzeyinin bulunduğu bir okul türü olmadığı anlaşılmaktadır. Çocuklarımızı, köylerinden uzak yerlerde okumaya zorlayan ya da iten neden, yaşadıkları yerlerde öğrenim gördükleri sınıf düzeylerine uygun bir okulun bulunmayışıdır. Göç olayı nedeni ile nüfusun azalmasına bağlı olarak kimi yerleşim yerlerinde, yalnızca birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılan ilkokullar bulunmaktadır ya da hiçbir eğitim kurumu bulunmamaktadır. Zaten, yurtta kalan çocuklarımızın çoğunun ortaokul öğrencileri olduğu düşünülecek olursa, köylerinde birleştirilmiş sınıflı ilkokullarda öğrenimlerini tamamlayıp , ortaokul öğrenimlerini tamamlamak üzere köylerinden çıktıkları anlaşılacaktır. Aslında böyle durumlarda, devletimizin planlamasında olan ve velilere tarif edilen ilk adres, ilgili köy çocuklarının eğitim öğretim haklarından mahrum kalmamaları, zorunlu eğitimin bu süresini yani ortaokul öğrenimini tamamlamaları için taşıma merkezi durumunda olan bir okula yönlendirmektir. Böylelikle taşıma merkezi okullara devam eden öğrenciler, eğitim öğretim hizmetinden yararlanırken ve bu Anayasal haklarını kullanır iken, hem ailelerinden ayrılmıyorlar hem devletin ihale usulü ile sağladığı servis araçlarıyla ücretsiz okullarına erişebiliyorlar hem de öğle aralarında okullarında yeme içme ihtiyaçları yine devletin ihale usulü ile sağladığı yemek şirketi aracılığı ile karşılanıyor. Bu yaştaki çocuklar için en ideal ve uygun eğitim öğretim hakkına erişim yolunun bu olduğu kanaatindeyim. Burada akıllara şu iki soru geliyor:

Devletimiz, bu çocuklar için böyle bir yol sunmuş mudur?

Ya da böyle bir yol sunulmadığı için mi küçük yaştaki çocuklarımızın velileri, çocuklarımız öğrenimlerinden yoksun kalmasın diyerek, mecburi bir şekilde yurtta barınarak okullarına devam etmesi yolunu seçmişlerdir? Yani ailelere bu hakkın karşılanması için hiçbir seçenek sunulmayıp, aileler o yurda mecbur mu bırakılmıştır? Eğer böyle ise durum çok daha vahim bir boyutta...

Bilinmelidir ki, devletimizin yetkili makamlarının, çocuklarımızın Anayasal hakları olan eğitim öğretim haklarının karşılanması için ödevleri ve görevleri bulunmaktadır. Bu ödevler ve görevler, her T.C. yurttaşının devlet sıcaklığını duyumsaması ve devlete karşı bir aidiyet duyması için önemli bir role sahiptir. Devletimizin her alanda, özellikle eğitim-öğretim alanında bu bilinç ile hareketi ve davranışı, yurttaşlarımızı yurttaş olma şuuruna kavuşturduğu gibi bu şuuru daha da perçinleyecektir. Onun içindir ki, yurttaş hakları üzerinde bulunan devletin görevleri ve ödevleri ihmale, vurdumduymazlığa ve savsaklamaya gelemez. Devletin, her yere uzanamam, başınızın çaresine bakın gibi bir yaklaşımı da yurttaşlar için kabul edilemez. Devlet, çocuklarımızın eğitim öğretim haklarına sağlıklı ve güvenli erişebilmeleri için velilerimize DUBLE yollar gösterebilmelidir. İnanınız, bu DUBLE yollar velilerimizi, bu gibi denetimi sağlıklı ve doğru yapılamayan ya da standartların çok çok altında olan yurtlara MECBUR bırakmayacaktır. Bu bakımdan, mecburiyet ile devletin vergilerini veren vatandaşlarına karşı ödevlerini, sorumluluklarını ve görevlerini tam manasıyla yapması arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır diye düşünüyorum. Hiçbir veliyi, çocuğunun öğrenimi sürecinde devletimiz kaderi ile baş başa bırakmamalıdır. Devletimizin, yukarıda ifade ettiğimiz üzere vatandaşına karşı ödevleri ve görevleri olması hasebiyle böyle bir hakkı asla olamaz. Ve bilinmelidir ki, devlet olarak veliyi çocuğunun eğitim sürecinde kaderi ile baş başa bırakış, yüz üstü bırakmadır aslında. Devletimiz, bu gibi konularda veliyi mecbur bırakan etkenleri ve faktörleri, taşıma ile eğitim öğretime eriştirme ve bu imkan yoksa o zaman da barınma gibi diğer ihtiyaçları karşılama yükümlülüklerini ve sorumluluklarını yerine getirerek ortadan kaldırabilir. Yoksa, okul yokluğu üstüne devletin yokluğu ile birleşirse, bu durumda olacak olan, fakir fukara-garip gureba çocuğu için kocaman bir mecburiyet ve mahkumiyettir. Aslında, o yangında hayatını kaybeden çocuklarımız, eğitim öğretim hakkından mahrum kalmamak için mecburiyetten GİTTİKLERİ, güvenli olmayan ve standardı yakalayamayan bir yurdun, doğru ve sağlıklı koşulları olmayan fiziksel yapısı içinde MAHKUMİYETTEN hayatlarını kaybetmişlerdir. Mecburiyet, devletimizin ilgili yetkililerinin sorumsuzluğu iken; mahkumiyet yurdun yetkililerinin sorumsuzluğu olarak karşımızda durmaktadır. Elbette, bu mecburiyet-mahkumiyet düzleminde BİZLER de sorumluyuz. O canlar, o çocuklar, o şartlarda, o durumda öğrenimlerine devam eder iken görmediğimiz, duymadığımız ve bilmediğimiz için...

Yeri gelmiş iken, yukarıda değindiğim konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm şahsıma ulaşan bir veli mektubunu da sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk sayıyorum:
‘Merhaba, ben ... ilinin bir köyünde ikamet ediyorum. Ortaokulda okuyan çocuğum, geçen yaz mezun oldu. Ortaöğretime geçiş tercih döneminde, çocuğumun istediği bir liseye yerleşebilmesi için yerleştirme puanını baz alarak, ilimizdeki bazı sağlık meslek liselerini tercih ettik. Sonuçlar açıklandığında, çocuğumuzun ilimizin bir ilçesindeki sağlık meslek lisesine yerleşmesi bizi çok mutlu etti. Çocuğumuz, istediği okulda okuyabilecekti. Neyse, kayıt ve yerleştiği okulu görmek için okula gittiğimizde, köyde kaldığımızı, köyün uzak olduğunu bizimle ilgilinen yetkili kişiye anlattık. Yetkili kişi, okulun yurdunun dolu olduğunu, öğrenci alınamayacağını, barınma için yardımcı olamayacağını söyledi. Mutluluğumuz o an hüzne dönmüş, kara kara düşünmeye başlamıştık. Yetkiliden, barınma ile ilgili bir yol göstermesi için destek istedik. Yoksa, çocuğumuz istediği okulda okuyamayacak ve hayalleri yarım kalacaktı. Sonra bizim bu halimizi görerek bir çocuğun hayallerinin yarım kalması içine dokunan yetkili, ilçede tek özel yurt olduğunu söyleyip yerini tarif etti. O yurda gittiğimizde, yurdun giriş kapısından bir cemaat yurdu olduğunu anladım. İçeri girip yurt yetkilisini bulduk. Konuşmaya başladık. Ama yurt yetkilisi, ilçede tek yurt oldukları için olsa gerek ne fiyat ne de başka konularda hiç yumuşak ve taviz verir şekilde konuşmuyordu. Adeta siz bize muhtaçsınız der gibi kestirip atan ve hiç oluruna bakmayan bir tavır içindeydi. Mecburiyetimizi görmüştü bir kere. Ama ne olursa olsun bu mecburiyet benim çocuğumu oraya mahkum edemez diye düşünüp başka yollar aradım. Ama devletin bana sunduğu bir yol yoktu. İşte bu yolun olmayışı, kendi imkamlarımla da bir yol bulamayışım, çocuğumu yerleştiği okuldan mahrum bıraktı. O okula gidemedi. Devletim, çocuğumun bu haktan yoksun kalmaması için neden yollar sunamamıştı bana? Beni, neden bir yere mecbur bırakmıştı? Ben, vergi verme gibi vatandaşlık sorumluluğumu ve ödevimi yerine getirir iken, devletim neden sorumluluklarını yerine getirmemişti ve bu yüzden çocuğum istediği okulda okuma hakkından mahrum kalmıştı? Deneyimleme sonunda bu sorulara verdiğim cevaplar, devletimin sorumsuzluklarını yerine getirmeyip meydanı birilerine bırakmış olması, adeta bir tekelleşmenin önünü açık tutması, benim mecburiyetime nedendi sonucunu çıkarmamı sağladı. Ama çocuğum için artık çok geçti. Hayalleri yarım kaldı, hevesi kursağında...’

Sonuç olarak, devletimiz artık eğitim öğretim alanında, çocuklarımız bu haklarından yararlanırken, ihtiyaçlarını karşılama noktasında daha çok yer tutmalı ve olmalıdır. Hem MEB hem Diyanet kollarını sıvamalıdır bu iş için. Çocuklarımızı, cemaat yurtlarına MECBUR bırakmamalı, o yurtlarda bu gibi olaylarda can vererek adeta MAHKUM etmemelidir. Devlet, Baba gibi çocuklarımızı sahiplenip koruyup kollamalı , Ana gibi de şefkatli ve merhametli olmalı. Baba ve Ana duygusu, devlet aklı ile birleşince, bu gibi cemaat yurtları da kendilerine alan bulamayacaktır. Ve çocuklarımızın bu gibi olaylarda can vermeleri, kaderleri olmayacaktır. Kaderlerine teslim olmamaları için yangın merdivenine çıkan ÇIKIŞ KAPILARI hep açık tutulacaktır... Çocuklarımız, ne yazık ki, en ihtiyaç duydukları anda o çıkış kapılarını kapalı olduğu için açamadılar... Onlar, kapalı kapılar ardında ölümü tattılar; biz ise sorumluluklarımızı yerine getirmediğimiz için hem hüzün hem de utanç duyacağımız kocaman bir acıyı tatmış olduk...

Not: Devlet tarafından gereken önlemler alınmazsa, insanlarımız bu alanda bir mecburiyet girdabına sürüklenirse, özellikle mahrumiyet yerlerde cemaatler eliyle bir tekelleşmenin önü açılmış olunur. Bu tekelleşme, ancak devlet o alana sımsıkı el atarsa önlenir. EĞİTİM ÖĞRETİM ALANINDA BİR BABA BİR ANNE GİBİ UZATILAN DEVLET ELİNİ GÖRMELİDİR ÇOCUKLARIMIZ ARTIK... ÇÜNKÜ DEVLET ELİ, GÜVEN VERİR... ÖYLE OLMALIDIR... ÖPÜLESİ VE GÜVENLİ DEVLET ELİNİ, BAHANESİZ HER YERDE GÖRMEK HAKKIMIZDIR...

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.