Varlık içinde darlık çeken talihsiz bir nesiliz.



Google arama motoruna izlenmesi gereken 50 film ya da okunması gereken 20 başucu kitap yazıp alternatifler arasında boş boş gezip karar veremediğiniz olmadı mı?



Ya da marketlere gidip reyonlar arasında amaçsızca dolaştığınız..



Veya tıka basa dolu gardırobumuz içinden bir türlü elbise beğenemediğimiz, saçımızı başımızı yolduğumuz..



Yokluğu tatmış ancak evlatlarına tattırmak istemeyen ebeveynlerle, yokluğu hiç yaşamamış çokluğun ablukasında olanların dilemması bu…



Yazdıklarıma hak verseniz de içinizdeki ses kesinlikle bu felsefeyi kabul etmeyecektir. Nefis, ego, hırs, tamah, açgözlülük, şükürsüzlük, kanaat etmeme, teşekkür etmeme, yetinmeme, sürekli şikayet etme, mutsuzluk, depresyon, ölen ruhlar ve acı son…



Az veya çok hepimizde olduğu gibi, daha iyiye, daha güzele, daha pahalıya sahip olma hırsı kıyametimizin Sur borusu olacak..



Boruyu çalan ise vahşi kapitalizm..



Zaten böyle olmasak dünyada aç kimse kalmazdı.



Bir Öykü ile devam edelim mi?



Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur.



Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir.



Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.



Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı

çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama, kaçamaz.



Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur, onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde

açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.



Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır...!!!



Ben,benlik,nefis,ego her ne derseniz, maymuna benzer yanımız olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzağa dönüşünü fark etmiyor oluşumuz olduğunu düşünüyorum.



Çoğunlukla konuşmaktan ve yazmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak.



Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 20-30 kat büyük

evlere sahip olmak,



Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir kösesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak.



Okumadığımız kitaplara sahip olmak.



Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak.



Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak.



Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlığa sahip olmak.



Bir dinlence evine sahip olmak.



Faizi, getirisi zarara uğramasın diye kıyıp harcanamasa bile bol sıfırlı bir banka defterine sahip olmak.



Dünyalarına ve güzelliklerine katılamadığımız, asla yeterli vakit ayıramadığımız başarılı ve diğerlerininkinden daha güzel çocuklara sahip olmak.



Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak.



Sağlığımıza, düzenimize, beynimize korkunç zararlar verse bile her çeşit içkinin bulunduğu gösterişli, dekoratif bir mini bara sahip olmak.



Oturmadığımız koltuk takımlarına,



İzlemediğimiz dev ekran televizyonlara,



Kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha neler nelere sahip olmak.



Ya da sahip olduğumuzu sanmak.



Maymun gibi avucumuzda tuttuğunuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?



Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.



Şu Korona günlerinde ah bunu bir anlayabilsek.



Sen, evet sen, bu yazıyı okuyan güzel insan, sana şimdi soruyorum.

Biz aslında sahip olduklarımızın esiri değil miyiz?

Son söz ; “Karıncalar şekerin içinde ölürmüş.” vesselam.