Her kelimenin bir etimolojisi vardır. Her kelime, taşıdığı anlamı da kökünden alır. Kelimelerin anlamını tam olarak idrak edebilmenin yolu da etimolojisini bilmekten, kelimeye hâkim olmaktan geçer. Gelin bugün o kutlu sözcüğü ele alalım ve üzerinde biraz konuşalım. “Öğretmen.”
Öğretmen sözcüğünün kökü “ög”den gelir. Ög; akıl, anlayış olarak tanımlanır sözlüklerde. Anlam içeriğinde, öğüt yoluyla bilgilendirmek, düşünce yönünden geliştirmek, eğitmek, yetiştirmek, yüceltmekle birlikte anne anlamı da bulunur. (Türkçe Kökler Sözlüğü, İsmet Zeki Eyuboğlu) Bu yüzdendir ki annesini kaybedenlere “ögsüz” denir. Aslında burada şu mana da gizlidir. “Ög”ünü kaybeden kişi, annesini kaybetmenin ötesinde öğüt verenden de yoksun kalmıştır. Bu kutlu kelime bunu da simgelemektedir.

O halde öğretmen; ög’ün yani aklın ve anlayışın yerini, kaynağını, yönünü gösteren, işaret eden kişidir. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk de “Türk, öğün, çalış, güven.” sözüyle bizlere öğüt yoluyla bildirmektedir. Bu sözünün başında 83 milyon Türk insanına seslenişinin ardından bizlere ilk sözü “öğün” oluyor yani akıl ve bilim ışığında bilgilerle donan, bezen. Bilgilerle donanan kişi çalışacak, çalıştıkça üretecek, ilerleyecek, muasır medeniyetler seviyesine ulaşacak ve kendine güvenecek, kendini güvende hissedecektir. Muhtaç olduğu kudreti de damarlarındaki asil kanda bulacaktır.

Kelime kökünün anlamında geçen düşünce yönünden geliştirmek, eğitmek, yetiştirmek, yüceltmek kısmına da değinmek istiyorum. Öğretmenlik şüphesiz kutsal bir meslek. Sihirli bir meslek. Sihirli değneğin sahibi olan öğretmen; değneği ile küçük canlara hayat verebilir, onların yaşamına bilerek isteyerek bazen de farkında olmadan büyük dokunuşlar yapabilir. Kendi hayatımdan örnek verecek olursam henüz 5. sınıfta iken Türkçe öğretmeni olmaya karar vermiştim. İlk olarak hayatıma dokunan Bahire Öğretmen olmuştu.

Bahire Yıldıran. Bahire Öğretmen’i gerçek anlamda öğretmen yapan, elinde sürekli okuduğu farklı farklı kitapların olması, bunu gerçekten konuşmasına yansıtması ve öğrencilerini gerçekten sahiplenmesiydi. Söylediğim gibi çok kitap okurdu Bahire Öğretmen. Kitap okuyun, kitap okumak şunu yapar, bunu yapar deyip de elinde bir defa kitap görmediğimiz, kitap okursanız kelime hazineniz gelişir, konuşmanız güzelleşir deyip de Türkçe konuşmaya özen göstermeyen öğretmenlerden hele ki Türkçe öğretmenlerinden hiç değildi. Türkçeye çok önem verir, ağzından kelimeler adeta müzik eşliğinde süzülürdü. Ben Türkçeyi onunla sevmiştim, kitap okumayı da kitap okumanın faydalarını da ona inanarak içselleştirmiştim. Canlı örnekti çünkü. Yaptıklarıyla söyledikleri, söyledikleriyle de yaşantısı bire birdi. Bu kısmı benim Türkçe öğretmeni olmama ilham veren kısmıydı.

Yine bir diğer öğretmenim üniversiteden Değerli Hoca’m Mehmet Yiğit. O da bu kelimenin anlamının hakkını fazlasıyla verenlerden. Türkçe öğretiminin yanı sıra hayata dair anlatılarıyla da kutlu öğütleri öğrencilerine ilmek ilmek işleyen bir öğretmen. İş disiplini konusunda titizliğimi de fazlasıyla Mehmet Hoca’ma borçluyum. Özellikle dil bilgisi sınavlarında kılı kırk yararak, ince eleyip sık dokuyarak kâğıtları okuması “Sizler Türkçe öğretmeni olacaksınız, alanınızla ilgili hususlarda bilgi yanlışlığı yapmanız kabul edilemez.” sözleri hala kulaklarımdadır. Ara sıra sınav kağıtları hakkında arkadaşlarımızın serzenişlerine karşılık “Bizler sınıf ortamında sizleri gerçek mesleki hayata hazırlarken ciddiyetsiz bir tutum içinde olursak yarın bir gün televizyon ekranlarında hastanın içinde makas unutulmuş, neşter unutulmuş haberlerini izlerken başrolde sizleri görürüz. Şimdi diyeceksiniz ki hocam biz tıp okumuyoruz. Dil de böyledir, çocuklar. Dilin öneminin ve bunu kullanmanın titizliğine dikkat etmeyen kişiler olarak yetişirseniz öyle de nesiller yetiştirirsiniz. Nasıl ki yarım doktor insanı candan, yarım imam insanı dinden ederse yarım öğretmen de insanı dilinden, kültüründen eder.” diyerek bizlere öğüt vermesi hala gözümün önündedir.

Bahire Öğretmen, Mehmet Öğretmen ve daha nice öğretmenlerimiz. Ög’lerimiz, analarımız, öğüt vericilerimiz, eğiticilerimiz, yetiştiricilerimiz, yol aydınlatıcılarımız… Her öğretmenimizin “öğretmen” kelimesinin anlamını idrak ederek her öğrenciyi birer dünya olarak ele almalarını, o dünyaları aydınlatmalarını temenni ediyorum. Sihirli değneklerini hiçbir öğrenciden esirgememelerini diliyorum çünkü hayatına dokunamadığımız her çocuğun sorumluluğunu mesleğimizin kutsallığında hissetmeliyiz. Hayatına dokunduğunuz her bir deniz yıldızının yaşamınızın ilerleyen yıllarında önünüze çıkmasını diliyorum. İşte o anki mutluluk tarif edilemez. Tıpkı yıllar sonra Bahire Öğretmen’i bulup kendisine Türkçe öğretmeni olduğumu ve bir kitap yazdığımı, buna da en başta kendisinin vesile olduğunu söylediğimde Bahire Öğretmen’in yaşadığı haklı mutluluk ve gururda olduğu gibi.

Yazımın sonunda bugün yazarlığa ilk adımını atan, Kapaklı ilçesinde yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapmaya başlayan, çalıştığım ilçede bir kompozisyon yarışmasında derece alması ile tanıştığım ve süreçte sürekli iletişimde olduğum öğrencim Dilay Aydoğdu’ya hayırlı olsun diyorum. Yazar ve Türkçe öğretmeni olma hedefi olduğunu söyleyen bu öğrencimin çok iyi bir yazar ve Türkçe öğretmeni olacağına inanıyorum. Yanan bir mum misali mesleğimizin kutsallığını ve ateşini çevremizdeki değerlerle paylaşarak yeni mumlar yakmaya devam edeceğimiz nice yıllarımız olsun… Kalın sağlıcakla.

Erkin SAÇAR
Eğitimci Yazar / Türkçe Öğretmeni

Kaynaklar:
Türkçe Kökler Sözlüğü, İsmet Zeki Eyuboğlu.
https://www.iskenderungazetesi.com/ogretmen-sozcugunun-etimolojisi/, Erişim Tarihi: 06.08.2020
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.