Bundan otuz küsur yıl önce askeri yönetim döneminde 5 yıldır görev yaptığım ilçemdeki liseden haksız yere 5-6 arkadaşımla başka illere sürgün edilmiştik. Bu çok zoruma gitmişti. Hedefim tekrar eski okuluma dönmekti. Sürgün geldiğim bu okul benim mesleki vizyonumu daha da geliştirmişti. Dört yıl sonra geldiğim lisenin müdürlüğü boşalmıştı. Birçok talibi vardı Bakanlık kıdemimi dikkate alarak beni müdür olarak atamıştı.

Okula geldiğimde mevcut müdür yardımcıları, kendileri de talipli oldukları için, benim gelişimi kabullenmemişlerdi. Bunu her hareketleriyle gösteriyorlardı.

Okul fiziki olarak dökük durumdaydı. Sıralar 20 yıldır elden geçmemişti. Sınıf duvarları yıllardır boyanmamaktan sıvalar bile dökük durumdaydı. Çatı yer yer akıyordu Okul bahçesi çamur deryası oluyordu. Tüm bunların yanında okul koruma derneğinde 50 TL vardı.

Müdür yardımcıları ile konuştuğumda, velilerin ilgisiz olduklarını, okula para vermediklerini, yapacak bir şeyin olmadığını söylüyorlardı. Hizmetlilerle konuştuğumda, kendilerinin bunlarla uğraşamayacaklarını, devletin yaptırması gerektiğini söylüyorlardı. Birçok sınıfta soba yoktu.

Öte yandan bir gurup öğrenci okul disiplinini bozuyor, kız arkadaşlarına kötü-çirkin davranıyor, velilerden sürekli şikâyet geliyor, ancak disiplin kurulu, korkudan bunlara bir çözüm bulamamıştı. Disiplin Kurulu Başkanı, müdür sensin, sen çözüm bulacaksın, ben karışmam diyerek, işi üstünden atıyordu

Bunların doğal sonucu olarak okulun üniversite başarısı da diplerdeydi.

İşte müdür olarak benim vizyonum, hedeflerim, dirayetim burada belli olacaktı. Ya bunların üstesinden gelemeyeceğim diyerek istifa edecek, ya da her türlü zorluğu göze alarak korkmadan hedefime odaklanacaktım.

Yıllardır hayalini kurduğum bir görevi, zorlukları var diyerek bırakıp gidemezdim. Bismillah diyerek kolları sıvadım. Bir planlama yaparak; kısa vadede, orta vadede, uzun vadede yapacaklarımı belirledim.

Önce okulun fiziki yapısını düzeltmenin birinci öncelik olarak ele aldım. Okul bahçesinin asfaltını YSE’ye yaptırdım. Şahsi kefil olarak okula gerekli malzemeleri aldım Kısa sürede okulun üç binasını da tertemiz ve boyalı ve bakımlı hale getirdik. Tüm sıraları elden geçirttim. Bunun için 4-5 bin TL borçlanmıştık. Ama çevreye iyi çalıştığımız konusunda çok büyük bir güven vermiştim. 15 gün sonra okula uğrayan selefim; “Hocam okulu tanıyamadım, harika olmuş, müdürlük işte bu.” diye övgü dolu sözler söylemişti.

Sıra bu borcu kapatmak için kayıt zamanı velilere bunu anlatmak gerekiyordu. Bunun için kayıtta iki bayan öğretmen arkadaşımı görevlendirmiştim. Arkadaşlarımız, velilerimize yapılanları iyi açıkladıkları için, velilerimiz bağışta birbirleriyle yarıştılar. Şükürler olsun borcu kapatmıştık. İlk sınavı başarıyla geçmiştim.

Sıra kurul toplantısında birçoğu ile beraber çalıştığım öğretmen arkadaşlarıma vizyonumu, hedefimi anlatmaya gelmişti. Okulun tarihinde ilk defa üniversiteye hazırlık kursu açacağımı, lise son sınıfta okuyan öğrencilerimizin yarısının üniversiteyi kazanmalarını hedef olarak belirlediğimi ifade etmiştim. Bazı arkadaşlar okuldaki disiplinsizlikten dolayı anlattıklarıma şüphe ile bakıyorlardı. Sıra ikinci hedefe gelmişti.

Öğrencilere yaptığım hitaplarda hedefimin, son sınıftaki öğrencileri en az yarısının üniversiteye girmek olacağını, bunun için disiplini bozacak hareketlerden kaçınılması gerektiğini ve Ziya Paşa”nın; “Nush ile uslanmayanı etmeli tektir,

Tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” beyitini sık sık dile getiriyordum.

Herkesin anlayacağı dilden muamele göreceğini, izah etmeye çalışıyordum, ama 15-20 kişilik sıkıntılı öğrenci gurup bizi tınlamamıştı. Eskisi gibi okulun huzurunu bozmaya devam ediyorlardı. Bir eğitimci olarak önce öğrencilerle birebir, ardından velileri ile birebir konuşmalar yaparak, bunlardan vazgeçmelerini, öğrencilerimizle ilgili çok büyük hayalleri olduğunu, memleketimizin çocuklarının üniversite okumalarının, bir meslek sahibi olmalarının zorunlu olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Ancak öğrenciler ve velileri, müdürün korkak olduğunu, bize yalvardığını etrafa yayıyorlardı

Onların anladığı dilden başka seçenek kalmamıştı, o şekilde gereğini yapmaya başladım. Artık herkes anladığı dilden nasibini alıyordu.. Okulda disiplin sorunu da bitmişti. Daha önce adımla, ya da hoca diye hitap eden arkadaşlar, müdür bey diye hitap etmeye başlamışlardı. Bu öz güvenle gece 12’de ilçedeki kahveleri bile kontrol ediyordum.

Sıra esas hedefim olan, okulumuzun tarihinde ilk defa açılacak üniversiteye hazırlama kursuna gelmişti. Velilere bunun ne kadar önemli olduğunu, toplantı yaparak açıklamıştım. Ücretli olmasına rağmen velilerin çoğu; “Çocuğumuz üniversiteyi kazansın, onun için ceketimizi bile satarız” diyorlardı.

Hedeflerime bir bir ulaşıyordum. Sıra ilçenin en önemli okulu olarak sosyal, kültürel, sportif faaliyetleri yerine getirmeye gelmişti.

Hemen bir arkadaşımı 19 Mayısa yetişecek şekilde bir tiyatro hazırlamasını rica ettim. Beden eğitimi öğretmeni olmamasına rağmen, matematik öğretmeni arkadaşımı bir okul futbol takımı kurdurdum. Sarı lacivert forma alarak öğrencilerimi motive ettim. Okulda yeni kostümler alarak bir kız folklor ekibi kurdum. Atıl durumdaki masa tenisi masasını aktif hale getirdim İş-Teknik öğretmenime öğrencilerimin yaptıkları eserlerle bir sergi açmasını rica ettim. Sınıflar arası bilgi yarışması, münazara çalışması yaptırdım. Yani bir lisede neler yapılması gerekiyorsa hepsini yaptık. Öğretmen arkadaşlarımız, öğrencilerimiz, velilerimiz yapılanlardan, verilen eğitimden, sosyal faaliyetlerden, huzur ortamından çok memnundu. Ünümüz her gün yayılıyordu. Okulun kuruluşundan beri aynı okulda görev yapan bir öğretmen arkadaşım;” Şimdiye kadar bu okulda 7-8 müdür görev yaptı. Hiçbirisi sizin kadar çalışmadı.” diyordu.

Bu arada iki basamaklı üniversite sınavının 1.aşaması yapılmış, 90 kişilik son sınıf öğrencimizin 80”i başarılı olmuştu. Sonra 2. Aşama sınavda da 35 öğrencimiz üniversiteye yerleşmişti. Bu okulun tarihinde rekordu.

İlçe bürokratları; kaymakam, hâkim, savcı, doktor vb. ortamlarda bana çok büyük ilgi gösteriyorlardı. Hemşerilerimiz yaptıklarımızdan olsa gerek gıyabımda beni belediye başkanı görmek istiyorlardı. (iki yıl sonra yetkililerce teklif edilen belediye başkan adaylığını kabul etmedim) Buna karşılık ilçe başkanı ve il encümeni kendilerinden çok ilgi gördüğümüz için bu durumdan son derece rahatsız oluyorlardı. Memleketinin çocuklarının geleceği hiç umurunda değildi Sonunda beni müdürlükten aldırdılar.

Ben daha sonra yurdun farklı okullarında öğretmenlik-müdürlük yaparak, kutsal mesleğimi onurumla yapmaya devam ettim.

Ama gururla yetiştirdiğim öğrencilerim-evlatlarım, beni hiç unutmadı.

Peki, memleketinin çocuklarının istikballeri için, gecesini gündüzüne katan bir müdürü kıskançlık yüzünden görevden aldıran ilçe başkanı, encümen azası; KUL HAKKI NE OLACAK?  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
hasan kaya 1 ay önce

Anlayan anlar ....Teşekkürler....

Misafir Avatar
Kürşat 1 ay önce

Atamaların önündeki büraokratik engeller Osmanlı Devletinin yıkılış sebeplerinden biridir. Ne zamanki ilçe ya da il başkanları atamalara karışmamaya başlar liyakatlı olan göreve geçer o zaman her anlamda şaha kalkarız. Kul hakkına gelince Allahu Teala bana 2 şeyle gelmeyin diyor ki biri kul hakkıdır.