Bugünlerde daha tahammülsüz olduk sanki..
Gergin,empatiden yoksun,kavgaya hazır..
İletişim yolu olarak çatışmayı seçmiş gibiyiz.

Millet olmanın olmazsa olmaz şartı bana göre tasada ve sevinçte birliktir, ülkü birliğidir.

Maalesef vatandaşlarımızın bazıları devlete ve erklere düşman haline gelmiş veya getirilmiş, kimisi demokrasi ve hukuku dilediğini konuşup yapmak, külfetsiz nimetlerden yararlanmak olarak görmeye başlamış,kimisi de güvensizlik, korku, ümitsizlik, bıkkınlık, yılgınlık içinde yaşamaya başlamış halde...

Halk gülümsemeyi ve gülmeyi düğün-dernek, yeme-içme, bireysel lükse ulaşma olarak görür hale gelip duyarsızlaşmışsa;  farkındalık özelliğini yitiren devlet, millet ve ülke olarak silkinip toparlanmanın vakti gelmiş demektir.

Ya “coğrafya ve insan bu, kader” der geçer ve “böyle gelmiş, böyle gider” anlayışının hakimiyetini sürdürmesini izler ya da fıtratta olan sabırla küllerimizden yeniden doğarız.
 
Her zamankinden çok empatiye ve birbirimizi dinlemeye ihtiyacımız var.Kedi köpek kavgasının(kuçu&pati)küçük dostlarımıza yakıştığını unutmadan...

Anlaşılmadığını, haksızlığa uğradığını düşünen fertlerin mi sesi çok çıkıyor acaba?

Bir öykü ile bu soruya yanıt arayalım..

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir çift görür.
Öğrencilerine dönüp; İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar? diye sorar.

Öğrencilerden biri çünkü sükunetimizi kaybederiz, deyince ermiş; Ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız?  O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?  diye tekrar sorar.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlar: İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar.

Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur?

Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.

Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?

Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş:  Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin.

Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.*

İnsanlar haksızken daha çok bağırır bir de.
Haklı olan suçlu mudur yoksa?
Neden kötüler bize "Mart Kedisi Sendromunu" hatırlatır oldu.

Birbirimize tahammül mü etmeliyiz yoksa hoş mu görmeliyiz?

Cevabı siz verin,mesajı ben vereyim.

Birbirimizi hor görmeyelim,sevmek zorunda değiliz,saygı duyalım yeter.

Si vis amari, ama**
Sevilmek istiyorsan sev.**

Vesselâm.

*Öykü Anonim

Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci Yazar