Disiplini ve kuruma olan bağlılığını uzaktan da olsa takdir ettiğim bir yönetici alışık olduğum, ancak tasvip etmediğim bir üslupla, yine her zamanki gibi, kendi kurumundan bahsediyor. Şahsına münhasır şekilde kurumundaki işleyişi, tertibi, düzeni anlatıyor. Konu çalışan personele gelince, sözü kimseye düşürmeyen bu “bilmiş” amir; “Onu geç, diğerini geç, o bir şey bilmez, onun elinden bir iş gelmez” diyerek onlarca çalışanın olduğu kurumda, kurumun işleyişini hep bir iki kişiyle yürüttüğünü, iyi bir yönetici edasıyla etrafındakilere ders verircesine, hava atarak anlatıyor. İşi bilmediğinden artık emin oluyorum; çünkü fena çuvallıyor, farkında değil…
Bu yazımda hiç değinilmemiş çok “bakir” bir konuyu ele alacağım: Herkesçe çok iyi bilinen, ancak hiç kimse tarafından hiç dillendirilmemiş bir konu; işten kaytaranlar, sinenler – sivrilenler, kamunun kaçak güreşçileri… Epeydir kafamı kurcalayıp duran, düşünce dünyamda artık iyice olgunlaşıp demlendiğini, mayalandığını düşündüğüm bu konu, artık “yazmazsam olmaz! Diyeceğim noktaya ulaştı. Hem belki okuyan bir kamu personeli içsel bir muhasebe yapar, belki bir amir muhakemede bulunur diye düşünüyorum hem. Belki birileri yanlıştan döner diyemiyorum ama; çünkü bizim topraklarda kimse, maalesef “yoğurdum ekşi” demiyor, demez de.

İyi bir gözlemci olduğumu düşünmüşümdür hep. Uzunca bir zamandır kamu kurum ve kuruluşlarında hep benzer şeyler gözlemliyorum. Verimli ve dürüst çalışanların iş yükü hep artarken, çalışmayıp işten kaytaran, “kaçak güreşen” ve mesai doldurmak dışında çalıştıkları kurumları için çok da bir çaba sarf etmeyen, esasen elinden çok da bir iş gelmeyen kişilerin ise iş yükleri hep azalıyor, azaltılıyor, iyice hantallaştırılıyorlar bu kişiler. Kurumlar, takım ruhuyla - kolektif olarak, topyekûn değil, deyim yerindeyse, bireysel - ferdi olarak çalışıyorlar.

Kurumlarda birçok işi, çalışkan ve becerikli personel yaparken, bazı personeller de bu kişi veya kişilerin adeta sırtından geçiniyor, aslında hak yiyorlar, farkında değiller. Uzun bir zaman evvel bir devlet dairesinde tanıdığım bir personel “kendisinin belli bir iş yükü ve sorumluluğunun olmadığını, sürekli, çayın - kahvenin olduğu yerlerde takıldığını, kendi odasına kahvaltı ve öğle yemeği saatleri dışında çok da uğramadığını söyleyen bu esprili memurun; “Bizim odaya ‘ateş gibi bir genç’ geldi, sağ olsun her iş onda dönüyor, bize hiç iş kalmıyor” sözlerini hayretler içerisinde karşılamış; hatta ağzım açık dinlemiştim.

Derse geç giren öğretmenleri, izinci ve raporcuları saymazsak öğretmenlik mesleğinde durum biraz daha farklı; çalışan ve çalışmayan, iyi ve kötü öğretmen elbette var. Ama işin doğası gereği her öğretmen bir şekilde öğrenci ile karşı karşıya kalıyor, “köşeye sıkışıyor, istese de kaçacak bir yer bulamıyor.”

Bazıları Sivrilmeyi, Bazıları Sinmeyi Tercih Ediyor
Psikolojisi gereği her insan başarılı olmak, ön planda bulunmak, vitrinde yer almak ve taltif edilmek ister. Ancak kurumlarda çalışan – çalışmayan ayırımı çok da iyi yapılmadığı için olsa gerek; kaçak güreşenler, iş yapmadıklarıyla övünüyor, işi başkasına yıktık diye neredeyse kafa tutuyorlar. Sivrilenler ise her işe kendileri koşarken her geçen gün iş yükleri biraz daha artıyor. Sivrilenler “gazlanıp” “pofpoflanırken”, sinenler iyice tembelleşiyor, hantallaşıyor, iş disiplininden ve işe dair yeni gelişmelerden her geçen gün biraz daha uzaklaşıyorlar.

Bu Durum Kurumlarımıza Zarar Veriyor
İş yükü dağılım dengesizliği, personeller arası, kurum içi - dışı ilişkileri olumsuz yönde etkiliyor. Birçok kurumda, üstü kapalı bir şekilde kamplaşmaya – gruplaşmaya neden oluyor, hatta birçok kurumda gizliden gizliye - el altından - “daha az iş yükü, daha az performans, daha çok işten kaytarma yarışları” başlıyor. Bazı kurum amirleri bu durumla övünseler de, esasen saygınlık ve prestij kaybına uğruyorlar, farkında bile değiller. Elli personelin çalıştığı bir kurumda, kurum amiri, kurumun bütün işlerini neredeyse sadece “üç - beş” sivrilen, kahraman personelle idare ediyor. Kurum amiri kurumda çalışan herkesin amiri olmak, herkesi çalıştırmak yerine “elinden bir iş gelmez” diyerek birçok personelle iletişim dahi kurmuyor, bazılarının adını dahi bilmiyor. Bu durum dürüst, atik, üretken ve çalışkan personeli de yorup yıpratıyor esasında. Kurum, çalışkan ve samimi personelin yaratıcılığından, üretkenliğinden mahrum kalıyor. Oysa bu “kahramanlar”, başkalarının da işlerini yapmak yerine, kurum standartlarının ötesinde, kuruma çok daha farklı saygınlık, üretkenlik ve başarı kazandırabilecek şekilde kullanılabilirler.

Peki, Yok mu Bir Çözümü?
Eğer tespit edilmiş bir sorun kaleme alınacaksa o sorun için çözüm önerileri de kesinlikle dillendirilmelidir. Her yazımda, sorun tespitinden sonra muhakkak suretle konuya dair çözüm önerilerimi de her daim sıralamışımdır. Çünkü yazmadaki amacın; sorunların tespit edilip bir köşeye bırakılması değil, onların çözüme kavuşturulması ve en azından birilerini fiili olmasa bile zihinsel harekete geçirmek olması gerektiğini düşünmüşümdür hep. Durumla alakalı bir kişinin dahi özeleştiri yapması benim için ziyadesiyle kafidir. İşte çözüm yolları;
 Başarılı bir kurum amiri, başına geçtiği kurumu öyle birkaç kişinin eline bırakmamalı, hiçbir şekilde kurum, sınırlı sayıda çalışana muhtaç ve mecbur edilmemeli. Kurumdaki herkes, kurum içinde bir alternatifi olduğundan emin olmalı.
 Amir çalışanla çalışmayanı iyi ayırt etmeli. Kurum içinde çalışanla çalışmayanın bir farkı olmalı.
 Kurumda böyle bir sorun varsa bu esasen ciddi bir sorundur, görmezden gelinmemeli, sümen altı etmek yerine aksine sorunun üstüne gidilmelidir.
 Hakkaniyetli bir işbölümü ve iş paylaşımı yapılmalıdır.
 İş dağılımı yaparken kişinin bilgi, birikim ve kabiliyetleri dikkate alınmalıdır.
 Zorluk, kolaylık ve yoğunluk temelli bir iş dağılımı tercih edilmelidir.
 Zor olan işler kurum içerisinde teşvik edilmelidir.
 Kurumda işleyiş anlamında personeller arasında ciddiyet algısı oluşturulmalıdır.
 Kurum amirince, kurum içi işleyiş, personellerin performansları yakinen izlenmelidir.
 Belirli aralıklarla kurum içi toplantılar düzenlenmeli, genel değerlendirme görüşmeleri yapılmalıdır.
 Kurum amiri kurumdaki işleyişle alakalı gerek gördüğünde bireysel görüşmeler gerçekleştirmeli ve bu görüşmelerde üstü kapalı – gizli mesajlar yerine açık sözlü, şeffaf ve net geri bildirimler vermelidir.

Kimse kusura kalmasın ama hiçbir müdürün, öyle bir iki kişiyle iş yürütüp, onlarca kişiyi pasif görevlere çekip de, “ ben şu kadar kişinin amiriyim – müdürüyüm” deme hakkı yok. Benim gözümde; bir müdür – kurumunda çalıştırabildiği kadar personelin müdürüdür. Veya müdürün çalıştırabildiği, iş yaptırabildiği sayıda personeli vardır, bu kadar açık bu kadar net. Başarılı bir kurum amiri; kurumun iş yükünü her personele eşit şekilde dağıtan, iş yükü dengesini adil bir şekilde ayarlayabilen kişidir. Aksi halde bir gün kurum zora girecek, başı ağrıyıp zora giren yine kurum amiri olarak kendisi ve kurumu olacaktır. Hele de sivrilenler veya iş yükünü omuzlayanlar iyi niyetli değillerse kurum amiri veya yöneticilerin kendilerine muhtaç olduklarını düşünüp, kurum içinde bunu ima eder davranışlar sergiliyor ve bu durumu kullanıyorlarsa vay o kurumun ve amirinin haline. Beteri de var; “sinenlerin” bazılarının, biraz da psikolojik ve sosyal nedenlerden ötürü kendilerini kurumun kahramanları, en çalışkanları gibi görüp göstermeleri. Beterin de beteri ise; kurumun kahramanları yerine, işten kaytaranların, kuruma çok da bir katkısı olmayan, sivrilenlerin sırtından geçinen bu “kaçak güreşçilerin” kurum amirlerince ödüllendirilmeleri.


Gürdal KARABIYIK
gurdalkarabiyik@hotmail.com
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Hicham el Guerrouj 6 ay önce

"İçsel muhasebe" ne kardeşim? Şu uydurukçayı kullanınca daha mı bilimsel oluyorsun? Dışsal'ı da var mı bunun?

Misafir Avatar
Hicham el Guerrouj 6 ay önce

Personel zaten çoğul anlam taşır. Personeller olmaz. Önce bunu araştırsaydın bir zahmet sayın yazar... Bakınız Türk Dil Kurumu İmlâ Kılavuzu...

Misafir Avatar
Hicham el Guerrouj 6 ay önce

"Hem belki okuyan bir kamu personeli içsel bir muhasebe yapar, belki bir amir muhakemede bulunur diye düşünüyorum hem." İfadeye bak, hizaya gel. Hem başta "hem" hem de sonda... Sakın kızma sayın yazar. Burada yazıyorsan itina göstereceksin, iyi kontrol edeceksin... hadi hayırlı traşlar...

Misafir Avatar
Hicham el Guerrouj 6 ay önce

Sahi, "hiç kimse tarafından hiç dillendirilmemiş bir konu" nasıl oluyor da oluyor? Yazarken hiç mi kontrol etmiyorsunuz acaba?

Misafir Avatar
Hicham el Guerrouj 6 ay önce

"pofpoflanırken” yanlış. Doğrusu pohpohlanırken” olacak. İnanmıyorsan deyimler sözlüğüne bak... neredeyse puf falan yazacakmışsın:)

Misafir Avatar
Hicham el Guerrouj 6 ay önce

Tamam da sayın yazar, katır niye ölmüş? Mugalatayı boş verip bunu cevaplayın.

Misafir Avatar
Hicham el Guerrouj 6 ay önce

Onca hataya rağmen, iyi bir yazı. Doğru bir noktaya parmak basmış. Emeğine sağlık. İyi geceler.

Misafir Avatar
deniz anası 6 ay önce

Denizin yosunu, Devletin tosunu...