İlkokul birinci sınıf…

Öğretmenin hadi bakalım kimler okumaya geçmiş, kim tahtaya gelmek ister? dediği gün içimdeki heyecan ve sevinçle kaldırdığım parmak, tahta kalemini elime aldığımda ellerimdeki titreme hali. Öğretmen söylüyor cümleyi ben yazıyorum, bir metin açıyor okuyorum sesim titreyerek. 
Tüm merakımla bakıyorum yüzüne sınıfa dönüyor ‘’ evet alkışlıyoruz arkadaşınızı kırmızı kurdele almayı hak etti’’ diyor.

Sevinçten zıplıyorum yerimde. Öğretmen kurdeleyi  takarken yerimde duramıyorum. 

Henüz ikinci ders, daha dersin bitmesine üç ders var. Biran önce bitse de annemlere göstersem diye dakikaları sayıyorum.

Şimdilerdeki gibi bir veli öğretmen grubu yok paylaşılmıyor oralardan, fotoğrafımızı çeken bir telefonunuz da yok sosyal medyadan paylaşılacak durumlar oluşsun.

Çıkış zili çalıyor. Okulun tahta merdivenlerinden sevinçle iniyorum. Gözlerim okul bahçesinde komşu çocuklarını arıyor, eve beraber gidip geldiğimiz komşu çocuklarını.

Minibüs durağına geliyoruz. Sağa sola merakla bakıyorum. Belki babam da işten çıkmıştır. Şimdii şu köşeden çıkar da ilk ona gösteririm diye kurdelemi ama çıkmıyor babam çünkü henüz işinin bitmesine saatler var.

Eve geliyorum komşu çocuklarıyla… Burada ayrılıyor yolumuz yarın yine aynı saatte hazır olmak için sözleşiyoruz, çıkarken yazarım diyemiyoruz tabi birbirimize. Henüz sabit telefonların evlerde yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı zamanlar…

Akşam olmak bilmiyor, babam gelecek diye çıkarmıyorum üzerimden kırmızı kurdele takılmış mavi önlüğümü.

Kapı çalınıyor ilk ben koşuyorum, İki göz odalı evin tahta kapısını açmaya. 

-Bak baba aldım kırmızı kurdeleyi hem de sınıfta ikinci olarak ben aldım diye başlıyorum günün özetini babama geçmeye, bir nefes almasına bile izin vermeden.

Sofra kuruluyor ve hepimiz sofrada hem konuşuyor gün içinde yaşadıklarımızı anlatıyoruz hem de yemeğimizi yiyoruz. Annem o gün neler yaptı, neler oldu diye anlatırken babam lokantada müşteriler ile girdiği diyalogları kah eğlenceyle kah hayretle anlatıyor. Hepimizin ne çok anlatacak şeyi var. Ve karşımızda bizi ilgiyle dinleyeceği kişileri.

Televizyonu pek hatırlamıyorum ama tüm mahallenin ortak dinlediği radyo kanalının günün büyük bölümünde hatta tek göz odada yere serilen yataklarımıza girdiğimizde bile çaldığını, çalan şarkılardan sırayla bu çıkan da benim olsun diyerek şarkılardan fal tutuğumuzu hatırlıyorum.
Komşu hanımlarının birbirlerine oturmaya gidecekleri zamanlarda biz çocuklarla haber yollayıp git bak bakalım falanca teyzen evdemiymiş sor bakalım dediği zamanlardan, ev telefonu yaygınlaşmaya başladığında telefonların bizim yerimize haber verme yöntemleri arasına girdiği zamanlara döndüğü günlere de şahit oluyoruz. 

Beraber oturulan sofralardan, akşamın en güzel saatlerinde aile bireylerinin güzel sohbetlerine kadar yaşanan güzel anılar teknolojinin gelişmesiyle yerini sanala bıraktı.

Eskiden bir kaç gün öncesinde bir yerde buluşmak üzere sözleşip, günü geldiğinde acaba gelir mi? endişesi taşımadan buluşma yerine gittiğimiz günlerden evden çıkmadan yazışmaya başladığımız ben geldim diye fotoğrafla vurgu yaptığımız anlara geçiş bizler için pek te zor olmadı.
Her şeyin rahatına tembelliğine alışmak, kalemi kağıdı unutup tuşlara bağımlı hale gelmek, sosyal medya mecrasında mutsuzken bile mutluymuş gibi yansıtmaya çalışıp daha çok beğeni almak, bir araya gelip muhabbet etmek yerine kurduğumuz gruplarla yüz ifadelerimizi duygularımızı birer emojiye sığdırmak daha bir kolay geldi hepimize.

Tam bu kadar rahatlığa alışmışken tüm dünyayı ve sonunda da ülkemizi saran bir virüs ile karşı karşıya kaldık. Corana virüsü…

İnsanlarla temasta çok hızlı yayılmaya başlayan bu virüs bize evde kal çağrısına kulak vermemiz gerektiğini öğretti.

Ailece oturmayı unuttuğumuz sofralara tekrar oturttu, televizyonun sosyal medyadan bir süre sonra sıkılıp okumaya, raflarda bekleyen kitaplara yönelmemizi sağladı. Sosyal medya paylaşımları azalırken hem kendi sağlığımız hem de sevdiklerimiz için daha özenli olmamız gerektiğini fark ettirdi.

Zor bir süreç ama bizler eskiden olduğu gibi evlerimizde daha fazla zaman geçirerek çok mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmayarak, söylenen kurallara uyarak üstesinden gelebiliriz.

Eskiden nasıl ki hayat eve sığardı, şimdide hayat eve sığar. 

Tekrardan güzel günlere erişmek dileğiyle…

Melike Kırtay Kara
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
eğitimci 3 hafta önce

Sayın Hocam birde özellikle ilçe milli eğitim müdürleri falş imzasını şifresini her şeyini hizmetliye memura veriyor onlarda okulmüdürlerine watsaptan emir yağdırıyor resmi yazı yazıyor hatta azarlayan bile var.ben bunu yemedim karşı çıktım hadi len işine dedim.beni dışladılar milli eğitimde hiç bir işim görülmez oldu.hizmetli müdür olmuş,müdür geziyor.işler yürüsün maaş gelsin.öğretmen ve müdüre hizmetli fırça atıyor müdür olunca.Meb bunu sağlam ve sert bir genelge ile uyarmalı.Muassır medeniyete böylemi ulaşacağız.elinde tesbih ağzında sigara bağrındaki kılları yoluyor ve buyur hocaaa diyor.Lütfen mebe kamu oyu oluşturup bunu bildiriniz.eğitime en büyük katkı budur.