Pazartesi sabahı…
Yeni aldığım kırmızı emaye çaydanlıklarımı ocağa koyup, keyifle kahvaltı hazırlamak niyetim.
Balkonun kapısını açtım, sabah serinliğini hissetmek için. Bir ağlama sesi kapıyı açar açmaz. Bir duraksadım çünkü amacım serin havayı hissetmekti ama bu çocuk çok içli ağlıyor…
Balkona çıktım, evin yanında okul ve balkonumun karşısında ana sınıfı kapısı.
Bir erkek çocuğu ‘’ gitmek istemiyorum okula’’ diye ağlıyor, o ağlıyor babası hırpalayarak ayakkabısının üzerine galoş geçirmeye çalışıyor. O direndikçe babası daha bir sertleşip kaba kuvvet kullanıyor.
Önce algılamakta zorlanıyorum ama bir anda içim öfke ve hüzünle doluyor. Çocuk ‘’gitmeyeceğim’’ diye ağladıkça babası marifetmiş gibi zorluyor. Galoşları zorla giydirip, çocuğu öğretmenine doğru ittirip okul kapısını hızlıca kapatıyor. Arkasına bile bakmadan hızlı adımlarla uzaklaşıyor.
Bir yandan içimde adama olan öfkem, diğer yandan çocuğa olan üzüntüm çaydanlığın içinde fokurdayan suyun etkisiyle hareket eden kapağın sesine yöneliyorum.
Tüm keyfim kaçmış, içime çöken kocaman hüznümle öylece kalıyorum mutfağın ortasında.

6 yıl önce…
48 kişilik bir sınıfta öğretmenim.
Hepsi birbirinden tatlı, azıcık haşere bir o kadar da sevimli çocuklarla dolu bir sınıf. İki öğrencim var okumaya geçmekte biraz zorlanan. Onlara ayrı bir çalışma programıyla bu işin üstesinden gelmek niyetim. Ayrı ödevler, hece kağıtları hazırlıyorum.
Her gün sınıfta onlarla ayrı çalışmanın yanı sıra eve de ödev veriyorum. Diğer günde beraber okumaya, tekrar ederek öğrenmeye çalışıyoruz. Biri verdiğim ödevleri su gibi okurken, diğeri sadece benimle çalıştığı kısımları okuyabiliyor.
-Evde de çalıştınız mı? Diyorum.
Biri ‘’Evet, babamla her akşam okuyoruz öğretmenim. Ben okumaya geçince babam bana bebek alacak, o yüzden çok okuyorum ben’’ diyor.
Diğerinin gözleri bulutlu, ‘’Benim babam işten yorgun geliyor, o yüzden okumuyoruz öğretmenim’’ diyor. Peki annen? Diye soruyorum. ‘’O, okuma yazma bilmiyor’’ diyor.
-Peki, ben konuşurum babanla sizde okursunuz. Hadi biz şimdi çalışalım diyorum.
Gözleri parlıyor bir anda ‘’tamam’’ diyor.
Son ders yanıma gelip ‘’babamla konuşacaksın değil mi?’’ diye soruyor.
-Tabi ki, çıkışa gelir seni almaya konuşacağım diyorum.
Çıkış zili çalıyor.
İkişerli sıralar halinde iniyor çocuklar aşağıya. Annesini ya da babasını gören koşarak gidiyor yanına, bana da el sallayarak uzaklaşıyor.
O ise elimden sıkıca tutmuş babasının yanımıza gelmesini bekliyor.
Geliyor babası…
-Babası diyorum biz Elif’le sınıfta ayrı bir çalışma yapıyoruz. Okumaya bir an önce geçsin diye. Eve de okuma ödevleri veriyorum, beraber okuyorsunuz değil mi?
-Valla hocam okumuyoruz biz, diyor gayet rahat bir tavırla.
- Neden? diye soruyorum.
-Annesi okuma yazma bilmiyor, bende zaten işte çalışıp yoruluyorum eve gelince bir de onunla uğraşamam diyor.
Aldığım cevap karşısında bugün mutfağın ortasında kalakaldığım gibi kalıyorum. Tutuyor kızının elini hızlıca uzaklaşıyorlar yanımdan.
Yıl 1999…
İki göz odalı evimizin birinde sobanın başında oturmuşuz. Üç kardeşiz o zaman.
Okuldan gelince önce annemin özenerek hazırladığı yemekleri yer, sonra otururduk ödevlerin başına.
Annem hepimizle ayrı ayrı ilgilense de babamın akşam işten gelince ödevlerimizi kontrol etmesi, okul maceralarımızı dinlemesinin yeri ayrıydı. İşten dönüşünü sabırsızlıkla bekler, tahta kapı çalındığında hangimiz önce gidip açacak diye itişirdik.
Babam kapıda hepimizi görünce yüzünde kocaman gülümsemesi ile mutlu girerdi eve. Herkes o gün ne yaşamışsa bir an önce anlatmak için sabırsızlanır, çoğu kez cümleler birbirine karışırdı. Ama herkes anlatmış, babamda dinlemiş olurdu.
Kardeşim ilkokul birinci sınıfta…
Harflerin sonuna gelmeye başlanmış, her gün verilen fişler özenle yerleştiriliyor fiş dosyasına…
İlk okuma metni Okul…
Babamın her gün işten geldikten sonra ilk iş olarak kardeşime çalıştırdığı, şu an bile ara sıra evde konusu açıldığında ev halkının yüzünde bir tebessüm oluşturan, herkesin ezbere bildiği metin Okul…
Kardeşimin kırmızı kurdele alıp da okuldan döndüğü gün tüm ev halkının ona Okul metnini tekrar tekrar okutarak yaşadığı haklı gurur.
Ve annemin, babamın bizlere özenine olan minnet duygumuz…
Yıllar geçse de tebessümle hatırlanan güzel anılar…

Değişen zaman mı? Yoksa insanlar mı?
Kaybedilen merhamet duygusu mu yoksa insanlık mı?
Okula gitmek istemeyen oğluna, oğlum neden gitmek istemiyorsun diye sormak mı? zor olan, yoksa kaba kuvvetle onda derin yaralar açmak mı? kolay olan.
Çalışıp yoruluyorum, uğraşamam bencilliği mi daha tatlı yoksa yorgunluğumu kızımın gözlerindeki ışıltı yok eder diyebilmek mi?
Çocuğunun kahramanı mı? yoksa hayal kırıklığı mı? olmak istenilen, düşünmeli…
Hangisi?





Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.