Yeni Zelanda'daki Cami Saldırısı Üzerine
Yeni Zelanda’da dün gerçekleşen ve son bilgiler ışığında 40 kardeşimizin şehit olduğu, 28 ağır olmak üzere toplamda 48 yaralının olduğu açıklanan saldırıyı kınıyoruz. Allah’ın gazabını er yâda geç göreceklerdir. 

Saldırıyı gerçekleştirilen kişinin öyle alelade bir insan olmadığı, saldırganın sosyal medya hesaplarında paylaştığı fotoğraflar ile sözde manifestosu dikkatlice analiz edilirse ortaya çıkacaktır. Saldırganın, ülkemizde tarih eğitimi almış, ortalama tarih bilgisi var diyebileceğimiz birçok insandan daha fazla bizim tarihimizi bildiği tartışma götürmez bir gerçek. 

Öyle ki silahının çeşitli yerlerine yazdığı kelimelerin hepsi tarihin dönüm noktalarına işaret ediyor.

Birincisinde; 1189 yılını işaret etmiş. İngiliz Kralı Richard’ın tahta çıkış tarihi. Richard’ı tarih sahnesinde haçlı seferleri ile tanıyoruz.    

İkincisinde; Alman Kralı Sigismund. O da Osmanlının Avrupa içlerine ilerleyişini önlemek için düzenlenen haçlı seferlerinin baş aktörü.

Üçüncüsünde; Miloş Obiliç. Kosava savaşında Sultan Murat’ı şehit eden sırp.   

Dördüncüsü; 1683 Vienna yani ikinci viyana kuşatması ve bozgununa işaret ediyor. 

Kullanılan isim, tarih ve haçlı seferlerinin sloganı olan ve tanrı bunu istedi anlamına gelen ifadeye baktığımızda karşımıza tam bir haçlı çıkıyor. Fakat öyle alelade bir haçlı da değil elbette. Tarihi bilen ve daha da önemlisi onu yaşayan bir haçlı.

Bu insanların sayısı ne kadardır bilinmez. Lakin bu düşüncelere sahip politikacı, sanatçı, din adamı veya sıradan insanların varlıklarından haberdar olmamızı gerektirici birçok işaret var. Var olduğuna da inanıyoruz. O halde şu soruyu kendimize sormamız ve cevaplamamız gerekir. İleriki bir zaman kesitinde bu düşünceleri taşıyan insanlar bir araya gelir mi? Birlikte hareket ederler mi? Yâda gizemli bir güç onları bu amaç üzerine üstümüze salıverir mi?

Yukarıda sıraladığımız olası durumlara göre önlemlerimiz olmalı mı? Yoksa bir paranoya deyip geçmeli miyiz? Bunları bizler düşünecek değiliz elbette. Bizi yönetenler, yönetme sorumluğu kendilerine verilenler bu konuları, atılacak adımları devletin ve milletin bekası bağlamında mutlaka sorgulayacaklardır. Lakin biz kendi eksenimizde neler yapabiliriz onu konuşmak gerekir. Mesela her baba bir akşam evinde ikinci viyana bozgununu çocuklarına anlatabilir. Tarih öğretmeni tarih dersini anlatmaya ilk ikinci viyana bozgunundan başlayabilir.

Askerlerine kumandanlık eden bir komutan ikinci viyana bozgununu emri altında ki askerlere bunu anlatabilir. Çocuklarımızın bunu öğrenmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü Viyana bu milletin adalet ve iyilik harekâtının son durağıdır. 1683 tarihi ise geriye doğru çekilişin ilk başlangıcıdır.  Yeni Zelanda’daki saldırgan silahına 1683 Vienna yazıyorsa işte bunları bize anlatmak istiyordur. Onun için biz bunları çocuklarımıza anlatalım. Bu bir haçlının saldırısıdır. Bu mesaj bize verilmiş bir mesajdır. Muhatabı da biziz. 

O halde ecdadımızın şecaat ve asabiyetini yeni gelen nesle öğretmemiz, onların kahramanlıklarını anlatmamız gerekir. Şunu da özellikle anlatmak gerekir ki bizim ecdadımız sahip olduğu yüksek şecaati ve asabiyesini övünmek için değil dinin gereklerini yapmak ve onu korumak için kullanmıştır. Çünkü bu tarz daha güzeldir. Daha makbuldür.

Haçlı saldırgan sözde manifestoda ise; boğazın doğu tarafındaki topraklarınızda huzur içinde yaşayabilirsiniz, size zarar gelmeyecek, ama boğaz'ın batı yakasında bir yerde yaşamayı denerseniz, Avrupa'ya gelirseniz sizi öldüreceğiz. Konstantinopolis'e geleceğiz, tüm cami ve minareleri yıkacağız. Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hıristiyan şehri olacak gibi ifadeleri içeren tehditlere yer vermiştir.

Tarihsel yolculuğumuzu düşünürsek, Anadolu’ya gelişimizin, burayı yurt kılmamızın nedeni bizim Anadolu’ya olan ihtiyacımızdan kaynaklanmamıştır. Asıl geliş nedenimiz Anadolu’da adalet ve iyiliğin ortadan kalkması, Anadolu’da hüküm süren Bizans’ın burada yaşayan halkı fakirleştirmesi gibi nedenlerden ötürü Anadolu’nun bize duyduğu ihtiyaçtır.    

Aynı şekilde, Sultan II. Mehmet’inde Konstantinopolis’e ihtiyacı yoktu. Tam tersine Konstantinopolis’in Sultan II. Mehmet’e ihtiyacı vardı. Konstantinopolis’te yaşayan halk kendisine adalet ve iyilik getirecek bir fatih bekliyordu, bekleyiş Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul olarak isimlendirilen bir fetih ile sona erdi.

Kendi topraklarında zulüm altında yaşayan diğer halklar, fetih harekâtının halkın hayatı üzerindeki olumlu etkilerini görünce bize sarıldı. Yeni davetler yeni fetihleri de beraberinde getirdi. 1683 tarihi ve Viyana bu ilerleyişin son durağı oldu. Şimdi bizler fetih hareketlerini bu şekliyle çocuklarımıza anlatmazsak en önce ecdadımıza sonrasında insanlığa büyük bir hainlik yapmış oluruz.  Balkanlardan bizim çıkışımız ile önce sosyalizmin,  ardından da Sırp zulmü altında ezilen Bosna halkı, Libya, Cezayir ve Mısır gibi Afrika halkları ve Irak ve Suriye gibi Ortadoğu halklarının maruz kaldığı zulümler ancak bizim yokluğumuzla açıklanabilir. Daha yakın bir zamanda Afrin’e girildikten sonra halkın yaşayışı değişince hemen yanı başında ki Tel Rifat beldesinin halkının bizi davet etmesi bunun en güncel kanıtıdır. Bizim ilerlememiz zulmün ortadan kaldırılması ve adalet ile iyiliğin yeniden tesis edilmesidir. 

Bizim gücümüze en başta insanlığın ihtiyacı vardır. Dolayısıyla güçlü olmamız lazımdır. Güçlü olursak zulüm olan birçok yere gitmeden dahi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa’ya selamı gibi bir selamımızın ulaşması yeterli olacaktır. 

Ahmet Turan Ulutaş 
Anahtar Kelimeler:
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.