Eğrisi doğrusu… Habil ile Kabil gibi… Hak ile batıl gibi… Ehil ile cahil gibi… Liyakatli ile yetersiz gibi… Gibi gibi…2023, 2053 ve 2071 gibi vizyonları olan yol ayrımındaki ülkemin eğrisi ve doğrusu üzerine birkaç kelam edelim istedim. Sohbete iştirak edecek tüm güzel yüreklere selam olsun. Pandemi döneminde kalabalık gruplar halinde sohbet edemediğimiz için yazılarımızla yüreklerinize misafir olma çabamız kıymetli.30’uncu yılını çalıştığım mesleğimin her safahatında içinde bulunmak, çeşitli görev tanımlarıyla taşradaki her kademenin nabzını tutmak bizlere nasip oldu. Hal böyle olunca da eğitim için kafa yormak, yeni yaklaşımlar geliştirmek, kendimizi ve paydaşlarımızı formatlayıp güncel tutmak çabamızı hiç eksik etmedik. Yürüdüğümüz yol güzergâhında eğrisini de gördük doğrusunu da… Şimdi sizler diyeceksiniz ki” kime göre eğri, kime göre doğru? Elbette kendimize göre ya da bir siyasi erkin, bir sivil toplum örgütünün inisiyatifine bağlı kalmadan eğriyi ve doğruyu evrensel kaidelere dayandırarak bir çerçeveye oturtmaya çalıştık. Her bireyin ve her topluluğun yapması gereken swot analizini kullandık. Fırsatlarımızı, tehditlerimizi, güçlü ve zayıf yanlarımızı ortaya koyduk, koymaya çalıştık. Her yazımızda olduğu gibi bu yazımızın de keskin doğruları, keskin yanlışları olabilir. Ama siyah ve beyaz demeden tüm renkleri gökkuşağı ile buluşturan Yüce Yaradan’ın Hucurat Suresi 13.üncü ayetinde” Ey insanlar! Şüphesiz sizi, bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır. Bu emir ile insanların şekilleri, renkleri, kavimleri, cinsiyetleri üzerine birini diğerine tercih etmek doğru değildir. Yanlış olan nedir o zaman? Benden olan öndedir, bana yakın bendendir. Benden olan iş başında olmalıdır, liyakat ehliyet, hakkaniyet gözetilmez! Bunun yanlış olduğu konusunda ayeti kerimenin emri gereği mutabıkız değil mi? O zaman bugünün çağı, insanları birbirinin üstüne istif ederken yanlışı yan yana koyma çabası içinde olanların da doğruyu temsil ettiğini kabul etmemiz gerekir. Üstünlük kavramının ancak takva ile olacağını beyan buyuran Yüce Yaradan’ın emrini bir kez daha hatırlayalım. Kendi çıkarlarını ülkenin çıkarları önüne koyan yüzlerce söz sahibinin bir an öce giyindikleri bu kirli elbiseden kurtulmaları gerekir.1071’i, 1299’u, 1453’ü,1923’ü sözleriyle işaret edenlerin bunu eylemleriyle de desteklemesi gerekir. Çizilen ülke vizyonu yolunda emin adımlarla gidebilmek için doğru liderlerin rehberliğine ihtiyaç vardır. Lider, sözünün eridir ve sözünü eylemleriyle taçlandırır. Bu konuda son derece sıkıntılı bir yüzyılın içinden gelip geçerken Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN bey karizmatik bir liderdir. Bu ifade taraflı tarafsız herkesimce doğru karşılanırken, “eğitimde ve kültürde sınıfta kaldık” cümlesinin içini iyi doldurmak lazımdır. 2002 yılından beri Sayın Hüseyin Çelik Bey ile başlayan eğitim ordusuna liderlik görevi 2018 yılına kadar farklı isimlerle devam etmiş son olarak ta Sayın bakanımız öğretmen Ziya Selçuk beye devredilmiştir. Eğitimde ve kültürde sınıfta kalmamızın altında yatan temel dayanaklardan biri de -işin ehli olma- kavramının içinde gizlenmiştir. “Eğitim ve kültürde sınıfta kaldık, ya da istendik düzeyde değiliz” cümlesi doğrudur. Bu doğruya sınıf atlatacak adımların atılmasındaki eksikliklerin iyi tespit edilemediği yanlışı da ortadadır.
Sağlık Bakanlığına bir doktorun liderlik etmesi, Adalet Bakanlığına bir hukukçunun rehberlik etmesi ne kadar doğru ise, eğitimci olmayan bir liderin eğitim gemisine kaptanlık yapması o kadar yanlıştır. Cumhuriyetin ilanından bugüne kadar nev-i şahsına münhasır bir eğitim politikası geliştirememiş olmamız doğrudur, bilinen bu doğruya yönelik eylemler, hamleler yapılamamış olması eğridir, yanlıştır. Kâbe’nin anahtarını bir gayr-i Müslime verilmesini gerektiren gerekçeler doğrudur. Ama bir okul yönetici seçiminde bile etiket kullanmak suretiyle atama yapmak eğridir, yanlıştır. Üç beş yıllık vizyon belirleyip kendini ispat edebilme şansı tanınan yöneticilere başarımları karşılığı olarak verilen başarı belgeleri doğrudur. Hiçbir gerekçe göstermeden “ben yaptım oldu” mantığı ile görevden almak yanlıştır. Görevden alınanların etiketli yöneticilerin emrine verilmesi ise izahatı mümkün değildir. Yüce Mevla Nisa Suresi 58.inci ayette “Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir” diye buyurmaktadır. Ayeti kerimeden yola çıkarak işi ehline vermek elbette doğrudur. İlahi emre kulak kesilmek kaçınılmazdır çünkü… Ama adaletin, liyakatin ehliyetin birilerinin ipoteğinde düşünülmesi ve liyakatsiz atamalar ise eğridir, yanlıştır. Üst üste toplandığında bu eğriler bir doğru etmeyeceği gibi, 2053, 2071 vizyonlarına da hizmet etmeyecektir.

Kim ne söylerse söylesin, 2000’li yıllar dünya ülkeleri için zor yıllardır. Karizmatik liderlerin başkanlık ettiği ülkeler farkını fark ettirecek, liyakat ve adalet kavramlarının içini boşaltanlar bu zamanı bozuk para gibi boşu boşuna harcayacaklardır. Kaybeden ülkeler olacaktır. Güçlü bir liderin önderliğinde yürüyen ülkemin, yönetime paydaş olan diğer yöneticilerinin zafiyetleri yüzünden sürekli sekteye uğradığını görmek gerekir. Zaman kaybı yaşanmakta, beklenen sıçramalar yapılamamaktadır. Hal böyle olunca da sürekli birilerine fatura kesme ihtiyacı doğacak, adalet ve liyakat mekanizmaları işlemediği için de bu fatura sürekle mazlum ve mağdura kesilecektir. Maalesef görünen budur. Şimdi, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Malazgirt’te, Bedir’de şehit düşen vatan evlatları nasıl ki “ vatansa mesele, Allah’ın ismini yüceltmekse görev, kalan her şey teferruattır” diyebilen gözü kara liderlere ihtiyaç vardır. Anadolu’nun çocuklarında, mayasında hamurunda bu güçlü duygu mevcuttur. Sadece silkelenmek ve öze dönüş yapmak gerekir. Ben senin için neysem sen de benim için O’sun. Benim varlığım senin varlığınla kıymetli… Vazgeçilmez zannedilen bu bakam ve mekânların kadıya mülk olmadığını biliyorum. Vatanımsa kalan her şey teferruattandır, diyebilmek zamanıdır. Pire için yorgan h.yakmaya, muhtara kızıp merayı biçmeye ne hacet! Hayırlısı ülkemin geleciğini kucaklasın inşallah.

İrfan ERTAV
Yazar
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.