Eğitimin iki sacayağı vardır: okul ve veli, klişesi eğitim öğretim ortamında velilerin okulları desteklemesi için yıllardır söylenegelmiştir.

Veli toplantılarında hazırun pozisyonunda olan velilere hitap eden dillerde pelesenktir adeta.

Ayrıca paydaşların rollerine uygun şekillerde ve esaslarda (bunları mevzuat belirler.) okullarda çevirdikleri filmlerin bir repliğidir de diyebiliriz.

Keşke okullarda paydaşlar -mış gibi oyunculuklarla filmler çevirmese de yaşama hazırlanan her bir çocuğun kendi kurgusunu yaratmasına izin verebilseler... Ama nerede! Bu oyunculuk, çocuğu oyuncak görmekten öteye geçemez. Birbirimizi kandırmayalım lütfen! Allah’ın bildiğini kuldan saklamaya ne hacet!

Bizler okullarda filmler çevirmesek, gerçek olabilsek, bu da tamamen içinden geldiğimiz eğitim sistemi yüzündendir, yeni kuşak için en azından özgünlüğün ve yaratıcılığın temelleri atılmış olunur.

Çocukların kişilik oluşturmada, kendini baştan yaratmada bir şuurau olur. Bu şuurun sonucu ise duyumsama, özümseme, özgülemedir. Bunlar HAKİKİ insan alametleridir. Sahte insan değil.

Ama yukarıda da söz ettiğimiz üzere nerede!

Eğitim öğretim ortamındaki paydanda paydaşlarda şuur, özgünlük, özgüleme, özümseyiş, duyumsayış  hak getire! Bunlar olmayınca insanı, yaşam sahnesinde öyle hallerde görüyoruz ki sanki bir karmaşanın içinde bocalayarak, sendeleyerek, yalpalayarak ve en sonunda kendini kaybederek gelmiş.

Bir kere siz:
‘‘Eğitimin iki sacayağı vardır: okul ve veli...’’ derseniz veli de buna şöyle mukabele eder:
‘‘Ödevimizi yaptık öğretmenim, bugün hasta olduk bu yüzden okula gelemiyoruz hocam, karnemiz çok iyi babası...’’

Buna teorinin pratik neticesi diyoruz. Çocuğun yaşamadığı bir dünya! Sorarım sizlere yaşamayan, nasıl duyumsayacak, özümseyecek, özgüleyecek, bilinçlenecek! Eğitim öğretim ortamında olup bitenler, şubat sonunda ve mart başında yapılan tatbikatlar kadar kof ve yavandır. Artık alayına itiraz etmeliyiz:
‘‘Sizin mevzuat ile çevirdiğiniz okul filmlerinin oyuncağı ya da figüranı değil, kendi kurgumuzun başrolü olacağız. Yeter, artık değer ve anlam kazanmak istiyoruz. Sınav hazırlık süreçlerinde test kitaplarıyla kafası şişirilmiş hormonlu yarış atları olmayacağız. ’’

Yani demem o ki çocuklarımız, insanımız kendi haline bırakılmıyor bu düzenin içinde.
Hayat onlara hayat memat gösteriliyor. Ve o andan itibaren hayattan da kendilerinden de kopmuş oluyorlar.

Ve hep etraflarını kolaçan eden payanda paydaşlar...

Hal böyle olunca insanın yalın halinin ilham esintisinden çocuklarımız bir türlü istifade edemiyor.

Bu ilham perisi, insanın içindeki öze yolculuk yaparken ona yarenlik ediyor oysaki...

Ama insan kendine bırakılırsa...

İnsana, eğitim öğretim sürecinde bilmem okul ayağı, bilmem veli ayağı, bilmem şu ayağı, bilmem bu ayağı gibi kulplar takılmazsa tabii...

Takıldığı an çocuklarımız asla kendileri olamıyorlar, mutlu da olamıyorlar yolun sonunda...

Kendilerini değil, başkalarını yaşıyorlar.

Kendilerine değil, başkalarına açılıyorlar.

Başkalarının kaderlerine terk ediliyorlar. Keşke kendi kaderlerine terk edilseler!

Onun için eğitim öğretimin tek yöntemi var diyoruz: KENDİ KENDİNE...

Diğerleri fasa fiso...

Son sözüm ise baştaki okul repliğinden uyarlama olsun:

‘‘Eğitimin iki sacayağı var: biri çocuğumuzun sağ ayağı, diğeri sol ayağı... Bırakalım kendi kendilerine yürüsünler... İşgüzar payanda paydaşlığa soyunmaya ne hacet! Bırakın okul filmi çevirmeyi! Anladık hepiniz bilirkişisiniz. Çocuğun üzerinde söz hakkına sahipsiniz. Ama yeter, insan kendinin bilirkişisidir.’’

Bir şiir ile bitirelim:

Gökyüzüne bakarak yaşa hayatı
Çünkü hayat yok yeryüzünde
Hayat Memat Var...

Ekmek aslanın ağzındaydı bir zamanlar...

Cahit Sıtkı’nın bu şiiri ile de dünya için de artık sökmeyen ve geçmeyen bu eğitim sistemine çocuklar gibi ‘‘Abbas Yolcu’’ diyelim:

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam. 
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun; 
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce. 
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana. 
Katıp tozu dumana, 
Var git, 
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
hasan gelir 2 ay önce

çok güzel bir yazı ,tebrikler