banner183
Eğitim öğretim sistemi içinde yıllardan beri süregelen yani bir nevi kronikleşmiş ya da müzminleşmiş diyebileceğimiz iki hastalığımız var:
Bunlardan birincisi, ünlü tarihçi Sayın İlber ORTAYLI deyimi ile NEPOTİZM (akraba/eş-dost kayırmacılığı).

İkincisi ise tüm ahalice üzerinde uzlaşmaya varılmış, bu bakımdan genel bir kanaate dönüştüğü görülmüş olan ‘ortaklaşamayan ve öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre şekillenememiş olan’ YAP-BOZ’culuktur.

Dilerseniz, eğitim öğretim sistemi ile ilgili bu iki kronik hastalık tanısını/tespitini açarak, üzerinde biraz daha yapıcı ve çözümcü bir şekilde durup düşünmeye koyulalım. Şöyle ki;

Eğitim-öğretim sistemi içindeki bu iki müzmin hastalığımız, bulaşıcı ve salgın olma özelliklerinden olsa gerek, her iktidar döneminde görülebilmektedir ve bu iki hastalığın kurbanları da ne yazık ki her iktidar döneminde geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız olmaktadır. İşte burası, çok acı ve endişe vericidir. Bu yönüyle, bu iki süreğen hastalığın yeni kuşakları öldürücü bir yönünün de olduğunu ifade etmeliyiz. Pekala, bulaşıcı ve salgın derecesinde öldürücü bir kimliğe sahip olan bu iki müzmin hastalık, neden tedavi edilemez?

Bunun birçok nedeni vardır, ama tüm nedenlere temel teşkil eden yalnızca bir neden vardır, o da siyasi birtakım düşünceler, duygular ve intikamı/öç almayı tetikleyen, bu bakımdan da bir türlü bastırılamayan, eğitim öğretim ortamına siyasi ve ideolojik gözle bakan ve bu yönlü sirayet eden öfke nöbetleridir. İşte bu öfke, 60’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda ve 2000’lerde birçok kuşağın heba olmasına sebebiyet vermiştir. Bu nedenle, öncelikli olarak, siyasi birtakım düşünceleri, duyguları, intikamı/öç almayı tetikleyen, bu bakımdan da bir türlü bastırılamayan öfkeyi nasıl ortadan kaldırıp eğitim-öğretim ortamlarında sönümleyebileceğimizi, eğitim-öğretim ortamlarından geçecek olan gelecek kuşaklara bir sorumluluk-görev bilinci ile düşünmek mecburiyetindeyiz.

Örneğin, eğitim-öğretim ortamlarının siyasetten, tutucu/ayrışmayı körükleyen ideolojilerden arındırılması bu noktada önemlidir ve ideolojik-siyasi arınmanın başarılması durumunda, milli eğitimin rayına oturabileceği düşüncesindeyim. Zira; böyle bir arınma sonucunda daha oturaklı, daha usturuplu bir milli eğitime kavuşacağız. Böylelikle, gelenin kolay kolay bozamayacağı, hatta yıkamayacağı, gidenin ise gelenin bozmaya kıyamayacağı bir milli eğitim sistemi bırakacağı inancını taşıyacağız.

Şunu çok iyi biliyoruz ki, siyaseten ya da ideolojik ya da bakış açısındaki farklılıktan kaynaklı olarak iktidarda bir değişiklik olması halinde, gelenin, tamamlayıcı olmaktan ziyade hemencecik yıkıcı bir niyetlenme ile bozabileceği, hatta şipşak kendi kadrolarıyla üzerinde keyfi ve fütursuzca at koşturulabileceği kurumlardan birisi MİLLİ EĞİTİMDİR. Zaten, bu yönüyle NEPOTİZME ve YAP-BOZ’culuğa evrilmeye en açık, en müsait ve elverişli kurumdur. Bu yönünün ortadan kaldırılması, milli eğitimin rayına oturtulması, kendisine bir vizyon/rota çizmesi ve olası iktidar değişikliklerinde bu rotadan çıkmaması için eğitim-öğretim ortamlarında her bakımdan ideolojik / siyasi arınma yapılmalıdır. Öyle bir arınma ki, gelen ile gidenin, siyasi görüş olarak farklılık içinde olsalar da, aynı yola baş koyabileceği şekilde gerçekleşmelidir. Onun için milli eğitim, ancak bu tür bir arınma ile sağlam temeller üzerine inşa edilebilir diyebiliriz. Yoksa, gelen ile giden arasındaki siyasi/ideolojik farktan dolayı, olan yeni kuşaklara olur. Bu kuşaklar içinde de, milli eğitim sistemi içinden hiçbir şey kazanamadan ya da alamadan geçmiş birçok kurbanı görürüz. Yani milli eğitimi, ideolojik/siyasi olarak şekillendirmekten vazgeçmeliyiz. Yoksa, milli eğitim, ‘yok, öyle değil, böyle yetişecekler’, ‘hayır, böyle değil, şöyle yetişecekler’ tartışması, çekişmesi ve inatlaşması içinde yolunu yani rotasını asla bulamayacaktır. Malum, rotası belli olmayan gemiye, hiçbir rüzgar yardım etmez. Bu bağlamda, ifade etmem gerekiyor ki, Türk Milleti’nin her bir ferdinin kendisini bulabileceği, hiç kimsenin kendisini dışlanmış hissetmeyeceği bir milli eğitim, hepimizin hayali olmalıdır. Ve bilinmelidir ki, milli eğitim, siyaseten/ideolojik olarak arınırken kucaklayıcı ve kapsayıcı yönü daha anlamlı ve amaçlı bir şekilde ortaya çıkar ki, işte yukarıdaki iki kronik hastalığın panzehiridir bunlar. Bence, milli eğitimin artık bir noktada birleşebilen ışık demeti misali yani bir hüzme gibi ışık saçma vakti geldi de geçiyor.

Onun için NEPOTİZMİN karşısına kararlılıkla, inatla, Türk Milleti’ne karşı hissedilen sorumlulukla, milli şuurla LİYAKATI yerleştirmeliyiz. Şartlar ve durum ne olursa olsun. Bundan da asla ödün vermemeliyiz. VE HER TÜR İŞ/İŞLEMİNDE LİYAKATIN KARŞISINA NEPOTİZMİ ÇIKARANLARA CEZAYI KESMELİYİZ.

Ayrıca, milli eğitimi, bir ideolojiye göre değil, Türk Milleti’ni kucaklayacağı, bu milletin benimseyeceği ve özümseyeceği bir yöne çevirmeliyiz. Bunun adı, ortaklaşmak olacaktır. Çocuklarımızı ortaklaştırarak ilgilerini ve yeteneklerini keşfetmeleri için yollar sunacağız, öyle ki çocuklarımız ilgi-yeteneklerine göre yol seçimini yapacak ve sonunda o yol, onu bir mesleğe çıkarabilecek. Çocuklarımız, ortaklaşarak ilgi-yeteneklerine göre ayrılıp mesleki anlamda yolunu bularak, öğrenim hayatlarını yaşamları içinde daha manalı kılacaklardır. Çocuklarımız, eğer ki, öğrenim hayatları sonunda ‘evet, bu benim mesleğim, bu mesleğe öğrenim hayatım içinde tercih ettiğim yoldan giderek ve bana sunulan imkanlardan faydalanarak ulaştım’ diyebiliyorsa, demek ki milli eğitimimiz çocuklarımız için anlamlı ve faydalı kılınmış demektir. Böylece, milli eğitim çocuklarımız için giderek faydalı ve yararlı hale evrilebilecektir. Yoksa, ideolojik pompalamalarla (milli değerlerimiz, ortaklaştığımız kıymetler olduğu için bunları ayrı tutuyorum) çocuklarımıza verilenlerin, bizleri çağ atlatacak ve eğitim-öğretim içinde çığır açacak bir noktaya götürmediği gerçeğini ya da olgusunu artık idrak etmeliyiz. Zaten, ideolojik doldurmalarla büyüyen çocuklarımız, ne yazık ki, bir tarafa yaranma ya da bir tarafı tutma gibi büyük halleri ile ayrımcılığı körükleyebiliyor. Ve böylece, milli eğitim içindeki kayıkçı kaygası bitmek bilmiyor. İnanınız, artık ideolojik ve siyasi bölünmüşlükten bıktık. Unutmayınız ki, hele hele Türk Milleti adına iş/işlem yapan kurumların, o kurumlarda görevli ellerin, siyasi/ideolojik düşünce ve duygularına yenik düşerek yaptıklarından da, hiçbir dönem bu memleketin çocuklarına bir yarar gelmemiştir. Artık, MİLLİ EĞİTİMDE hep beraber yararlı işler yapalım. Ne diyor M. Kemal ATATÜRK: ‘EN MÜHİM VE EN FAYDALI VAZİFEMİZ EĞİTİM İŞLERİDİR...’

O ZAMAN ÖNEMLE VE FAYDALI OLMASI İÇİN MİLLİ EĞİTİM İŞLERİNİN ÜZERİNDE DURALIM...

Bunun için tam da bu noktada, bakanımız Sayın İsmet YILMAZ’ın ‘helalleşme’ çağrısını anlamlı ve değerli buluyorum. Ama bu çağrının da içerisinin fiili ve eylemsel iş/işlemlerle doldurulması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü özellikle kendilerini dışlanmış hisseden grupların bazı kanaatlerinin kırılması için bunun şart olduğu düşüncesindeyim. Bu bağlamda, Türk Eğitim Sen genel merkez yönetim kurulu üyesi Sayın Talip GEYLAN’ın, bu çağrıyla ilgili sosyal medya üzerinden ilk tepkisini kayda değer görüyorum ve eğitim işleri adına önemsiyorum. Ve sizlerle paylaşmak istiyorum:

‘’ İSMET YILMAZ HELALLEŞMEK İSTİYORMUŞ!

Ramazan ayında kişinin üzerindeki kul hakkını helal ettirmesi gerektiğine dikkati çeken Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, "Ola ki eşimizin, evlatlarımızın, anne ve babalarımızın, komşularımızın, BİRLİKTE ÇALIŞTIĞIMIZ kardeşlerimizin hakkı var. İşte bu ay o hakları helal ettirme zamanıdır. Dolayısıyla bu haklarımızı helal ettirirsek yüz akıyla menzile varırız." diye konuşmuş!

Sayın Bakan güzel konuşmuşsunuz ama helalleşme konusunda Milli Eğitim Bakanı olarak epey bir uğraşmanız gerek diye düşünüyorum. Dümeninde oturduğunuz (ya da en azından kağıt üzerinde öyle görünen) kurumda, iktidarınız süresince o kadar kul hakkı gasp edildi ki, bilmem nasıl helalleşirsiniz!
Devr-i iktidarınızda; partinize, partinizin tetikçisi bürokratlarınıza ve sendika görünümlü yandaş yapılarınıza biat etmeyen ya da teslim olmayan herkes ötekileştirildi, dışlandı, mağdur edildi, adeta su bile verilmedi!

On binlerce çalışanın hakkı yendi.

Bu kadar vebal ile toprağın altına nasıl girileceği hiç düşünülmeden ahlaksızca eğitim çalışanları ayrıştırıldı.

Hadi bakalım sayın Yılmaz, helalleşin de görelim!

Bakalım o kadar maharetli misiniz?’’

Sayın YILMAZ’ın, ‘helalleşme’ çağrısının inandırıcılığının ve samimiyetinin ölçüsü bu sese fiili olarak kulak verdiğini göstermesi ile anlaşılabilir sanırım. Herkesin bu konuda mutabık olduğu görüşündeyim naçizane.

Son olarak, Sayın İlker BAŞBUĞ’un milli eğitimimiz ile ilgili kulağımıza küpe olması gereken şu sözlerini, sizlerin dikkatlerine sunmak isterim:
‘... eğitim ve öğretim sistemine, siyasi iktidarların siyasal ve ideolojik açıdan bakmadığı...’

BURADAN HAREKETLE DİYEBİLİRİZ Kİ, EĞİTİM ÖĞRETİM SİSTEMİNE TÜRK MİLLETİ GÖZÜYLE BAKAN HER BAKAN YERLİ VE MİLLİDİR... VE BU BAKIŞ AÇISININ ÖNCELİĞİ, SİYASİ YA DA İDEOLOJİK ÇIKARLAR, AMAÇLAR, KAYGILAR, YARARLAR DEĞİL, TÜRK MİLLETİ’NİN YARARI, HAKKI VE HUKUKUDUR...

NOT: GELENİN, GİDENİN YAPTIKLARINI YIKAMAYACAĞI, GELENİN GİDENİN YAPTIKLARINI HAFRİYAT YAPAMAYACAĞI, GELENİN MÜTEAHHİT OLAMAYACAĞI BİR MİLLİ EĞİTİM İÇİN LİYAKATTA ORTAKLAŞABİLEN, HAKKI-HUKUKU TUTUP KALDIRABİLEN, SİYASİ GÖRÜŞ YA DA İDEOLOJİ İLTİMASI İLE BİR ARPA BOYU YOL ALINAMAYAN, LİYAKAT İLE TERFİ ÜSTÜNE TERFİ ALINABİLEN, HAK EDENİN HER DAİM YOL ALABİLDİĞİ, ZERRE KUL HAKKININ YEDİRİLMEDİĞİ, HAKSIZLIĞA ASLA GEÇİT VERİLMEYEN, SİYASİ/İDEOLOJİK ARINMADA VE BU ESASTA MİLLİ EĞİTİMİN ŞEKİL ALMAMASINDA BİRLEŞİLEBİLEN, ÇOCUKLARIMIZA İLGİ-YETENEKLERİ PERSPEKTİFİNDE BİR UFUK GÖSTEREBİLEN, O UFKA GİDEN BİR YOLUN AÇILABİLDİĞİ VE EN ÖNEMLİSİ BU YOLUN SONUNDA ÇOCUKLARIMIZIN KAMU/ÖZEL SEKTÖRDE İSTİHDAM EDİLEBİLECEKLERİ BİR MESLEĞE KAVUŞABİLECEKLERİ, İCRA ETTİKLERİ MESLEKLERLE ÜLKELERİNİ KALKINDIRMALARININ ÖNCELİK HEDEF OLARAK BENİMSETİLDİĞİ VE ÇOCUKLARIMIZIN SİYASİ/İDEOLOJİK FARKLILIKLARIMIZLA BİR ARADA MUTLULUK-REFAH-HUZUR İÇİNDE YAŞAYABİLECEKLERİNİN BİLİNCİNİN AŞILANDIĞI, SEVGİ-SAYGI-HOŞGÖRÜ GİBİ YÜCE DUYGULARI ÖĞRETEREK, BUNLARI FARKLILIKLARIN KAYNAŞMASI ADINA BİR KÜLTÜRE DÖNÜŞTÜREBİLEN BİR MİLLİ EĞİTİM HAYALİ İLE... AFAKİ Mİ, ÜTOPYA MI SİZCE? BENCE, HAYIR...


Saygı ile...
Yusuf SEVİNGEN 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Mağdur öğretmen 3 hafta önce

Siz neden bahsediyorsunuz Yusuf Bey bu ülkede devletin yasal sendikasına üye insanlar ekmeğinden aşından oldu. Ötekileştirme adam kayırma basit kalıyor bu durumda.