Öğretmen Not Verilen Değil, Not Verendir
Kamuajans.com - Milli Eğitim Bakanlığı öğretmeni huzursuz etmeyi bırakmalı, öğretmenimizin motivasyonunu artırıcı tedbirleri geliştirmelidir.

Sendikamızın öğretmenlere performans değerlendirme sistemine karşı olduğunu bir kez daha vurgulayan Genel Başkan Geylan şunları söyledi: “Milli Eğitim Bakanlığı her fırsatta temcit pilavı gibi öğretmenlere performans sistemini gündeme getiriyor. Geçtiğimiz haftalarda Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürü Doç. Dr. Sayın Semih Aktekin ziyaretimize geldiğinde, kamuoyuna yansıyan Öğretmenlere Performans Değerlendirme Yönetmelik Taslağı ile ilgili görüş ve eleştirilerimizi dile getirdik. Biliyorsunuz MEB bu taslağı paydaşlarının görüşlerine sundu.  Taslak ile ilgili sendikamız bir komisyon oluşturdu. Öğretmenlere performans değerlendirme sistemini detaylı inceliyoruz. Önümüzdeki hafta sonu taslakla ilgili görüşlerimizi Milli Eğitim Bakanlığı’na sunacağız.

Tabi şunu iyi ifade etmek gerekir ki;  biz ilkesel olarak performans değerlendirme sistemine karşıyız.  Bu uygulamanın hayırlı bir amaca hizmet etmeyeceğini, çalışma barışını bozacağını, öğretmenlerin itibarının daha da rencide edileceğini düşünüyoruz. Taslakta öğretmenlerin; okul idarecisi, okul müdürü, zümre öğretmenleri, diğer öğretmenler, veliler ve öğrenciler tarafından değerlendirilmesi öngörülüyor. Bu, fiilen uygulanılır bir durum değildir. Şunu herkesin iyi bilmesi gerekir; öğretmen not verilen değil, not verendir.

Geçtiğimiz Ekim ayında Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenlere performans değerlendirmesi ile ilgili 12 ilde pilot uygulama yaptı. O günlerde kamuoyuna yansıyan nahoş paylaşımlardan dolayı Milli Eğitim Bakanlığı iki gün içerisinde sistemi kapattı. Bakınız ben de öğrencilerin sosyal medya paylaşımlardan birkaçını örnek vermek istiyorum. Öğrenciler, ‘Yıl intikam yılıdır kimse not için yanıma gelmesin’  ‘Hocam yüz ver yüz vereyim’  ‘Hocam sözlüleri girmedim ona göre’  ‘Hocam sözlüm en son kaça olur?’ şeklinde paylaşımlarda bulunmuştur. Bu paylaşımlar, yayında söyleyebileceğim nezaket ölçüsündeki paylaşımlardır. Çok daha nahoş, küfür içeren paylaşımlar da söz konusudur. Öğrencilerin bu mesajları üzerine MEB, sistemi kapattığını duyurdu. İşte tüm bunlar öğrenci ve veli tarafından bir öğretmen değerlendirmesinin söz konusu olamayacağını göstermektedir. Bu uygulama hayata geçerse, Türk milli eğitimi çok ciddi sıkıntılar ile karşı karşıya kalacaktır.”

Milli Eğitimin en büyük sorunlardan biri de yetkin, işin ehli, liyakatli yönetici ataması yapamamasıdır.

Okul idarecilerinin öğretmeni değerlendirmesinin de objektif sonuçlar doğurmayacağını, sendikal ve siyasi saiklerin ön plana çıkacağını belirten Geylan, şunları söyledi: “Milli Eğitimin en büyük sorunlardan biri yetkin, işin ehli, liyakatli yönetici ataması yapamamasıdır. Şu an okullarımızın büyük kısmı sadece siyasi ve sendikal saiklerle atanmış idareciler tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla idarecilerin öğretmene yönelik değerlendirmesinin objektif olmayacağı aşikardır. Zaten öğretmenlerimiz toplumda itibarsızlaştırma tazyikiyle karşı karşıyadır. Bu uygulama, öğretmenimizin itibarını bir kat daha rencide edecektir. Şu gerçeği kimse gözden kaçırmasın: Eğitim ve öğrenci söz konusu olduğunda en çok kaygı duyan öğretmendir. Öğrenciyi en fazla düşünen de öğretmendir. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı öğretmeni huzursuz etmeyi bırakmalıdır. Öğretmenlerimizin motivasyonunu, performansını artırıcı tedbirler geliştirilmelidir.  Bakınız; sendikal faaliyetlerimizden dolayı her yıl il il gezeriz. Özellikle Güneydoğuda, Doğu Anadolu’da genç meslektaşlarımızın gözlerindeki meslek aşkını, ateşi görüyoruz. Bu meslektaşlarımız çocuklarımıza, öğrencilerimize nasıl faydalı olabiliriz diye adeta yırtınıyorlar. Onların bu motivasyonunu kırmayalım.

Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunuyorum: Öğretmenlerimizi rahatsız edecek, öğretmenlerin çalışma barışını bozacak performans sisteminden vazgeçin.

Bundan birkaç yıl önce Ardahan’ın Hanak ilçesine gittim. Bu ilçede öğretmenler kiralık ev bulmakta zorlanıyorlar. İlçede Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış bir öğretmenevi var. Bu öğretmenevinin ise sadece iki odası bulunuyor. Öğretmenevinin bir odası kadın öğretmenlerimize, bir odası da erkek öğretmenlerimize tahsis edilmiş. Düşünün ki, bu öğretmenlerimiz diğer alanları ortak kullanıyorlar. Ardahan’ın Hanak ilçesinde ve Türkiye’nin daha birçok yerinde öğretmenlerimiz büyük fedakarlıklarla görev yapıyorlar,  meslek aşkı ile dolular. Bu genç meslektaşlarımızın şevklerini, heyecanlarını kırmamak lazım. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunuyorum: Öğretmenlerimizi rahatsız edecek, öğretmenlerin çalışma barışını bozacak performans sisteminden vazgeçin.”

Türk Eğitim-Sen olarak Ekim ayında hayata geçirilen pilot uygulamanın ardından ‘Öğretmen arkadaşımın performansını değerlendirmeyeceğim’ teması ile bir eylem kararı almıştık. Eğer bu taslak bütün ikaz ve eleştirilerimize rağmen hayata geçirilirse, Türk Eğitim-Sen’in eylem kararı bakidir.

Eğitimdeki başarısızlığın öğretmene kesilmesinin yanlış olduğunu ifade eden Geylan “Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın devasa sorunları var. Ciddi sayıda öğretmen ve derslik açığımız söz konusu. Müfredattan kaynaklanan eksiklikler var. Fiziki ve teknik altyapı eksiğimiz var. Sayın Cumhurbaşkanımız da sık sık eğitimdeki başarısızlığa vurgu yapıyor. Eğitimde bir başarısızlık varsa, bunun nedeni yukarıda sıraladığımız sorunlardır. Bu başarısızlığın sorumlusu ise öğretmenler değil, karar verici ve yasa koyuculardır. Şimdi bütün bu devasa sorunları bir yana bırakacağız, öğretmenlere performans sistemini getirip eğitimdeki başarısızlığın faturasını öğretmenlere keseceğiz. Yok öyle yağma! Biz bu anlayışa karşıyız. Türk Eğitim-Sen olarak Ekim ayında hayata geçirilen pilot uygulamanın ardından ‘Öğretmen arkadaşımın performansını değerlendirmeyeceğim’ teması ile bir eylem kararı almıştık. Eğer bu taslak bütün ikaz ve eleştirilerimize rağmen hayata geçirilirse, Türk Eğitim-Sen’in eylem kararı bakidir. Bu sisteme geçit vermeyeceğiz. Her ilde eylem sürecini başlatacağız; diğer yandan konuyu yargıya taşıyıp, hukuki girişimlerimizi sonuna kadar devam ettireceğiz.”  dedi.

Türkiye genelinde ücretli öğretmen sayısı 63 bin 656’dır.

Türk Eğitim-Sen’in her yıl yaptığı ücretli öğretmen araştırmasının sonuçlarını da açıklayan Geylan şöyle konuştu: “Ücretli öğretmen araştırmamıza 61 il valiliğinden cevap geldi. Maalesef 21 İl Valiliği sendikamıza bu bilgileri vermekten imtina etti, bunun gerekçesini bilmiyoruz.  61 il valiliğinden bize gelen bilgilere göre, Türkiye’de 45 bin 867 ücretli öğretmen çalıştırılıyor.  Bu rakamlara bilgi vermeyen 21 ilin MEB tarafından sendikamıza gönderilen geçen yılki (2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılı) verilerini eklersek, Türkiye’de ücretli öğretmen sayısı 63 bin 656’ya yükselmektedir. Bu rakamlar; öğretmen açığı nedeniyle ek ders ücreti karşılığında öğretmen görevlendirmesi yapıldığı anlamına gelmektedir.  Bir de bunun yanında ücretli öğretmenlerin mezuniyetlerine bakacak olursak; 20 bin 812’si eğitim fakültesi mezunu, 17 bin 213’ü eğitim fakültesi hariç lisans mezunu, 5 bin 916’sı ise ön lisans mezunudur. Hatta bunun yanı sıra özel eğitim gerektiren zihinsel-işitme engelliler alanlarına dahi ön lisans  mezunu ücretli öğretmenlerin görevlendirildiğini görmekteyiz. Milli Eğitim Bakanlığı asıl bu sorunlara yoğunlaşmalıdır.”

Sözleşmeli öğretmenlerimiz birçok hakka Türk Eğitim-Sen’in açtığı ve kazandığı davalar neticesinde sahip oldular.

Geylan “Bilindiği gibi sözleşmeli öğretmenlik sorunu Türkiye’nin gündemine 2005 yılında girdi. 2005 yılında 4/C statüsünde kısmi zamanlı geçici sözleşmeli öğreticiliği getirdiler. Buna göre kısmi zamanlı geçici öğreticiler yılda sadece 10 ay çalışıyorlardı. Biz konuyu yargıya taşıdık ve yargı ‘Öğretmenlik tam zamanlı yapılması gereken uzmanlık mesleğidir.’ dedi ve bu istihdam türünü iptal etti. Bunun üzerine hükümet bu öğretmenleri 4/B statüsüne geçirdi ve sözleşmeli ama tam zamanlı olarak çalıştırmaya başladı. Biz o tarihten 2011 yılına kadar onlarca dava, onlarca eylem yaparak konuyu bir noktaya getirdik. Sözleşmeli öğretmenlerimiz birçok hakkını Türk Eğitim-Sen’in açtığı ve  kazandığı davalar neticesinde sahip oldu. En nihayetinde 2011 seçimleri öncesinde o zamanki muhalefet partileri MHP ve CHP seçim beyannamelerinde sözleşmeli memur istihdamını kaldıracağı taahhütünü verdi. Bunun üzerine iktidar apar topar kamudaki tüm 4/B’li memurları 4 ayda kadroya geçirdi. Ancak ne hikmetse önceki yıl bir KHK yayınlanarak, 4/B statüsünde öğretmen alımı gerçekleştirildi. Üstelik bu kez öğretmenlere mülakat getirildi. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin  bir ikilemidir. Çünkü daha önce 4/B statüsünde çalışanları kadroya geçiren aynı Hükümetti.” dedi.

“Karar vericiler, yasa koyucular Anayasa’nın hükümlerini uygulamakla mükelleftir. Anayasa’nın 41’inci maddesi de aile bütünlüğünün korunmasına işaret etmektedir.

Tüm sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi, bu düzenleme yapılana kadar da eş durumu mağduriyeti yaşayanlara tayin hakkı verilmesi gerektiğini söyleyen Geylan şöyle konuştu: “Şu anda 4/B statüsünde istihdam edilen öğretmenlerin çok büyük problemleri var. Bu arkadaşlarımızın özlük hakları ya da ek ders ücretleri kadrolu öğretmenlerden farklı. Sözleşmeli öğretmenler görevde yükselemiyor. Yine sözleşmeli öğretmenlerin eş durumundan tayin hakkı da yok, dolayısıyla aileleri parçalanmış durumda. Oysa karar vericiler, yasa koyucular Anayasa’nın hükümlerini uygulamakla mükelleftir. Anayasa’nın 41’inci maddesi de aile bütünlüğünün korunmasına işaret etmektedir.”

Sayın Cumhurbaşkanın ‘10 bin ek öğretmen atama’ sözü vardı. Milli Eğitim Bakanlığı bu ek atama sözünü yerine getirmeyerek, Sayın Cumhurbaşkanı’nın sözünü havada bırakmış oldu.

420 bin öğretmenin atama beklediğini kaydeden Geylan, “Bilindiği gibi, 20 bin öğretmen ataması yapılacak. Bununla ilgili mülakatlar Nisan-Mayıs aylarında gerçekleştirilecek. Atanan arkadaşlarımız 2018-2019 eğitim-öğretim yılında göreve başlayacak. 20 bin öğretmen atama sayısı gerçekten çok komiktir. Türkiye’de toplam 63.bin 656 ücretli öğretmen çalıştırılıyor. Dolayısıyla 20 bin atama çok azdır. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘10 bin ek öğretmen atama’ sözü vardı. Milli Eğitim Bakanlığı bu ek atama sözünü yerine getirmeyerek, Sayın Cumhurbaşkanı’nın sözünü havada bırakmış oldu. Biz 20 bin atamaya ek olarak 10 bin atama daha yapılmasını istedik. Ancak MEB bu çağrımıza olumlu cevap vermedi. Atama bekleyen öğretmenlerin arasında KPSS’de derece yapmış öğretmenlerimiz var. Bu öğretmenler ülkelerine hizmet etmek istiyorlar” dedi.

Eğitimde tasarruf olmaz. Eğitime en büyük yatırım öğretmen atamaktır.

Kamu çalışanlarının pek çoğunun TÜİK’in açıkladığı yoksulluk sınırının altında çalıştığını belirten Geylan, “Eğitimde tasarruf olmaz. Türkiye ekonomisinin dünyanın 16. büyük ekonomisi olduğu, milli gelirin her yıl arttığı belirtiliyor. O halde bu kaynakları eğitim için de kullanalım. Eğitimde tasarruf olmaz. Eğitime en büyük yatırım öğretmen atamaktır. Çünkü eğitimin taşıyıcı unsuru öğretmendir. Öğretmen yoksa  eğitimde başarı sağlayamazsınız.  Diyelim ki; savaşa giriyorsunuz. Her şeyiniz mükemmel. Teknik alt yapısı, silah sayısı, asker sayısı ve kurmay kadrosu ile harika bir ordunuz var ama cephaneniz yok. Eğer cephaneniz yok ise bu hazırlıkların hiçbir anlamı yoktur. İşte öğretmen de böyledir. Eğitime ne kadar yatırım yaparsanız yapın, ne kadar bütçe ayırırsanız ayırın, öğretmen açığınız var ise, yeterli öğretmen atayamıyorsanız, öğretmeninizi motive edemiyorsanız, cephaneniz yok demektir.

Öğretmenler ek iş yapmaktadır. Bir kısmı evini tek maaşla geçindirmektedir. Tabi sadece öğretmenlerimiz değil, Türkiye’de çalışan birçok devlet memuru TÜİK’in açıkladığı yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. Hal böyle iken öğretmenlere performans sistemini bir yana bırakalım; asıl sorunlarımızı çözelim.” dedi.

Türk Eğitim-Sen yardımcı hizmetler sınıfının görev tanımının yapılması için gerek toplu sözleşmelerde, gerekse daha önce katıldığımız KİK toplantılarında teklifler getirdik. Bu tekliflerimiz kabul görmüştü. Ancak konuyla ilgili şu ana kadar bir düzenleme yapılmadı.

Yardımcı hizmetler sınıfında görev yapanların sorunlarını dile getiren Geylan:  “Yardımcı Hizmetler sınıfında çalışan arkadaşlarımızın çok ciddi sorunları var. Biz bu konuyu her fırsatta dile getiriyoruz. Öncelikle bu arkadaşlarımızın görev tanımı yoktur; görevde yükselme konusunda ciddi sıkıntıları bulunmaktadır. Yardımcı hizmetler sınıfının görev tanımının yapılması için gerek toplu sözleşmelerde, gerekse daha önce katıldığımız KİK toplantılarında teklifler getirmiştik. Bu tekliflerimiz kabul de görmüştü. Ancak konuyla ilgili şu ana kadar bir düzenleme yapılmadı. Türkiye Kamu-Sen bu konuyla ilgili bir dilekçe kampanyası başlatmıştı. Dilekçe kampanyamız, 26 Mart tarihine kadar devam ediyor. Bütün arkadaşlarımız dilekçelerini Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikalarımıza teslim etsinler. 28 Mart’a kadar Türkiye genelinde eş zamanlı basın açıklamaları ve eylemler yapılacaktır.  Bu dilekçeleri Başbakanlığa da göndereceğiz.” dedi.