MEB Denetim Örgütlenmesinde Yapılan Güncel Değişikliklere İlişkin Görüşler

Çalışmamızda konunun daha iyi anlaşılması için, öncelikle 6764 sayılı Kanun öncesinde MEB denetim alt sisteminde yapılan önemli yasal değişiklikler incelenmiştir.

MEB Denetim Örgütlenmesinde Yapılan Önceki Değişiklilerin Genel Bir Değerlendirmesi

Cumhuriyet dönemindeki eğitim sistemimizin denetim örgütlenmesi incelendiğinde, zaman içerisinde birtakım değişikliklere uğrasa da, genel olarak biri bakanlık düzeyinde diğeri de illerde örgütlenen ikili bir denetim yapısıyla karşılaştığımızı söylemek mümkündür. Bununla birlikte günümüze doğru gelindiğinde, eğitim sisteminde yapılan değişiklilerin bir sonucu olarak iki başlı denetim örgütlenmesinin bir takım olumsuzlukları da hissedilmeye başlanmıştır.

1997 yılında sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmesiyle birlikte “ortaokullar” da ilköğretim kademesine dâhil edilmiş; bunun doğal bir sonucu olarak, öncesinde yalnızca sınıf öğretmenlerinin görev yaptığı ilkokulları denetlemekle görevli ve kendileri de sınıf öğretmeni kökenli olan ilköğretim müfettişleri, farklı branşlarda görev yapan öğretmenlerin ders denetimlerini de yapmaya başlamışlardır. Bu durum kaçınılmaz olarak farklı branşlardan olan öğretmenlerin de ilköğretim müfettişi olarak istihdam edilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Ayrıca 1998 yılında Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinde yapılan değişiklikle, MEB Bakanlık Müfettişlerine benzer bir biçimde ilköğretim müfettişliğine geçiş için 3 yıl müfettiş yardımcılığı görevinden sonra yapılacak yeterlilik sınavında başarılı olma koşulu getirilmiştir. Bunun yanı sıra, 1999’da Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle illerde görev yapan ilköğretim müfettişlerinin görev ve yetki alanları genişletilmiştir.

Yukarıda bahsedilen bu değişikliklerden sonra özellikle ilköğretim müfettişleri cephesinden, mevcut iki başlı denetim yapılanmasının etkili ve verimli çalışmadığı, liselerin ve milli eğitim müdürlüklerinin sayıca yetersiz olan bakanlık müfettişlerince düzenli olarak denetlenemediği, benzer seçilme (yarışma sınavı ve mülakat) ve yetiştirilme (üç yıllık müfettiş yardımcılığı görevi) ve atanma (yeterlilik sınavında başarılı olma) süreçlerinden geçtikleri halde, yetki ve özlük hakları olarak bakanlık müfettişlerinden neden daha aşağıda bir statüde olduklarına dair ciddi itirazlar gelmeye başlamıştır. Bu itirazlar ağırlıklı olarak, ilköğretim müfettişlerinin üye oldukları sendika ve dernekler ve de bazı akademik çevreler tarafından dile getirilmiştir. Üye oldukları herhangi bir STK bulunmasa da, ilköğretim müfettişlerince dile getirilen bu taleplerin bakanlık müfettişlerince olumlu karşılanmadığına yönelik bir izlenim de kamuoyunda oluşmuştur.

Denetim sistemiyle ilgili yıllarca devam eden bu tartışmaların sonucu olarak düşünülebilecek ilk değişikliğin, 04.06.2010 tarihli ve 5984 sayılı “Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile yapıldığı söylenebilir. İllerde görev yapan ve görev alanları ilköğretim kurumlarının da ötesine geçen ilköğretim müfettişlerinin unvanı “eğitim müfettişi” olarak değiştirilmiştir. Ayrıca eğitim müfettişleri de bakanlık müfettişleri gibi “Genel İdare Hizmetleri” sınıfına alınmış ve özlük haklarında sınırlı bir takım değişikliklere gidilmiştir. Bununla birlikte, MEB bünyesindeki ikili denetim yapılanması hala devam ettirilmiştir.

Henüz bu değişiklikler bir yılını yeni tamamlamışken, 14.09.2011 tarihli ve 652 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ile denetim sisteminde yeni değişikliklere gidilmiştir. MEB merkez teşkilatındaki Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın adı, Rehberlik ve Denetim Başkanlığı olarak değiştirilmiş; bakanlık müfettişlerinin yeni unvanı da “milli eğitim denetçisi” olarak değiştirilmiştir. Yapılan bu değişiklikle birlikte geleneksel teftiş anlayışı yerine rehberliğin daha ön plana çıktığı bir denetim anlayışının ikame edilmeye çalışıldığı izlenimi uyandırılmaya çalışılmıştır. İllerdeki eğitim müfettişlerinin unvanı ise tekrar değiştirilerek “il eğitim denetmeni” olarak belirlenmiştir. Yalnız değişim bununla sınırlı kalmamış, il eğitim denetmenleri ve denetmen yardımcılarına, ildeki her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları ile il ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinin rehberlik, işbaşında yetiştirme, denetim, değerlendirme, inceleme, araştırma ve soruşturma hizmetlerini yürütme yetkisi de verilmiştir. Yıllarca bakanlık müfettişlerince sahip olunan bu yetkinin il bazında da olsa il eğitim denetmenlerine verilmesi hem iki başlılığın azaltılması hem de yerele daha fazla yetki aktarımı çalışmalarının bir sonucu olarak da düşünülebilir. Bununla birlikte il milli eğitim müdürlüğüne bağlı olarak görev yapan il eğitim denetmenlerinin, il milli eğitim müdürlüklerini denetleyebileceği hükmünün uygulanabilirliği bazı tartışmalara da yol açmıştır.

01.03.2014 tarihli ve 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile bir öncekine göre denetim sisteminde çok daha köklü bir değişikliğe gidilmiştir. MEB merkez teşkilatında görev yapan bakanlık müfettişleri ve illerde görev yapan il eğitim denetmenleri, “maarif müfettişi” unvanı altında birleştirilmiş; yalnız bu birleşme beklenildiği gibi bakanlık merkez teşkilatı altında bir birleşme biçiminde olmamış, müfettişlerin tamamı il milli eğitim müdürlükleri bünyesinde oluşturulan il maarif müfettişleri başkanlığında görevlendirilmişlerdir. Yıllarca bakanlık müfettişi unvanıyla il milli eğitim müdürlüklerindeki yöneticilerin denetimini yapan müfettişlerin, il milli eğitim müdürünün emri altında çalışmaya başlamaları da birtakım tartışmaları beraberinde getirmiştir. Ayrıca, bakanlık müfettişiyken illerde maarif müfettişi olarak çalışmaya başlayan personelin, il eğitim denetmenliğinden maarif müfettişliğine geçen personele göre özlük haklarının çok daha iyi düzeyde olması, maarif müfettişleri arasında “eşit işe eşit ücret” tartışmasının başlatılmasına da neden olmuştur. Bir diğer önemli değişiklik de maarif müfettişlerinin ders denetim yetkilerinin kaldırılarak bu yetkinin okul müdürlerine verilmesi olmuştur.

02.12.2016 tarih ve 6764 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la Eğitim Denetimi Alanında Yapılan Değişikliklerin Değerlendirilmesi
İlgili Kanun incelendiğinde denetim sisteminde yapılan değişiklikler şu şekilde özetlenebilir: Öncelikle, “Rehberlik ve Denetim Başkanlığı” ibaresi “Teftiş Kurulu Başkanlığı” olarak değiştirilmiştir; böylece MEB merkez teşkilatı eğitim denetimi biriminin adı 2011 yılı öncesindeki haline geri dönmüştür. Ayrıca Teftiş Kurulu Başkanlığında görev yapmak üzere yarışma sınavıyla Bakanlık Maarif Müfettiş Yardımcılarının atanacağı da hükme bağlanmıştır. Bakanlık Maarif Müfettiş Yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak en az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat ve işletme fakültelerinde mezun olma şartları da aranmaktadır. Bu durum dikkate alındığında Milli Eğitim Bakanlığının, ağırlıklı olarak eğitimci olmayan personelle eğitim sistemini denetlemek istediği sonucuna ulaşılabilir.
MEB Teftiş Kurulu Başkanlığında görev yapacak Bakanlık Maarif Müfettişlerinin ise “…Maarif Müfettişi, Eğitim Müfettişi, Millî Eğitim Denetçisi ve İl Eğitim Denetmeni unvanlarını ihraz etmiş olup halen Bakanlık teşkilatında görevli olanlar ile Bakanlık teşkilatında şube müdürü ve üstü kadrolarda fiilen çalışanlar ve millî eğitim uzmanı ile millî eğitim uzman yardımcılarından yönetmelikte belirlenen yabancı dil ve tez şartını karşılayanlar arasından yapılacak mülakatta başarılı olanlar” arasından seçileceği hükmüne de Personele ilişkin geçiş hükümleri başlıklı Geçici Madde’de yer verilmiştir. Daha önce müfettiş unvanını, yukarıda açıklanan süreçlerle elde etmemiş kişilere de müfettiş olma imkânı verilmektedir.

İl milli eğitim müdürlükleri bünyesinde bulunan il maarif müfettişleri başkanlıkları ise lağvedilerek, maarif müfettişlerinin illerde il müdürüne bağlı olarak inceleme, araştırma rehberlik hizmetleri ile il müdürünün vereceği diğer görevleri yapacağı hükmü getirilmiştir. Böylece maarif müfettişlerinin soruşturma ve denetim yetkileri tamamıyla ellerinden alınmıştır. Maarif müfettişlerinin böylelikle 652 sayılı KHK ile yöneticilik görevinden alınarak milli eğitim uzmanı olarak görevlendirilen eğitim yöneticilerine benzer biçimde pasif bir konuma getirildikleri söylenebilir. Ayrıca 6764 sayılı Kanun, “Maarif müfettişi ve maarif müfettiş yardımcısı kadrolarının herhangi bir sebeple boşalması halinde bu kadrolar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.” ibaresine yer vererek illerdeki maarif müfettişi kadrolarının zaman içerisinde yenilenmeyerek sonlandırılacağı sonucuna da ulaşılabilir.

Yukarıdaki bilgiler ve değerlendirmeler ışığında elde edilen sonuçlar şöyle özetlenebilir:

1. 2010-2016 yılları arasında dört farklı yasal düzenlemeyle denetim sisteminin sürekli değişmesi, bununla birlikte tartışmaların ve sorunların hala devam etmesi, denetim sistemine doğru bakış açısının oluşturulmamasıyla açıklanabilir. Denetim sistemiyle ilgili tartışmaların ağırlıklı olarak; öğrencilerin öğrenmesinin nasıl daha kaliteli bir düzeye getirileceği, öğretmen motivasyonunun ve performansının nasıl iyileştirileceği ve arttırılacağı ve de uluslararası sınavlar veya eğitim alanındaki ulusal ve uluslararası proje çalışmalarında nitelik ve nicelik sorunlarının nasıl çözüleceğine odaklanmaktan daha çok, yetki ve görev alanlarındaki değişikliklere, denetçi statüsü ve unvanlarına ve de örgütlenme biçimine odaklandığı görülmektedir.

2. 2010 tarihinden itibaren yapılan yasal düzenlemelerle yetkileri sürekli olarak genişletilen il milli eğitim müdürlüklerindeki müfettişler, 2016 yılında çıkartılan 6764 sayılı Kanun’un yayımlanmasıyla birlikte, bir müfettişin sahip olduğu en önemli yetkiler olan teftiş ve soruşturma yetkilerini kaybetmişlerdir. Bu müfettişlerin illerde il müdürüne bağlı olarak inceleme, araştırma rehberlik hizmetleri ile il müdürünün vereceği diğer görevleri yapacakları ifadesi onların bir tür eğitim uzmanına dönüştürüldüğü biçiminde de anlaşılabilir. 652 sayılı KHK sonrası eğitim uzmanı yapılan birçok yöneticinin atıl durumda birer “bankamatik memuru”na dönüştürülmesine benzer bir durumun maarif müfettişleri için de geçerli olacağı söylenebilir. Bu da insan kaynaklarının etkin kullanımında önemli bir kapasite ziyanı olarak değerlendirilebilir.

3. 6764 sayılı Kanun, MEB bünyesinde Bakanlık Maarif Müfettişliği ve Bakanlık Maarif Müfettiş Yardımcılığı için toplam 750 kadro ihdas etmiştir. Ülke genelindeki on binlerce okul, yüz binlerce öğretmen ve milyonlarca öğrenci ve de eğitim kurumlarının çeşitliliği dikkate alındığında bu sayının denetim ve soruşturma çalışmaları için yeterli olmayacağı açıktır. 2011’deki 652 sayılı KHK öncesinde de MEB Teftiş Kurulu Başkanlığındaki müfettiş sayısının, o yıllarda illerde de denetim ve soruşturma yapma yetkisine sahip müfettişler olmasına rağmen yetersiz kaldığı birçok rapora ve akademik çalışmaya konu olmuştur. Okullar sistematik denetimden mahrum kalacağı için birtakım usulsüzlükler ve sorunlar da ortaya çıkabilecektir. Ayrıca Bakanlık Maarif Müfettişlerin ağırlıklı olarak eğitimci olmamaları, yapacakları denetimlerde eğitim kurumlarının kendine özgü yönlerini gözden kaçırma riskini de ortaya çıkarabilecektir.

4. Valilikler, Bakanlık merkezindeki müfettiş sayısının yetersiz kalmasından dolayı eğitim kurumlarındaki soruşturmaların yürütülmesi için eğitim yöneticilerini sıklıkla “soruşturmacı” sıfatıyla görevlendirmek zorunda kalabilecek; bu durumdan da öğretmen-yönetici ilişkisi olumsuz etkilenebilecektir. Teknik bilgi gerektiren soruşturma konusunda yeterli bilgi düzeyine sahip olmayan yöneticiler, bu konularda yanlış kararlar alabilecek; bu da eğitim personelinin motivasyonunun ve okul ikliminin olumsuz etkilenmesi sonucunu doğurabilecektir.

5. Dört yıllık bir süre için atanan okul yöneticilerinin yürüttükleri ders denetimlerinde ve soruşturmalarda yerel baskılardan etkilenmemeleri mümkün değildir. Bu durum, denetim sisteminin tekrar merkezde toplanarak tek elden yürütülmesini, eğitim hizmetlerinde muhtemel hataların giderilmesini, eksikliklerin tamamlanmasını ve hizmet sunumunda beklenen kalite düzeyinin yakalanmasını amaçlayan 6764 sayılı Kanunun amacıyla örtüşmemektedir.

Yukarıda ele alınan tartışmalara yönelik olarak aşağıdaki öneriler geliştirilmiştir:

1. Okullarda yapılan iş ve işlemler ile eylemlerin mevzuata (yasa ve yönetmeliklere) uygunluğundan ziyade; eğitim ve öğretimin bir anda olup biten bir eylem olmadığı, bir süreçte meydana geldiği göz önünde bulundurularak öğretmen-öğrenci motivasyon (teşvik) ve performansının iyileştirilmesi, değerler eğitiminin uygulamada ne şekilde gerçekleştirilebileceği konusu ile öğrencilerin bir konuyu eksiksiz öğrenmeleri yönünde araştırma ve seminerler yapılmasının sağlanmasına odaklanılması, denetimin de bu kapsamda ele alınarak yapılandırılması, böylece süreç ve performans denetimine ağırlık verilmesi ulusal ve uluslararası sınavlar ile projelerde başarıyı artıracağı gibi içinde yaşadığı toplumla sağlıklı ve uyumlu ilişkiler kuran bireyler yetişmesine de katkı sağlayacaktır.

2. Eğitim sistemimizdeki denetim olgusu artık statü-unvan-biçimsellik anlayışından kurtarılarak; kalite, verimlilik ve fırsat eşitliğini amaçlayan günümüz demokratik toplum beklentilerine yanıt verecek şekilde ele alınmalıdır. Bu noktada artık, öğrencilerin öğrenmesini garantileyen kalite güvence sistemlerine ve kamu yararını hedefleyen etkin hesap verebilirlik sistemlerinin oluşturulmasına odaklanılmalıdır.

3. Yasal değişikliklerle pasifize edilen birçok maarif müfettişinin ve eğitim yöneticisinin, öncesinde de kendilerini yenileyemedikleri ve geliştiremedikleri bu nedenle öğretmenlere ve öğrenenlere gerekli düzeyde liderlik yapamadıkları bilinen bir gerçektir. Bu durumdan ders çıkartılarak yeni görevlendirilecek Bakanlık Maarif Müfettiş ve Müfettiş Yardımcılarının hem seçilmelerinde hem de gerekli liderlik becerilerini kazanmalarında oldukça dikkatli davranılmalı ve sürekli olarak performansları izlenerek geliştirilmelidir.

4. Mevcut durumda karar vericilerin yerel düzeyde teftiş birimi oluşturmasından vazgeçtikleri görülmektedir. Bu durumda eğitim yöneticilerinin görev ve sorumlulukları daha da artacaktır. Bunun sonucunda oluşabilecek muhtemel olumsuzlukları önleyebilmek ve vatandaşlara daha kaliteli bir eğitim hizmeti sunabilmek için eğitim yöneticilerinin seçilmesi, yetiştirilmeleri ve performanslarının değerlendirilmesinde ehliyet, liyakat ve objektiflik esaslarına göre hareket edilmelidir.

5. Merkezi denetim biriminin sayıca yetersizliği de göz önüne alınarak, eğitim kurumlarının vatandaşlara karşı daha saydam ve hesap verebilir bir hale getirilmesi gerekmektedir. Bu noktada, vatandaşların yasal haklarını vatandaşlara açıklayan çalışmaların tüm valiliklerce yürütülmesi yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir. Bu tür bilgilendirici çalışmaların yürütülmesinde ise milli eğitim müdürlüklerinde atıl bir durumda bekleyen/bekleyecek olan eğitim uzmanları ve maarif müfettişleri değerlendirilebilir.

6. Altı yıl içerisinde dört farklı kanunun çıkartıldığı düşünülürse, yakın bir zamanda denetim sisteminde yeni bir yasal düzenlemenin yapılması şaşırtıcı olmayacaktır. Bu yeni yapılabilecek yasal düzenleme öncesinde artık sistemin genel bir resmini görmekten uzak günübirlik kararların yetersiz kaldığı göz önüne alınarak, denetim sisteminin geleceği daha geniş bir çerçevede, daha katılımcı ve öğrenen merkezli bir anlayışla ele alınmalıdır.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.


Öncü Okul Yöneticileri Derneği  

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
TIK TIK 3 hafta önce

Denetimi kaldır,
Yurt yangınları devam etsin,
İzin almadan açılan sibyan okulları çoğalsın,
Bilimsel eğitim bitsin ezbercilik geri gelsin...
Herkes soruyor 500 kişi ile yurt genelinde okullar nasıl denetlenecek ve hatta bakanlığa bağlı kurumlarda soruşturmalar nasıl yapılacak...
Şimdi yasa ile vermediğin yetkiyi il idaresi kanununa ilinti yaparak MUHAKKİKLİK ile çözersen muhakkikler sadece okul müdürlerinin olacağını hukuksal boyutta iptallerin bakanlığı zarara uğratacağını da bilmen gerekir eyyy BAKANLIK