banner183

Eğitimin Hastalık Nedenleri Ve Tedavisi

“Balık baştan kokar” diye bir atasözümüz vardır. Bu atasözü şuan bizim eğitim sistemimizin bu duruma gelmesindeki gerçeği yansıtmaktadır. Tabi ki bu atasözü ile tamamen yukarıya sorumluluğu yüklemiyor eğitimciler ve velilere de büyük sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Eğitimde bir iyileştirme yapılacaksa herkes taşın altına elini koymalıdır diye düşünüyorum. Öncelikle şu soruyla başlamak istiyorum. Acaba Milli Eğitim Bakanlığına ne zaman çekirdekten yetişmiş bir öğretmen kökenli bakan ve bürokratlar gelecek? Bu soruyu niçin sordunuz diye merak ediyorsanız Sağlık Bakanlığını örnek gösteririm. Sizde geçmişte çok iyi biliyorsunuz sağlık bakanlığının içler acısı halini ilaç sırası, sabahın köründe hastanede kuyrukta beklemeleri unutamayız değil mi? Allaha şükür şimdi sağlık konusunda epey üst sıralardayız. Gerek hastane olsun gerek ilaç konusunda olsun birçok yenilikler gerçekleşmiştir. Peki, bu gelişme nasıl olmuştur? Yukarıda atasözünde belirttiğim gibi Sağlık Bakanlığının üst kademelerine bir doktorun ve sağlıkçı kökenli bakan ve bürokratların iş başına getirilmesiyle gerçekleştirilmiştir.

Sağlık Bakanlığını sistem yapısını örnek vererek başladım. Sağlık Bakanlığında görüldüğü gibi burada sistemin başına getirilenler o sistem içerisindeki kişiler olup, Milli Eğitim Bakanlığında ise sistemin başına sistem içerisindeki kişiler yerine sistem dışındaki kişiler iş başına getirilmektedir. Şimdiye kadar başımıza gelen bakanlar ve bürokratlar acaba kaç tanesi çekirdekten yetişmiş öğretmenlikten gelen kişilerdir? Bunu da araştırarak şu bulgulara ulaştım. Cumhuriyet tarihimiz boyunca vekâletler hariç 61 kişi Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır. Bunlardan sadece 6 tanesi öğretmen kökenlidir. Diğerleri hukukçu, iktisatçı, doktor, mühendis, avukat, emniyet müdürü, büyükelçi, ziraatçı

gibi mesleklerdendir. İşte kanaatimce eğitimimizin esaslı olarak geliştirilememe sebebi olarak çekirdekten yetişmiş eğitimci kökenli kişilerin eğitimin başına getirilmeyişi olarak görüyorum.
Şimdiye kadar eğitim sistemi başına gelen bütün bürokratlarımız, bakanlarımız, yani üst akıl, göreve geldiği zaman eski sistemi yıkıp yeni bir sistem denemesi üzerine çalışmıştır. Sırasıyla bakanlar silsilesinde yeni gelen her sayın bakanın iktidar değişmişçesine eğitim politikalarını ‘sıfırdan’ ele almaları büyük kesintilere yol açmıştır. Kendilerince yaptıkları iyi olabilir fakat eğitim sistemi deneme tahtasına dönmüştür. Şayet bu yapılanlarda başarılı olunsaydı eğitimde Reis-i Cumhurumuzun da serzenişte bulunduğu kanaatimce eğitimde bu başarısızlık olmazdı. İnşaata başlanırken önce sağlam bir temel atılır ve bu temel üzerine bina inşa edilerek üzerine kat kat çıkılır. Temeli ne kadar sağlam yaparsan üzerine o kadar kat çıkarsın ve yıllar geçtikçe o temel yerine oturur. Eğitim sistemimizde ise bu inşaat örneğindeki gibi bir sistem yok aksine her gelen eski temeli yıkıp yeni bir temel peşindedir. Hâlbuki var olanın üzerine çıkabilme için uğraşılsa belki bu duruma düşmeyebilirdik.

Suçu sadece üst akılda, bürokratlarda aramamak lazım eğitimcilere de bakmak lazım. Öncelikle herkes öğretmen olamaz. Öğretmen olmak isteyeneler seçilirken nihayet bir takım düzenlemelere gidilerek öğretmen olmak zorlaştırılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yönetmelikte yaptığı değişikliğe göre bundan sonra öğretmen adayları, performans değerlendirmesi ile yazılı ve sözlü sınavlara tabi tutularak başarılı olması gerekecek. Böylelikle kaliteli eğitimci işbaşına getirilerek, her isteyenin

öğretmen olmasının önüne geçilmesi beklenmektedir.

Bakanlığımızın mevcut eğitimci kadrosuna da bir el atması gerekmektedir. Çünkü eğitimcilerin bazıları çok özverili çalışırken ne yazık ki bazıları öyle değildir. Bunun için bakanlık kesinlikle bir performans sistemi getirmeli, performans sisteminde başarılı eğitimciler ücret artışı ile ödüllendirilmeli, başarısız eğitimciler ücret azaltılması ya da geri hizmete çekilmek suretiyle cezalandırılmalıdır.
Eğitimde eğitimcilerin, öğrencilerin ve velilerin okumasına çok önem verilmedir. Çünkü çok kitap okuyan öğrenci ile az kitap okuyan öğrenciler arasında yapılan sınavlarda çok okuyan öğrenciler okumayan öğrencilere nazaran bariz şekilde daha başarılı oldukları görülmüştür. Eğitimcilerin de ister öğrenciler karşısında olsun ister boş vakitlerinde olsun kitap okuması ve onlara okumayı özendirmesi açısından çok önemlidir. İl milli eğitim müdürlükleri okuma konusunda projeler üreterek okuma teşvik edilmelidir. Nitekim Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü okuma ile ilgili olarak O “Oku!” buyurdu, okuyorum sloganıyla Eğitimde Kaliteyi İyileştirme Projesi (EKİP42) adı altında bir proje yapmış güzel çalışmalar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca öğrenci başarısının takibi amacıyla yine Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinden Konya İzleme ve Değerlendirme Merkezi (KİDEM) birimi kurulmuş, öğrenci sınav notları, başarıları, sınavlar ile ilgili kazanımların istatistiki bilgileri bu birimde kayıt altına alınmaktadır. Öğrenci başarısının geliştirilmesi açısından bu iki çalışmayı bakanlığımızın bütün illere yaygınlaştırıp uygulanmasıyla birlikte eğitim başarısının artacağı düşüncesindeyim.

2

Eğitim sistemimizde caydırıcı bir cezayı müeyyide ve bir disiplin uygulaması olmadığından öğrenciler aşırı serbest bir şekilde hareket etmektedirler. Nitekim yakın zamanda Antalya’da bayrak töreninde saygısızlık yapan öğrenciyi uyaran öğretmen ve idareci 5 öğrenci tarafından darp edilmiştir. Bu da eğitimimizin disiplin yönünden içler acısı halini göstermektedir. Öğretmene yönelik şiddetin karşılıksız kalması öğretmenlerimizin sahipsiz ve savunmasızmış sanılmasına sebep olmaktadır. Üzülerek ifade etmeliyiz ki, şiddet toplumsal bir mesele haline gelmiştir. Aklını ve duygularını yönetemeyenler şiddeti seçiyor, failler bedelini ödemediği için de şiddet sıradan bir olaymış gibi algılanıyor. Mağdur bazen öğretmen, bazen sağlık çalışanı oluyor. Bizler de eğitimci olarak şiddetin her türlüsünün karşısında olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Öğretmene saygısızlık, anne babaya da saygısızlık demektir. Öğretmen felakete uğrarsa toplum felakete uğrar. Daha ahlaklı bir nesil yetiştirmek zorundayız. Bu da değerler eğitimini önemseyen bir eğitim müfredatıyla olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı daha fazla gecikmeden öğretmene yönelik şiddeti tamamen sona erdirecek tedbirler almalı ve öğretmenlerimizi bazı kendini bilmezlerin hedefi olmaktan kurtarmalıdır. Eğitimde dayak olmamalı ama kesinlikle eğitim disiplini olmalıdır. Eskiden veli eğitimciye “Eti senin, kemiği benim” diyerek çocuğunu teslim ederdi. Bu sözden kesinlikle dayak anlamı çıkarılmamalıdır. Bizzat ben de dayağa karşıyım. Bu söz öğrencinin derslere olan alakasının artırılması ve büyüklerine olan saygısı, küçüklerine olan sevgisinin üzerine kısaca disiplinli bir öğrenci yetiştirilmesi üzerine söylenen sözdür. Geçmişte bu söz ile teslim edilen öğrencinin büyüklerine olan saygısını derslere olan alakasını geçmişte bizzat kendimizde görmüşüzdür. Şimdi ise sınıfta kalma yok, öğretmene olan saygı yok, üstüne üstlük birde velilerin çocuklarını sütten çıkmış ak kaşık görmeleri, aşırı şımartmaları, suçlu olsalar dahi aşırı korumaları neticesinde eğitimcinin öğrencisine uyarı yapması neticesinde bile şikâyet edilmesi üzerine verilen eğitimden başarı beklenemez. Bakanlığımız Alo 147 adı altında bir şikâyet hattı oluşturmuştur. Bakanlık tarafından oluşturulan hattın veli ve öğrenciler tarafından kullanım amacı dışına çıkarıldığı gözlemlenmiştir. Şikâyet hattını öğrenen çocuk öğretmenine şikâyet edeceğini belirterek eğitimcide şevk bırakmamıştır. Öğretmen çocuğa dersteki yaptığı hareketten dolayı ters baksa dahi çocuğunun psikolojisini bozdu diye veli şikâyette bulunarak öğretmenin öğrenci karşısında itibarını kaybetmesine sebep olmuştur. Sınıfta yaramaz öğrencilere yapacağı ters bir hareketten dolayı şikâyet edilmekten korkan eğitimci sınıf hâkimiyetini ikinci plana itmektedir. Bu yüzden bir an önce bu şikâyet hattının oluşturulma amacına yönelik kullanılmasının sağlanması ve ya oraya yapılan şikâyetlerin en azın cüzi bir miktar ücret ile ücretlendirilme yapılması gerekmektedir. Böylece önüne gelenin keyfi şikâyette bulunmasının önleneceğini düşünmekteyim. Bu arada suçlu olanlar tabi ki cezasını çekmelidir. Bakanlık suçu olmayan eğitimcilerini keyfi olarak şikâyet ettirilmesini sağlamak yerine korumalıdır. Geçmişteki eğitim disiplinini özlemle yad ediyor ve zamanımızdaki eğitim disiplini ise esefle seyrediyorum. Bakanlığımızın eğitim disiplini üzerine eğitimcilerin korunmasını sağlayan acilen bir çalışma yapmasını bekliyorum.

3

Eğitim evde başlar okulda devam eder. Veliler evde çocuklarıyla ilgilenmeleri, evlerinde internet var ise bir sınırlama getirmeli, cep telefonu varsa sık sık kontrol etmeli kısaca veli çocuğunu sıkı bir şekilde takip etmelidir. Şayet veli çocuğu ile ilgilenmez ise o çocuğundan eğitimde bir başarı beklemesi abesle iştigaldir. Bakanlığın bir uygulama başlatarak il milli eğitimlere talimat vererek ücra yerde olsa dahi rehber öğretmeni olmayan okullara ayda bir kere rehber öğretmen görevlendirmesi yaparak velilere öğrenci başarılarının artırılması konusunda seminerler verilmesi sağlanmalı, veliler bilinçlendirilmelidir. Bu sebeple velilerin bazı yerlerde okula olan ilgisizliği giderilmesinin sağlanması sayesinden bir başarı yakalanacağı kaçınılmaz olacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından hazırlanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2015 sonuçlarına ilişkin değerlendirmeleri içeren ulusal ön raporu yayımlandı. Ancak bu PISA sonuçları yayınlanırken okullar arası sosyo-ekonomik faktörler göz önünde bulundurulmuyor. Bu raporda görüldüğü gibi Türk öğrencilerin fen okuryazarlığı, matematik okuryazarlığı ile okuma becerileri konularında geçmişe göre daha başarısız olduğu ve katılımcı ülke ortalamalarının altında kaldığı görülmüştür. Bu sonuçlar sonucunda başarının her yıl daha düştüğünü görülmektedir. Ayrıca bu sonuçlardan öğrencilerimizin diğer ülke çocuklarından daha az zeki ve eğitim politikalarımız ve uygulamalarımız eksik ya da yanlış olduğu düşünülür. Biraz vicdanı olan herkes teslim eder ki bizim çocuklarımız asla dünya çocuklarından daha az zeki ve kabiliyetli değil. Fırsatını bulduğunda çok büyük başarılara imza atabilen insanımız bunun en güzel kanıtıdır. O halde şunu sormak zorundayız? Eğitimde nerede hata yapıldı? PISA sınavlarında ki başarısızlığın nedenleri arasında öğrencilerin öğrenme düzeyleri, ekonomik koşullar, sınavlara yönelik çalışmalar, bazı okullarda öğretmen eksiğinin ücretli alan dışı öğretmenlerin görev yapması gibi nedenler eklenebilir.

Eğitim sisteminde yapılan bazı yeniliklerin çok yerinde bazılarının ise gereksiz olduğunu düşünmekteyim. Fatih Projesinin uygulanmasıyla sınıflara kurulan akıllı tahta sistemi takdir edilmesi gereken bir projedir. Ancak öğrencilere dağıtılan tabletlerin çok gereksiz olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bazen karşılaştığım öğrencilere tableti kullanıp kullanmama ile ilgili sorduğum sorularda birçoğunun tableti oyun aracı olarak gördüğü, nadiren de amacına göre kullanıldığı üzerine cevaplar alıyorum. Bu yüzden tablet dağıtımından vazgeçilerek devlete olan mali yükün azaltılması gerekir.

Liselere geçiş sınavları üzerinde her türlü değişiklik denenmiştir. Genel olarak 4 yılda yapıldığı görülen bu değişikliklerle, ekstrem denemelerle milyonlarca öğrenciye denek muamelesi yapılmıştır.
LGS (2000-2004), OKS (2004-2008), SBS (2008-2013), TEOG (2013-……) gibi kısaltmaların bir kısmının açılımlarını öğretmenler bile unuttu! Diğer ülkelerde bu durum nasıl bir de ona bakalım. Ortaöğretime geçişte her ülkenin farklı uygulamaları bulunuyor. ABD, Japonya, İngiltere (Gramer okulu), Macaristan, Güney Kore ile Hollanda merkezi sınavla liseye öğrenci alırken, Çin, Fransa, İtalya, Singapur ortaokul bitirme sınavı uyguluyor. Bazı ülkelerde sadece okul notları, öğretmen

4

görüşü, okul bazlı giriş sınavı da etkili bir yöntem olarak kullanılıyor. Bu değişiklikleri yapanların amacı tabi ki iyi bir sınav sistemi olsun üzerine amaçlanmıştır. Burada yapılan yanlış “Ben yaptım oldu” şeklinde değil her türlü görüşler alınarak ortak bir akıl üzerinde birleşilerek yapılmalıdır. Bu sınavlar üzerinde kesinlikle bir ortak yön bulunmalı ve bunun üzerine devam edilmelidir.

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen meslek liseleri modernize edilmedi. Mesleki eğitimde atılım yapılmadı. Mesleki eğitimde acilen yeni atılım yapılmalı ve modernize edilmedir. Mesleki ve teknik eğitimin güçlendirilmesi konusuna çok önem verilmelidir. Sektörün ihtiyaçlarını karşılayan, öğrencilerin yeteneklerine göre eğitim aldığı yeni mesleki yapılar ortaya çıkarılmalıdır. Meslek lisesinin akademik derslerini bakanlık, kalan kısımlardaki mesleki dersleri de sektörün yönlendireceği bir sistem oluşturulmalıdır. Güzel sanatlar liselerinin de her bir güzel sanat dalıyla ilgili mesleklerinde yetkin olan kişiler tarafından eğitim verilen bir projeksiyona kavuşması sağlanmalıdır. Organize Sanayi Bölgeleri dışındaki özel meslek liselerinin de eğitim-öğretim desteği kapsamına alınmalıdır. Özel okul teşviklerinde olduğu gibi Maliye Bakanlığı ile ortaklaşa destek miktarının belirlenmesi gereklidir. Mesleki eğitim ile ilgili bazı maddeler 09 Aralık 2016 da ki torba kanun ile yasalaşmıştır. Bu kanun ve yönetmelik ile ilgili bazı düzenlemelerin acilen yapılması, uygulamalar ile ilgili bilgilerin de bir an

önce açıklanarak uygulamaya bir an önce geçilmelidir. Ayrı Ülkenin öncelikleri doğrultusunda bazı meslek alanlarını önceleyip, bu alanlarda daha rahat düzenlemeler yapabilecekleri bir alan oluşturulmalıdır. Yukarıda belirttiğim maddelerin mesleki eğitime acilen uygulanması elzemdir. Şayet uygulanmaya başlanırsa mesleki eğitimin de başarı grafiğinin artması kaçınılmazdır.

Bakanlık yönetici atamada 1999 un bile gerisine gitti. Her yapılan yönetmelik mahkeme tarafından iptal edildi. Bakanlıkta yok mu Allah aşkına şöyle genel geçer liyakat esasına dayalı herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir yönetmelik yazacak bürokratı? Acilen “yakinimdir” gerçeğine bağlanma bırakılıp liyakat sahibi, iş ehli eğitim yöneticisi atama sistemine geçilmelidir. Eğitim yöneticiliği işi, liyakat sahibi ehline verilirse başarı peşinden gelecektir.

Yazımın başında belirttiğim gibi bir takım emeller uğruna 1999 yılından itibaren İmam Hatiplilere uygulanan katsayı zulmü ve İmam Hatip ortaokullarının kapatılmasına o zaman gıkı çıkmayanlar acaba merak ediyorum çok İmam Hatip açılıyor diye niçin bar bar bağırıyor. İşte eğitimde her gelen kafasına göre bir takım şeyler yapmaya kalkıyor bir temel oluşturulamıyor. İmam Hatipler %99’u Müslüman olan bir ülkede dini bütün imanlı bir gençlik yetiştirilmesi için açılmaktadır. O zamanlar yapılan bu zulmü asla unutmayız. O zulme uğrayan kardeşlerimin hakkını kim ödeyecek. İmam Hatipleri açılıyor diye yırtınan kişilere soruyorum sizin çocuğunuz böyle haksızlığa uğrasa gönlünüz razı gelir miydi acaba? İşte eğitimde niçin başarılı olunamadığı her gelenin eğitimi yazboza çevirmesiyle gelinen durum sonucunda bugünkü eğitim başarımız bu hale gelmiştir.


5

Kuşkusuz bu maddeleri çoğaltmak mümkündür. Hatalar olmadan başarının gelmesi mümkün değildir. Elbette ki hatalar olacak bu görülen hataların acilen giderilmesi yönüne gidilmesi gereklidir. Bu başarısızlığın oluşmasından bu işin içinde olan herkes sorumludur. İşin içinde eğitimcilerden tutun da veli, öğrenci ve bakanlık herkes bu iş içine girmektedir. Yapılması gereken herkesin taşın altına elini sokmasıdır. Bakanlığımızın da “ben yaptım oldu” fikrinden acilen vazgeçerek her kesimin görüş ve önerilerini dikkate alıp müşterek bir çalışma yaparak genel geçer olgular üzerinde mutabık kalınan uygulamalar yapmasını temenni ediyoruz. Eğitimde başarıyı artırabilmek için birlikte hareket edilerek eğitim inşaatının temelinin ortaklaşa atılması, her gelen bakanın eski temeli yıkma yerine var olan temelin geliştirilmesi üzerine çalışması ve herkesin bu konuda özverili olması gerekir.

Başarının en önemli şartlarından biri de başarısızlığı sahiplenme erdemini gösterme ve eleştiriye açık olmaktır. Reisi Cumhurumuzun da dile getirdiği gibi eğitim sisteminde başarılı olduğumuz savunulamaz. Bu başarısızlığın nedenleri üzerine kanaatimce bir takım öngörülerimi ve önerilerimi yazdım. Büyüklerimizin, bürokratlarımızın belki onların göremediği veya farkında olamadıkları olumsuz, sorunlu ve kısmen eksik olan bazı çalışmaların giderilmesinde biz eğitimcilerin bu öngörü ve önerilerini dikkate alıp, şuan hasta olan eğitim sistemimizin tedavi edilip bir an önce iyileştirilmesi ve başarılı bir eğitim sistemi için gerekli adımları atmaları temennimizdir.

Ülkemiz adına eğitimde başarılı olunması, yenilikçi bir eğitim sisteminin yerleştirilmesi ülkemizin başarılı bir eğitim düzeyine ulaşması dileğiyle….

EĞİTİM DOKTORU
 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198