Eğitim Sistemini Mağdurları Değil Sahipleri Savunsun
Kamuajans.com - Tam bu noktada en hazin hikâye sistemin mağdurlarının dahi bugün sistemin mantığı ve kurgusunun kusursuz olduğunu düşünmeleri. Onlara göre içerik ve müfredat düzenlenirse sistemin kurduğu tezgâh, düzen ve düzenekte bir sıkıntı yok. Eğitim sistemine ilişkin bu bakış aslında bir şeyi konforlu bir biçimde gözden uzak tutuyor: Yeni bir sistem tahayyül etmenin, tasavvur etmenin ihtiyacını…

Elinizdeki suyun temiz ve içilebilir olması yetmez, suyu içine doldurduğunuz kabın da temiz olması lazım. Türkiye’de üzümün yenilip bağının sorulmaması hadisesi maalesef eğitim alanında hayat buldu. Kimse ne kabı ne de bağı sordu… Ama kap, artık su için iyi değil, değiştirilmesi zorunlu, görmek istesek de görmek istemesek de durum bu.


Öte yandan şimdilik uzağında olduğumuz başka bir tartışma var. Eğitim sistemi sadece sistem-içi sorunlarla değil büyük ölçüde küresel sorunlarla da karşı karşıya. Dijital bir anaforun içinde yol alan dünyamızda ‘eğitim fikri’ esastan, kökten tehdit altında. Dolayısıyla mesele, bizim neyi eksik ya da yanlış yaptığımızın da ötesinde, neyi yaparsak yapalım mevcut tehditler karşısında tüm çaba ve emeklerimizin birer ‘çaresiz strateji’ye dönüşme riski ile karşı karşıya olduğudur. Ucu açık bir sürecin içerisindeyiz. Değişen dinamikleri, zorlayıcı koşulları ile öngörülebilir olmayan sonuçlara yönelik davetkâr bir süreç bu. Katı olan her şeyi buharlaştıran, istikrarlı bir biçimde tek parça tutmak istediğiniz her şeyin üzerinde mütemadiyen aşındırıcı etkisi olan bir süreç. İşin bu kısmı çok da konu edilen, üzerinde kayda değer bir zaman ayırılarak düşünülen bir şey değil.


Bu genel fotoğraf içerisinde eğitim fikrinin geleceği ne olacak?


Bu soru, alelade bir soru değildir. Bu sorunun alelade bir cevabı da yoktur.


Hazır reçete bekleyenler için ne kötü bir haber!


Şimdilik bizim için öncelik, mevcut sistemin anormalliklerini teşhir etmek ve onlardan sakınmanın bir yolunu bulmak olarak tezahür ediyor. E, bu da bir şeydir tabii. Lakin işin bu kısmında dahi talep kıtlığı yaşadığımız muhakkak. Eğitim sistemi eleştirisi, müşterisi olmayan bir arza dönüşmüş durumda. Diploma-sertifika dağıtım tekeli üzerinden hizmet verdiği kitleyle antlaşmasını yapan sistem, sonuçta bir “alan razı veren razı“ düzeneği ile yoluna devam ediyor. Nitelik ise ara sıra sözü edilen lakin güçlü bir talep ile karşılaşılmadan değinilip geçilen bir bahis olarak kalıyor. Yukarıda bahse konu ettiğimiz küresel tehditler ve olası riskler ise zaten Türkiye gündemine girebilmiş değil. Bir iki çeviri eserde karşılaşırsanız kendinizi şanslı hissedebilirsiniz.


Bu ülkede ısrarla bütüncül eğitim sistemi eleştirisinin yeri Araf olarak tayin ediliyor. Ancak parçadan gitseniz de değişen bir şey yok. Ders adı verilen etkinlik içerisinde, MEB’in hazırladığı program ve müfredat gibi suç aletleriyle her gün Edebiyat, Tarih, Felsefe öldürülüyor. Merhum Nurettin Topçu, “Fuzuli mektepte öldürüldü” derken bu cinayete işaret etmişti. Kuşkusuz edebiyatın başına gelen Tarih, Coğrafya, Felsefe hatta Din Kültürü’nün de başına geldi. Ben hiçbirinin yakayı kurtardığına şahit olmadım. Yine merhum Topçu’nun ifadesiyle, “Ders kâbus haline gelmiştir; neşve ile doldurucu bir ziyafet ve şenlik değil; diploma arzusu ve istikbal endişesiyle çekilmesi mukadder bir dert, taşınacak bir yük, dolacak bir çile…”


İdealist öğretmenlerin kişisel gayretleri ve azimleri ile başardıkları müstesna.


Türkiye’de eğitim de dâhil hiçbir alanda başarısızlık hikâyesinin bir mazereti, gerekçesi olamaz.


Çünkü unu sorarlar o zaman: Türkiye neyi yapmak istedi de yapamadı?


Mesele şu: Gerçekten istiyor muyuz? 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.