Eğitim Fakültelerine Baraj Öğretmen Niteliğini Artırır Mı?

Aslında daha önemlisi, öğretmen kaynağı sadece eğitim fakülteleri değil. Şu anda eğitim fakültelerinde kayıtlı 200 bin öğretmen adayı var. Bunun yanında son yıllarda nitelikleri tartışılan pedagojik formasyon programları ile de 500 bine yaklaşan sayıda öğretmenlik sertifikası verildi. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı’nda (MEB) öğretmenlik yapmak isteyebilecek en az 800 bin kişi bulunuyor. Bu yıl da bunlardan 455 bini Kamu Personeli Seçme Sınavı’na (KPSS) başvurmuş. Oysa ki MEB’in önümüzdeki yılları da kapsayan eğitimci ihtiyacı sadece 70 bin.

Sayısal olarak arz bu kadar fazlayken, en önemli sorun nitelik. Ülkemizin az sayıda ve nitelikli öğretmene ihtiyacı var. Eğitim fakültelerinin çağın gereklerine uygun, nitelikli öğretmenler yetiştirmesi önemli elbette. Ancak önümüzdeki dönemde sisteme girebilecek sadece 70 bin öğretmen adayı olabilecek, hizmet içinde ise 1 milyona yakın öğretmen var. Eğer eğitimde iyileştirmeler olması arzu ediliyorsa öncelikle hizmet içindeki öğretmenlere sürekli mesleki gelişim fırsatları sunmaya öncelik vermek gerekiyor.

Öncelik hizmet içi eğitime verilmeli

MEB’in, Öğretmen Akademisi kurma çalışmaları var. Sayılara bakınca, hizmet öncesinde öğretmen yetiştirmeye ihtiyaç olmadığı aşikar. Halihazırda öğretmen ihtiyacının 10 katından fazla atanabilecek diploma/sertifika sahibi var. Onun için öncelikle odaklanılması gereken hizmet içi eğitim. Bu nedenle MEB Öğretmen Akademisi’nin temel faaliyet olarak hizmet içindeki öğretmenlere sürekli mesleki gelişim fırsatları sunacak şekilde yapılandırılması gerekli görünüyor.

OECD’nin Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Araştırması TALIS (2009), öğretmenlerin 11 farklı alanda mesleki gelişim ihtiyaçlarını ölçmüş. Araştırma sonuçlarına göre mesleki gelişim ihtiyacı belirten öğretmenlerin oranının en düşük olduğu ülke Türkiye. Bu sonuç, öğretmenlerimizin genellikle kendilerini yeterli gördükleri ve geliştirme ihtiyacı hissetmedikleri şeklinde yorumlanabilir elbette. Ancak belki de öğretmenler o güne kadar aldıkları hizmet içi eğitimden verim alamadıkları için, “eğer hizmet içi eğitim böyle olacaksa, ihtiyacım yok” demiş de olabilirler.

MEB’in hizmet içi eğitim etkinlikleri ancak belirli bir grup öğretmene ulaşabiliyor. Son üç yılda ancak 60 bin öğretmen MEB’in hizmet içi eğitim seminerlerine katılabilmiş. Genelde etkinliklerin katkısı sorgulanıyor. Verilen eğitimin öğretmenlerin kendilerini yenilemelerine, öğrencilerin öğrenmesine ya da öğrenci başarısına gözlenebilir bir etkisi olup olmadığı bilinmiyor.

Her türlü çabanın kariyerde yükselmek için kullanılabilmesi gerekiyor

Bakanlığın sunduğu hizmet içi eğitim seminerlerinin yanında diğer kurumlar tarafından düzenlenen mesleki gelişim etkinliklerine katılımın da teşvik edilmesi ve bu etkinliklerin MEB tarafından tanınması önemli. Yaşam boyu öğrenen, sürekli mesleki gelişim için çaba gösteren öğretmenler için herhangi bir teşvik, ödül ya da kariyerde ilerleme fırsatı verilmiyor. Mesleki gelişim için gösterilen her türlü çabanın tanınması ve kariyerde yükselme için kullanılabilmesi için düzenlemeler yapılması gerekiyor. Hizmet içinde çok genç bir öğretmen kadromuz var. OECD’nin Eğitime Bakış 2016 Raporu’na göre öğretmenleri en genç ikinci ülkeyiz. Bunu fırsata dönüştürebiliriz.

Eğitimde niteliğin artırılmasının bir yolu da öğretmen yeterliklerinin çeşitli aşamalarda kullanılması. Aslında bakanlık öğretmen yeterliklerinin belirlenmesi çalışmalarına 1999 yılında başladı. 2006’da MEB Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterlikleri belirlendi, ardında da özel alan yeterlikleri. Ancak bugüne kadar bu yeterlikler hiç kullanılmadı. Oysa niteliği artırmada çok önemli katkıları olabilirdi. MEB, öğretmen yeterliklerinin;

• Öğretmen yetiştirme politikalarının belirlenmesinde,
• Öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarının hizmet öncesi öğretmen yetiştirme programlarında,
• Eğitimcilerin hizmet içi eğitiminde,
• Öğretmenlerin seçiminde, iş başarımlarının ve performanslarının değerlendirilmesinde, kendilerini tanıma ve kariyer gelişimlerinde kullanılmasının düşünüldüğü açıklanmıştı.


Öğretmen Strateji Belgesi bir an önce uygulanmalı

2011 yılında paydaşların geniş katılımıyla oluşturulan Öğretmen Strateji Belgesi de öyle. O da kalitenin artırılması için çok önemli düzenlemeler içeriyordu. Ancak beş yıldır işe koşulmadı. Strateji belgesinde bulunan aday öğretmenlik süreci uygulanmaya başladı sadece. Belgenin tamamının bir an önce uygulamaya konulması, eğitimin niteliğinin arttırılmasına çok olumlu katkıları olabilir.

OECD’nin Eğitime Bakış 2016 Raporu’na göre eğitimde öğrenci başına yapılan harcama 2008-2013 yılları arasında yüzde 80 artmış görünüyor. Bununla beraber 2013 yılında öğrenci başına harcamada ülkemiz Endonezya, Kolombiya, Güney Afrika ve Meksika ile birlikte son sıralarda. Önemli olan eğitime ayrılan bütçenin nasıl kullanıldığı. Okulların fiziki koşullarının iyileştirilmesine, teknolojik altyapısına, kitaplara ayrılan kaynaktan ziyade eğitimin en önemli öğesi olan öğretmenlerin sürekli mesleki gelişimine destek olmak için kaynak ayrılması ülke kalkınması için daha kritik görünüyor.

Eğitim ne zaman başarılıdır?

Eğitimin başarısı, TEOG’daki veya LYS’deki başarıdan ziyade bireylere hangi becerileri kazandırdığıyla değerlendirilmeli. Önemli olan bireylerin eğitim sonucunda hayata ne kadar hazır ve üretken oldukları, gerçek hayat problemleri karşısında nasıl çözümler ürettikleri, eleştirel düşünüp düşünemedikleri, yaratıcı olup olmadıkları ve de öğrenmeyi öğrenme yetkinliğine sahip olup olmadıkları. Eğer aldıkları eğitim sonucunda öğrencilerimizin bu yetkinliklere sahip olmasını istiyorsak onlara rehberlik eden öğretmenlerin de rol model olmaları lazım. Onun için düşünen, sorgulayan, sürekli öğrenen ve kendini yenileyen, yaptığı işten heyecan duyan, hayat problemlerine çeşitli çözümler getirebilen öğretmenlere ihtiyacımız var.

OECD’nin Yetişkin Yeterliklerinin Uluslararası Değerlendirilmesi Programı çerçevesinde gerçekleştirdiği araştırmanın 28 Haziran 2016’da yayımlanan raporu ülkemizde eğitim kademelerinin beceri kazandırmada etkili olamadığını ortaya çıkardı. Rapora göre ülkemizde yetişkinler sözel beceriler, sayısal beceriler ve teknoloji yoğun ortamlarda problem çözme becerilerinde OECD ortalamasının oldukça altında kalıyor.

Yapılacak düzenlemelerde sistem yaklaşımı şart

Sistemde tek bir öğeyi değiştirince (örneğin müfredatın değişmesi, ders saatlerinin artırılması) otomatik olarak öğrenci kazanımlarının artacağını beklemek mümkün değil. Örneğin 5’inci sınıfta sadece Türkçe ve yabancı dil eğitimi verilmesi çok olumlu bir gelişme. Ancak bu eğitimin nasıl verildiği, beceri temelli olup olmadığı, öğrencilere okul içinde ve dışında zengin öğrenme ortamları ve fırsatları sunulup sunulmadığı, ölçme değerlendirmenin nasıl yapıldığı gibi faktörler çok önemli. Burada kritik olan getirilen düzenlemenin “Ne” olduğu değil, o düzenlemenin “Nasıl” yürütüldüğü.

Yapılan iyileştirme girişimlerinin, sistemin bütün öğelerinin birbirleriyle etkileşimlerini göz önüne alarak gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bilimsel verilere ve değerlendirmelere dayanmayan, sistemin diğer öğelerinden kopuk düzenlemeler başarılı olamıyor. Yeni düzenlemeler sistem yaklaşımı ile ve bilimsel verilere dayalı yapılmalı. Ayrıca eğitim sistemiyle ilgili düzenlemelerin sürdürülebilir olması da çok önemli. Bir düzenlemenin sonuçları henüz değerlendirilmeden bir anda yepyeni bir düzenleme getirilmesi sisteme pek çok boyutta zarar veriyor.

Prof. Dr. Gölge SEFEROĞLU
ODTÜ Eğitim Fakültesi Dekan Vekili

Hürriyet 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.