banner220
Bu hafta eğitime öğretime ilişkin gündem hayli yoğundu.
Şöyle ki;
Birkaç ilde eğitimcilere yönelik saldırı olayları gerçekleşti.
Bu olaylar içinde öne çıkan ise Bursa’daki olay oldu.
Gerçekten garip ve dehşet verici idi.
Bir polis, kendisi gibi kamu görevlisi olan okul idarecilerine sudan bir nedene bağlı olarak silahlı saldırıda bulundu. Defalarca silahının tetiğine bastı. Karşısında acı çeken bir canın olduğunu unutarak...
Ve bu olay insanlara, insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı, dedirtti. Okullardaki güvenlik önlemleri yeterli mi? sorusunu akıllara getirdi.
Sonra nitelikli liseler açıklandı.
Bazı illerde, nitelikli liseler arasında geçen yıl 450-500 puan aralığında öğrenci alan Anadolu liselerinin olmayışı herkesi şaşırttı. Listede isimlerini görmeyi bekleyen okullar adeta ters köşe oldu. Hatta okullar öğrencileri ile birlikte sosyal medya üzerinden harekete geçti diyebilirim.
Ayrıca o illerdeki sendika temsilcileri sosyal medya hesaplarından bu durumun izahının olmadığını, yetkililerin nitelikli lise belirleme kriterlerinin neler olduğuna dair bir açıklama yapmaları ve kamuoyunu bilgilendirmeleri gerektiğini ifade etti.
Böylece şaşkınlık ve akabinde açıklama isteği kervanına sendikalar başta olmak üzere okullar, öğretmen ve öğrenciler iç-dış paydaş olarak sosyal medya hesaplarından katıldılar.
Şöyle diyor bir gencimiz sosyal medya hesabından:
‘’Dileriz, LGS kervanı yolda düzülmüyordur.
Yoksa ahvalimiz harap ve bitap olur.
Çünkü dahili ve harici paydaşlar olarak bu şerait ve ahval içinde gafletteyiz sanki.
Neler yapıldığına, neler yapılıyor olduğuna ve neler yapılacağına ilişkin hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığımız gibi yapılanlardan da bir anlam çıkaramamaktayız.
Yani LGS kervanında yapılanlardan, yapılıyor olanlardan, yapılacaklardan BİHABERİZ.
Bu süreçte her bakımdan çok şeyden daha çok mahrumuz diye düşünüyor ve hissediyorum.
İnanınız, bir gece ansızın geldi LGS.
Bir gece ansızın...
Bizlerin bu düşüncelerine ve hislerine hak verirsiniz diye tahmin ediyorum.
Bu kervanda aymaz kurbanlar olmayız inşallah.’’
Tüm bunlar yaşanırken Bakanımız Sayın İsmet YILMAZ, eğitimde düne göre çok iyi olduğumuzu açıkladı.
Ama şunu çok iyi biliyoruz, o da Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmiş zamanda söylediği şu sözlerdir;
‘’ ... Eksiklikleri, insan keşfetme ve yetiştirme sistemimizde, daha doğrusu sistemsizliğimizde arayacağız. Saldım çayıra mevlam kayıra mantığıyla bu işlerin içinden çıkamayız. Eğitim-öğretim ve kültür konusunda niye nispeten geri kaldığımız konusunda hep hayıflanıyorum. Demek ki bir şeyleri eksik bırakmışız...’’
Uzun uzadıya anlatmaya gerek bir durum yok ortada.
Sözler çok açık ve net.
Bundan dolayı bu sözlerden hareketle sadece birkaç soru yöneltiyorum ve takdiri size bırakıyorum.
Sayın İsmet YILMAZ’ın sözleri ile Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın sözleri aynı doğrultuda mıdır? Yoksa Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Mehmet ŞİMŞEK arasında yaşanan benzer bir durumun tersi, eğitim-öğretim alanında mı yaşanmaktadır?
Sayın Cumhurbaşkanı isabetli bir şekilde eğitimde eksiği ve geri olan durumu tespit etmiş iken Sayın Bakanımızın sözleri bu eksiklikleri, geri olan durumu görür düşüncesinde midir?
Sayın Bakanımızın sözlerinden, Sayın Cumhurbaşkanı ağzından tespit edilen, ‘’eğitimdeki eksik ve geri olan durum’’ ile ilgili bir tedavi yolu ve devrim niteliğinde adımlar çıkarılabilir mi? Yoksa bu sözler ‘böyle gelmiş böyle gider’ anlayışının bir tezahürü mahiyetinde midir?
Sorular bu kadar.
Söylediğim gibi takdir sizin...
Sorular üzerinden giderek bir kanaate varılabilir düşüncesindeyim.
Bir başka konu ise deizme kayan İmam Hatip gençliğine dair.
Evet, bu olay bir durum tespitidir.
Ölçüsüz bir şekilde İmam Hatip sayısını ya da cami sayılarını artırmak, demek ki, çözüm değil.
İmam Hatip liselerini ‘nitelikli liseler’ listesinde gösterip de kaliteyi artırmayı düşünmek de bir çözüm olmayacaktır.
Algıları, duyguları, düşünceleri yönetmek de bir yere kadardır.
Belli uğurlarda (ideolojik vs...) eğitim öğretim alanını çok sıkmamak, kasmamak, zorlamamak gerekiyor.
Eğitim öğretim alanını kasmak, sıkmak, zorlamak nesillerimizin zararınadır, asla faydasına olamaz. Tarihimize bakarsak tecrübe ile sabit olduğunu görebiliriz. Ve kız çocuklarının, bir dönem ideolojik saiklerle nasıl eğitim-öğretim hakkından mahrum kaldıkları ortada iken...
Onun için eğitim öğretim alanı ancak devrimsel bir çözüm yolu ile rahat nefes alır, huzura erişir. Çağdaş seviyeye ulaşır. Herkes sadede gelir, eğitim-öğretimin asıl meselesine...
Yoksa bir o çeker, bir bu çeker, bir öbürü yamar, bir diğeri yamar, herkes kendine göre bir şey yapar ama en sonunda ortaya çıkandan hiçbir şey olmaz.
Bence bu konuda çok derin ve geniş düşünülmeli.
Sizlere Kur’an-dan iki ayet sunmak istiyorum:
‘’ Göklerin ve yerin tüm kontrolu O'na aittir...’’ (ŞURA SURESİ, 12.AYET)
‘’ Biz her elçiyi ancak halkının diliyle göndeririz ki onlara bildirebilsin. ALLAH dileyeni/dilediğini saptırır, dileyeni/dilediğini de doğruya ulaştırır. O, Güçlüdür, Bilgedir.’’

(İBRAHİM SURESİ, 4.AYET)
Bir kimseyi doğru yola ancak Allah ulaştırır. O, dilerse olur, dilemezse olmaz.
Bir kimseyi; İmam Hatip, cami, tarikat, cemaat, şu ya da bu kimseler doğru yola ulaştırma gücüne sahip değildir.
İslam, gereksiz ve önemsiz konular üzerinde boş tartışmaları tasvip etmez.
İslam, sadede gelir hep.
Ve herkesten sadede gelmesini ister.
O zaman sadede gelin ve Kur’an-daki İslam’ı size bırakılan cüz-i irade alanınızdaki tercihleriniz ve tercihleriniz sonucunda ortaya çıkan amelleriniz ile yaşayın.

YANİ YAŞAYIN, YETER.
GERİSİ LAFÜ GÜZAF.
Hayatlarınızı ayeti bırakıp gereksiz ve önemsiz konularla ilgili nakledilen sünnetler içinde boğmayın.
Evrene, gökyüzüne, doğaya bir bakın!
Göreceğiniz aslında Allah’ın asıl sünnetleridir (yasa).
Onlara odaklanın ve dokunun!
Bir zaman bunları yapan o kadar çok İslam düşünürü vardı ki!
İlla peygamber sözü arayacaksanız, Kur’an-da peygambere hitaben ‘de ki: ... ’ ile başlayan çok söz göreceksiniz. Hepsi, peygamberin çevresinde bulunan o dönemin insanına bizzat peygamber tarafından söylenmiştir. Yetmez mi? Yeter...

VE EN ÖNEMLİSİ ALLAH BİZE YETER!
Kimse, gençliği deizmden koruyacağım, diyerek bir koruyuculuğa soyunmasın.
Çünkü böyle bir rol FETÖvari yapıları meydana getirir. Ve gençlik, bu sefer de emanet edilerek esir edilir.
’’... 'Bize ALLAH yeter; o ne güzel Koruyucudur.' ’’ (ALİ İMRAN SURESİ, 173.AYET)
Not: Bana göre bazı gençler kendilerine anlatılan ‘sünnilik’ inancını kabul etmiyorlar. Onları gerçek olarak görmüyorlar. Onlar, gerçekleri arıyorlar, Allah dilerse gerçekleri bulunca onaylayacaklar. VE GERÇEKLERİ ONAYLAYANLAR OLACAKLAR.
Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.