Töz: Cevher.

TDK öyle der.

Toz: Çok küçük ve hafif parçacıklara bölünmüş toprak.

TDK böyle söyler.

Toz duman: Yerden kalkarak havayı kaplayan yoğun toz.

TDK öyle yazar.

Tozpembe görmek: Aşırı iyimser olmak.

TDK böyle söyler.

TDK bir ‘öyle’  bir  ‘böyle’  yazarken ya da söylerken  bir öyle bir böyle dünyada yaşadığımız da  kesin. Yoksa dünya, daha açık daha anlaşılır daha net görülür. Sonra değerli şairimiz Ahmet TELLİ’nin:
‘... Büyülendim ama büyüyemedim
Aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip kalbimi neden
Sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada...’  dediği gibi bir dünya manzarası çıkmaz ortaya.
Ama orta yerde duran gerçek ise şudur:  İnsan bir karmaşanın içinde güme gidiyor sanki.

Beden olarak uzun ince bir yolda giderken gümbürtüye gidenlerimiz: TÖZ ve TOZPEMBE hayaller tabii.

Aslında bir öyle bir  böyle çizgisi  bir zikzakı canlandırıyor kafamızda aslında. Bir aşağı bir yukarı... Göklere çıkarılırken yerin dibine girmek  gibi...

Böyle bir zikzak çizgisi kalbe iyi geliyor olabilir  ama doğal zekaya ‘hayır’.

Doğal zekanın üzerinde bir TOZ bulutu var  yani.

Toz duman başımızın üstünde... Ve ironik olanı ise başımızın üstünde yeri var muamelesi görüyor olması...

TÖZ, TOZ örtülü bir mezar sanki. Dopdolu içimizde... Melekelerle tabii... Ama gelin görün ki...

Çocuklarımıza TÖZ kondurulmuş. Ne güzel ve özel değil mi?

Şükür Tanrı’ya.

Ama dünyada, bu eğitim düzeni içinde  bu  TÖZE TOZ konduruluyor.

Eğitim düzeni, koşulları ve durumu içinde

mecburiyetler,

mahkumiyetler,

keşmekeşler ,

sınırlar,

kısıtlamalar

mengene gibi bir darboğazda

insanoğlu

toz ve toz duman ikliminde

kendisini değil

başka birisini yaşıyor.

İnsan,  TÖZÜNE TOZ giydiriyor aslında.

Bu da olmuyor, olmuyor, olmuyor.

Ama bu noktaya ‘insan, insanın kurdudur.’  zihni ile geldik.

Ve insan;  baskılanması, bağlanması, iplerinin belli sistemlerle  tutulması gereken her an  ipini koparma ihtimali olan bir varlık olarak görüldü. Adeta maddi bir varlık muamelesi gördü. Ona hiç güvenilmedi. İnsan: Güvenilmeyen varlık. Tanım buydu. Tanrı’nın bahşettiği cüziirade özgürlüğü bile yok sayıldı. O irade ile bile bir oyuncak gibi oynandı.  Halbuki insanda öyle bir irade genişliği vardır ki... Ama  Tanrı’nın tanıdığı bu hak kimi insanlarca ezildi de ezildi.

Sonra irade devre dışı bırakılarak algılar imal edildi ve algı  ile olgu yaratıldı.  Bu esasta her şey, eğitim alanı da dahil  şekillendi ve düzenlendi. İnsan, manevi bir yolculuktan ırak tutuldu. Gele gele betonlaşan ve robotlaşan  insanlar türedi.

Töz, Berlin Duvarı gibi duvarlar ile sarıldı. İşte, o duvar, o toz kalktığında insan  içine yönelecek. İnsan, içindeki kaynaklara bakabilecek. Ama bunun için eğitim ortamlarının, düzeninin, koşullarının düzenlenmesi lüzumu var. Hem de devrim gibi olmalı.

Yoksa üstüne binilerek devamlı daraltılan insan kendini kaybetmeye devam edecek.

Ortaya seri üretim makinalarından çıkma dümdüz bir insan  çıkmaya  devam edecek.

Devam edecek de devam edecek...

Gelen giden hiç mi hiç değişmeyecek aslında...

Bakınız Descartes, bu bağlamda yüzyıllar önce neler diyor:

‘ ... irademizi algıladıklarımızın ötesine taşıyabiliriz. Bunu yaptığımızda ise yaptığımız hatalarda şaşılacak bir şey yoktur.’

‘... iradenin daha geniş olması gerekliliği doğasıyla uyum içindedir. İnsanın irade aracılığıyla eylemlerde bulunabilme, yani özgür olabilme yeteneği; böylece kendine özgü biçimde faaliyetlerinin efendisi olması ve övgü ya da kınama hak etmesi yüksek bir yetkinliktir. Kendi başına iş yapabilen makineler takdir edilmezler çünkü kuruldukları şekilde hareket eder ve aynı kesinlikte davranırlar. Ancak onların yaratıcısı, yarattığı kesinlikten dolayı takdir edilir; zira zorunda olduğu için böyle bir imal işine girişmez, daha ziyade özgür davranışlarının sonucudur bu. Aynı ilkeye dayanarak kendimize de bir şeyler atfetmeliyiz; öyle ki, doğruya, ulaşmamız gerektiği için değil özgür irademizle erişiriz.’

‘... bazı insanlar, yönetimindeki insanların kötülük yapmasını engellemek için diğerleri üstünde egemenlik kurmak isterken, Tanrı evreni tamamen özgür bırakarak yönetir.’

Saygılar...

Yusuf  SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.