1970’li yıllar…

Anadolu da ufak,  ufak yaygınlaşmaya başlayan dondurmacılık…
Henüz evlerde buzdolabının yaygınlaşmadığı günler…
Bir mahalle… Herkesin birbirini tanıdığı, birinin bacası tütmediğinde, kapısı kapalı olduğunda merak ettiği, küçük şirin bir mahalle…
Bir adam… Sekiz köşe şapkası, şalvarı, yeleği ile Elazığlı bir Gakkoş…
 Dünyaya gözlerini açtığı, büyüdüğü yuva kurduğu memleketi çalışmak, para kazanmak için bırakıp bu küçük şirin mahalleye taşınmış bir adam…
Batıda dondurmanın yaygınlaşmaya başladığı, Doğuda ise yavaş yavaş damaklarda yer edinmeye başladığı günler…
 Bakır tenceresi,  küçük bir dondurma arabası ile dondurmacı Muharrem Dayı…
Mahallenin çocuklarının akşam olduğunda yolunu gözlediği ufacık kuruşlarla bile külahları dolduran dondurmacı Muharrem dayı…
Türkiye de ilk buzdolabı üretimi 1960 yılında yapılmış olsa da dar gelirli aileler için o yıllarda henüz evlerde yerini alamamış,  hayallerin ötesine geçmemiş…
O yıllarda Dondurmanın hammaddesi olan buz ise köylerde yaşayan halk tarafından mağaralardan yapılmış soğuk depolarda dağlardan toplanan karları muhafaza edilerek temin edilmekte…
Sabah saatin beşi… Muharrem dayı düşmüş yine yollara…  Hızlı adımlarla karışlamakta yolları…
Çarşıya vardığında nefes nefese kalmış durumda…
Yeleğinin cebindeki köstekli saati çıkarıp şöyle bir göz ucuyla bakıyor,
 ‘’ Geç kaldık’’ diyor kendi kendine…
Adımlarını biraz daha hızlandırıp varıyor buz satan dükkanın önüne…
-Her zamanki kadar diyor siparişini verdiğinde…
Aynı hızla dönüyor eve,daha çok iş var yapılacak…
Bakır leğene boşaltılıyor buzlar ve kırılmaya başlanıyor… Dondurma bu, bileği kuvvetli adam işi…
Buzlar kırılıyor, süt, şeker, sahlep sırayla malzemeler bir, bir ekleniyor… Ve karışıma başlanıyor… Saatler sürüyor bu işlem… Bıkamadan, usanmadan karıştırıyor Muharrem dayı…
Köstekli saat yine çıkıyor yeleğin cebinden. Saat dokuzu gösteriyor…
Kalan buzları da dondurma kabının etrafına yerleştirerek yola koyuluyor…
Güneşin altında mahalle, mahalle dolaşıyor Muharrem Dayı…
 -Hadiii dondurmaaaa,  buuuuzzz!

Akşam babalarından harçlıklarını almış, kapı önünde yolunu gözleyen çocuklar görünüyor bir, bir…
Kocaman bir tebessüm yayılıyor yüzüne, tüm yorgunluğunu unutuyor bir anda. Daha bir heves ederek dolduruyor külahları…
Birde akşam eve dönüşünü bekleyen kendi mahallesinin çocukları var tabi…
Mahallenin girişinde görür görmez sevinç çığlıkları ile karşılayan, eve girene kadar arkasında koşturan çocuklar…  Eve girer girmez ellerinde tabaklar dondurma almaya gelen büyükleri de unutmamak gerek…
Yıllarca, her gün sabahın beşinde yollara düşerek çarşıdan buz almaya gitmesi, evlerde buzdolabının yaygınlaşması ile son buluyor… Tüm mahalleli akşamdan doldurduğu plastik kaplardaki suları Muharrem Dayının dondurmaları için donduruyor… 

Zaman ilerledikçe sade dondurmanın yanına yeni çeşitleri ekleniyor… Evdeki meyvelerle katkısız, organik çeşit, çeşit dondurmalar yapıyor Muharrem Dayı… Seneler birbirini kovalayıp ta dondurma üretimi fabrikasyona dönünce evde el yapımı dondurmaya olan rağbet azalıyor…


 Eskisi gibi gücü de kalmıyor Muharrem Dayının… Köşesine çekiliyor…
Dondurma arabası hala evinin bir köşesinde durmakta…
Mahalle meclislerinde bir araya gelindiğinde dillerden düşmeyen lezzetli dondurmaları  ise hala muhabbetlerde, zaman akıp gidiyor…


Babamın da, benimde ve hatta benim gibi nice insanın çocukluk anılarında yerini hiç kaybetmeyecek olan Muharrem Dayıya…


Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.