Okullarımızda değerler eğitimi veriliyor.

Bunu hepimiz biliyoruzdur.

Paylaşmak, sevgi, saygı, adalet gibi temalar altında...

Tabii çocuklar üzerinde verilen değer eğitimlerinin ne kadar etkisi oluyor orası tartışılır işte.

Benim şahsi kanaatim, verilen değerler eğitimi toplumsal yaşamda bir etki gücüne sahip değil. Biz her şeyimizi kağıtlara sıkıştırdığımız için kağıttan değerler üretmede çok becerikliyiz, üstümüze yok valla. Allah’tan kağıdı Çinli, yazıyı Sümerli, ellerimizin altındaki bilgisayarı da Batılı icat etmiş de bir Türk olarak en azından bütün bu saydıklarımın bazı nimetlerinden yararlanabiliyoruz. Sizin anlayacağınız çok işimizi görüyorlar yani. Mesela adil, paylaşımcı, saygılı, sevgi pıtırcığı yazın kağıttan çocuklara, sonra bu kağıttan çocukları bir uçak gibi  uçurun toplumsal yaşama. Görsünler bakalım toplumsal yaşamdaki adaleti, sevgiyi, saygıyı, paylaşımı... YANİ HANYA’YI KONYA’YI... Eee ne demişler: ‘Gez dünyayı, gör Konya’yı.’
Biz ise bunu yazının konusuna uyarlıyoruz: ‘Gez kağıttan değerleri, gör Hanya’yı Konya’yı.’
Ya da dünyanın kaç bucak olduğunu göstersinler sana. Bayılıyorum dilimizin zenginliğine. Her neyse yine gevezeliğim tuttu.

Evet, nerede kalmıştık? Değerler; toplumsal yaşamdan tasfiye edilmiş, silinmiş hatta toplumsal yaşamda ezik ve esir durumuna getirilmiş.  Ne diyor şair: ‘Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.’ Değerler de insan yurdunda böyle bir haletiruhiye içinde. Dışlanmış, silikleştirilmiş, etkisizleştirilmiş, eli kolu bağlanarak esirleştirilmiş... Öyle ki insan içine çıkamıyor bile. Çıkınca utanıp sıkılacak sanki. Sevgi nefrete karşı gelemiyor mesela. Sevgi nefrete dur diyemiyor mesela. Sevginin ağzından damlayan bal,  öfke kusmuğu kadar değer görmüyor mesela. Sevgi nal topluyor, nefret at koşturuyor mesela. Sevgi susuyor, o sustukça nefret bağırıyor çağırıyor mesela. Sevgi, meydanı nefrete bırakmış çoktan. Sevgi kafasını bile çıkaramıyor artık. O derece yani.

Onun içindir ki değerler için üç maymunu oynamaktan başka seçenek kalmıyor. İslami terminolojide buna elini eteğini çekmek ya da inziva diyorlar. Bazen de değerler kulağının üzerine ya da ölüm uykusuna yatıyor. Değerler öldükçe insan yurdunda kötü olanlar diriliyor yani canlanıyor, gelişiyor ve palazlanıyor. Hal böyle olunca insan yurdu kötüler yüzünden kötülüğe kuruluyor.

Ve bu anlattıklarımız bağlamında okullardaki bu eğitimler göstermelik ya da askıda kalıyor. Çünkü toplumsal yaşamda, okulda gösterdiğimiz ya da öğretmeye çaba sarf ettiğimiz değerlerin bir karşılığı yok hükmündedir.

Şöyle açayım dilerseniz:

Öğrencilerinize sevgi kelebeği olmaları için telkinde bulunuyorsunuz. Sevgiyi allayıp pulluyorsunuz. Sonra sevginin rahatlatıcı ve kazandırıcı yanlarına parmak basıyorsunuz. Ama gelin görün ki toplumsal yaşamda çocuklar nefret kusan büyükleri görüyor. Gördükleri ile gösterilenler arasında bir tezatlık olduğunu anlıyor ve o anda seçim yapıyor işte. Ya kendilerine gösterilenler yani hayaller ya da gerçekler, büyüklerin yaşadıkları... Çocuklarımız, okullar eliyle ve marifetiyle tüketilen hayallerinin etkisini yaşamlarında kaybettikçe büyüklerin yaşamlarının içinde adeta onlara dönüşüyorlar. Yani büyüklerimiz kurdukları yaşamlarla çocuklarımızı evirip çevirip en sonunda kendilerine benzetmeyi başarıyorlar. Çocuklarımız büyüdükçe kendilerini kaybediyorlar. Ve ne yazık ki bazıları bir hırsıza, katile, insanları döven ya da yumruklayan birine dönüşüyor. Hrant Dink’in eşi,  eşinin arkasından yazdığı mektupta şöyle diyordu:

‘Bugün sessizlik ile büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır. Yaşı kaç olursa olsun 17 veya 27. katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.’

Boğazın derinliğine atlayarak yaşamına son veren ünlü müzisyen Yavuz ÇETİN, toplumsal yaşama doğru yüzümüze vura vura nasıl haykıyordu:

Sana öğretilen her şey
Bana önerilen her şey
Bana dayatılan yaşantı
İşe yaramaz bir çöplük
Yarattığınız sistemler
Kullandığımız yöntemler
Yaşamak istemem aranızda
Belki de terslik bende
Yapamadım bu düzende
Kaçacak delik arar oldum
Sürüngenler şehrinde
Eğitilmiş köpekler
Doymak bilmez maymunlar
Yaşamak istemem artık aranızda
Benden bir ruhsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden bir hissiz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden bir uyumsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden sizden biri yaratmayı
Nasıl başardınız
Yaşamak istemem artık aranızda

Eğri oturalım ama doğru konuşalım. Bazı gerçeklerle yüzleşmek zorundasınız. Özellikle okullarda... Çocuklarımız pırlanta gibi. Hatta bütün dünya çocukları öyle. Ama gelin görün ki büyüklerimiz insanı iyi temsil edememektedir. İnsanda bulunan iyi yönler değil de kötü yönler dışarıya açılıp iyi yönler bastırılınca ortaya kötüler dökülüyor, kötülüğün toplumsallaşması gibi bir sonuç çıkıyor meydana. Kötü özgür, iyi esir oluyor.

Ve bütün değerlerin anası olan sevgi, toplumsal yaşamda gereksiz ya da önemsiz görülüyor. Sevginin ağzımızdan damlayan balı çekilirken ağzımızda öfke kusmuğunun seviyesi yükseliyor. Nefret; elde, ağızda, ayakta, adeta bütün vücutta olması gereken hatta bazı anlarda tetiklenerek yükseltilmesi lazım bir sopa gibi bulunduruluyor. VE İNSANA KARŞI KULLANILIYOR. Ortaya nefretin ananeleri çıkıyor. Sevgi anaları ise yasta.

Sonuç olarak sevgi daha fazla geri çekilmeden toplumsallaşmalı, toplumsallaşırsa cesaretini toplayıp insan içine çıkacak ve insan yurdunu nefret ya da öfke denen melanetten kurtaracak. Onun için hep beraber içimizdeki sevgiyi dışa vuralım. Göreceksiniz sevgiler birleşirse öfkeler kaçacak delik arayacaklar.

Onun için okullarda ekilmeli sevgi, toplumsal yaşamda biçilmeli.
Eee ne demişler:
‘NE EKERSEN ONU BİÇERSİN.’

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
selim 3 ay önce

Evet güzel bir deneme... Bilimsel yan sıfır... Sevgide kusur yok, bunu bir okula git de gör... Ama çocuk belli bir yaştan sonra öyle bir hale geliyor ki büyüklere saygı yok, anaya babaya bağlılık yok, başıboşluk çok...Sebep ne bunu deşmek lazım. Bunu okula bağlaman çok yanlış ve kolaycılık. Zira çocukları artık öğretmen değil dizi film kahramanları yönlendiriyor. Okullarda ekim var ama ürün çıkmıyor. Çocuklar için artık öğretmen hiçbir şey ifade etmiyor. Dizi film kahramanları, içi boş müzikler çocuk için daha fazla anlam ifade ediyor. Problem okullarda değil, problem sistemde... Okulları sadece tabeladan ibaret kılmakta... Okulların işlevini dizi filmlerin altında bırakmakta... Toplumun genelini sorunu bu...

Misafir Avatar
Selime 3 ay önce @selim

Yazar zaten toplumsal yaşamdaki soruna temas etmiş.

Beğenmedim (0)