Herkesin bildiği üzere bir ara okullarımızda yoğun bir şekilde değerler eğitimi çalışmaları yapılıyordu. Bu çalışmalar, bazı okullarda aynı yoğunlukta halen sürdürülmekte. Yalnız pratikleşebilen (hayatın içine giren-yaşamsallaşan) bir değer üretmeye dönük olup olmadığı su götürür. Zira okullarımızın bazılarında yoğun olarak sürdürülen değerler eğitimi çalışmaları, ast-üst ilişkisi çerçevesinde üst kurumun direktifleri, takibi ve denetimi ile bir zaruret şeklini aldığı için sürdürülebilirliğini koruyor.
Halbuki bu çalışmalar, topluma yararı olabilecek ve pratikleşebilen değerlerin (doğruluk, dürüstlük, yardımseverlik, adil olabilme vs.) üretilip hayat sahnesine çıkması için gündeme geldi ve uygulandı. Ama hayata daha geçmedi. Malum, bir değerin hayata geçmesi için o değerin görünür ve hissedilir olması lazım. Yani değer, somutlaşabilmeli. Yoksa değer, tırttır ve dişe dokunmaz.
Zaten çevremize bakınca değerlerin hayata geçmemiş olduğunu görüyoruz ve bundan dolayıdır ki bunun zararını bizler çekiyoruz. Bazen mülakatlarda çıkıyor karşımıza akraba kayırmacılığı (nepotizm) bataklığına batmış değersizlik bazen de adil olmayan tespihli ellerde.
Tabii değer, yalnızca bazı ellerde değil, toplumda da kabul görebilmelidir. Teorik değil de pratik olarak kabul edilmiş ve benimsenmiş değerlerin çocuklarımıza öğretimi daha anlamlı, bilinçli, etkin ve etkili olur. Böylece nüfuz etmesi kolaylaşır.
Ama gelin görün ki...
Değer, toplumsal sahada kendisine nefes alabilecek yerler bulamazsa bu durumda kendisini geri çeker. Yani topluma nüfuz edemez. Pekala, yukarıda bir kısmını sıraladığımız değerler, toplumsal alanda kendisine nefes alabilecek yerler bulabiliyor mu?
Cevap, hayır.
Neden mi?
Nedeni, şu kalıplaşmış sözde saklı değil mi sizce?
Nedir o söz?
Şu:
‘’Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.’’
Soruyorum sizlere.
Bu sözün içinde ‘sürgün’ tehdidi savrularak doğruluğa gözdağı verilmiyor mu?
Bu sözü işiten doğruluk, sürgün yeme pahasına toplumsal hayata çıkabilir mi?
Cesareti varsa çıkar tabii.
Ama sürgün yer. Tıpkı Ebu Zer gibi. Ebu Zer de doğruluğundan dolayı Muaviye’den ve Halife Osman’dan sürgün yemişti. Issız çöllerde hayata gözlerini yummuştu.
Kolay değildir öyle doğruluğun hüküm sürmesi. Ve doğruluğun savunuculuğunu yapmak... Sonunda ıssız çöller vardır. Her babayiğidin de harcı değildir. Doğruluk, gerçekleri onaylayan koca bir yürek ister.
Zira doğruluk yalanların ipliğini pazara çıkarır. Yalanlardan beslenenler ister mi doğruluk hüküm sürsün ya da kendilerinin ipliği pazara çıksın? İstemez elbette.
Öyle ki bu yalancılar dünyaya bile ‘yalan dünya’ demişler. Yalanı, dünyanın sıfatı yapmışlar. Yalan böylece dünyevileşmiş. Yalan adeta dünyanın bünyesine yerleşmiş. Bir virüs gibi.
Halbuki kur’an, müminlere, gerçeği onaylayanlar der. Demem o ki mümin, gerçeği tasdik edendir. Ama gelin görün ki kendisine mümin diyenler, yalanlara sığınmışlar, yalanlarını dini kılıflarla meşrulaştırmışlar ve süslemişler, yalanı kral yapmışlar, yalanın süslerini de baş tacı, yalan saltanatı ile insanları idare etmişler, bu saltanat ile gerçeği ve doğruyu gizlemişler, bütün kötülükler de yalanın soytarıları olmuş.
Doğruluğun başı, yılanın başı gibi algılanıp ve anlaşılıp ezilmiş, doğruluk hafifçe başını uzatsa anında doğruluğa karşı saldırıya geçilmiş. Mesela ‘otur oturduğun yerde, her doğru her yerde söylenmez.’ denmiş.
Kolay değil yani doğruluğun dünyada hükmünün geçmesi ya da meydana çıkıp kendisini göstermesi. Eee, çıkarsa meydana, yalancıların çıkarlarına dokunur da ondan.
Anlayacağınız doğruluğun cesareti yoksa topluma çıkması mümkün değil. Ne yapar?
Yapacağı belli. Toplumdan kendisini geri çekmek. Sanki geçmiş zamanlarda Ebu Zer olmak istemeyen bazı İslam alimleri bunu yapmışlar. Gerçeklerini, değerlerini tek başlarına yaşamışlar. Adeta toplumdan soyutlamışlar kendilerini. Tabii değerlerini de soyutlaşmışlar. Toplum için bahsettiğimiz değerler bu nedenledir ki artık çok SOYUT HEM DE ÇOK...
Evet, değerler eğitimi çalışmaları kapsamında, mesela ‘doğruluk’ değerini kağıtları tüketerek üretiyoruz. Kağıtların üzerinde doğruluk ahkamı kesiyoruz. Bundan ötürüdür k;
Doğruluğu, hayata kazandıramıyoruz.
Doğruluğu, hayata çıkaramıyoruz.
Doğruluğu, hayatta nefes aldıramıyoruz.
Bizdeki doğruluk, insan üretimi yapmıyor, yukarıda da söz ettiğim üzere kağıt tüketimi yapıyor. O da öğretmene prosedür yükü geliyor tabii. Gayet doğal.
Bakınız doğruluğun hayatın içinde olmadığının, yalanın ise hayatta ne derece etkin ve etkili olduğunun ispatıdır aşağıdaki rapor (ülkelere göre yalan haber ortalaması):

Demek ki toplumda yalan seviliyor.
Demek ki toplumda yalan egemen.
Demek ki toplumda yalana karşı bir tepki yok.
Demek ki yalan olağan.
Demek ki müslüman bir ülkede yalan gırla ve gırtlağa kadar gelmiş seviyede.
Kur’an-daki şu ayet çok anlamı bu bağlamda:
‘’ Zira, bir topluluk kendilerini değiştirmedikçe, ALLAH onlara verdiği nimetleri değiştirecek değildir. ALLAH İşitendir, Bilendir.’’ (Enfal Suresi, 53.Ayet)
O zaman yalanı bırakmak lazım.
Yalandan vazgeçmek ve gerçeğe tutunup sarılmak gerekiyor.
Toplum bu yönde değişirse Allah’ın ayetteki yasası gerçekleşir.
Pekala, o kadar anlattık. Anlatılanların çözümü nedir?
Değerlerin hayata geçmesi için bir kere hedef kitlesi yalnızca öğrenciler olmamalı. Öğretmenler de olmalı, okul müdürleri de olmalı, ilçe ve il milli eğitim müdürleri de olmalı, merkez ve taşra teşkilatındaki bütün bürokratlar da olmalı, bakan da olmalı. Çünkü;
Peygamber, peygamber olduğu için doğruluktan muaf mıydı?
Peygamberin arkadaşları, peygamber arkadaşları diye doğruluktan muaf mıydı?
Netice olarak kimse bu değerden muaf değildi, öyle değil mi?
O zaman ne duruyoruz?
Yapılacak olan, zaman-mekan-konjonktür tanımadan , her ortamda her durumda her zeminde her zaman mırın kırın etmeden doğru olmak.
Çıkış, böyle olur.
O zaman görün haberciler, yalancılık yapıyor mu?
O zaman görün şu ya da bu meslekte olanlar, yalancılık yapıyor mu?
O zaman görün yalanın başı nasıl eziliyor?
O zaman görün doğruluk nasıl hüküm sürüyor?
Unutmayınız!
Doğruluk hükmederse bütün iyilikler ve güzellikler bir araya gelir. YANİ ÖRGÜTLENİR. YANİ GÜÇLENİR.
İYİLİK, KAZANIR.
ADALET, KAZANIR.
AHLAK, KAZANIR.
İNSAN, KAZANIR.
BİZLER KAZANIRIZ.
MESELA MÜLAKATTA HAK EDEN KAZANIR.
MESELA İŞE HAK EDEN GİRER.
Tercih cüz-i iradelerinizin...
AMA BU ZAMANA BU ZAMAN İÇİNDE OLANLARA ŞAHİDİZ...


Saygılar...
Yusuf SEVİNGEN

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
isa keskin 5 ay önce

Değerler Ağacı firkim geldi, ya yetişen ya yetişemen tadında bütün okulların en görünür duvarlarına hdp’ nin subliminal gargat/kırkat ağacını çizer -ki resimcileri ilk defa bir iş yaparken çok istekli gördümdallarına da değerler baloncukları astırdılar oldu da bitti. Değerler kendiliğinden kuşaklara kök saldı gitti. Değerlerimiz emin dallar da!

Misafir Avatar
Yilmaz 5 ay önce

Amacibdan cikmis tamamen islam dini ile ilgili bir egitim halini almis bir uygulama ve bu egitimi meb bir cemaatle yaptigi protokolle veriyor bu manidardir herhalde