banner183
Hem uzak hem yakın hem de çok yakın tarihimizdeki, sonuçları farklı; ama illiyet bağı benzer olan üç olayı, eğitim-öğretim alanındaki ibretlik illiyetsel yansımaları ile ele alarak sizlere anlatmak istiyorum.

Size sunacağım 1.olay; uzak tarihimizden , Sultan Albulaziz’in bir darbe ile tahttan indirilişi ve kimilerine göre bir intihar kimilerine göre ise katletme şeklinde tezahür ettiği söylenen ölümü ile ilgilidir. Bildiğiniz üzere Sultan Abdulaziz, Sultan Abdülmecid’in kardeşidir. Sultan Abdülmecid’in ölümü üzerine tahta çıkmıştır. Her ne kadar tahta çıkışı olağan olsa da, tahttan ayrılışı kurgulanmış olağanüstü olayların bir neticesidir. Saltanatı, 25 Haziran 1861’den 30 Mayıs 1876’ya kadar olan 15 yıllık bir süreyi ihtiva etmektedir.

Sultan Abdulaziz’in tahttan indirilişine kadar giden süreçte, dönemin medreselerinde öğrenim gören öğrencilerin, kimlerce nasıl kışkırtıldığını ve darbeye giden yolda ne şekilde devşirildiğini çok iyi bilmekteyiz. Bu taze dimağların, iktidar ve güç heveslisi birtakım gizli ellerin, kendi gizli emelleri uğruna kurguladıkları olayların bir parçası, unsuru ve aktörü haline getirildiğini, tarih kitaplarından acı ve esefle okuyoruz. İfade etmeliyim ki, bu yönüyle, eğitim sahası, tarihe ‘softa darbesi’ ismiyle geçen bu kanlı darbenin bir sacayağı olmuştur. Kötü emel güdenler, kendilerine iktidar alanı açmayı arzulayanlar, monarşik düzen içinde dahi ülkesini idare eden iyi niyetli bir padişahı, eğitim sahasından devşirdikleri medrese öğrencilerini de açıkça istismar ederek hem tahttan indirmişlerdir hem de zindanlara hapsederek ölüme terk etmişlerdir.

Size sunacağım 2.olay; yakın tarihimizden, Başbakan Adnan Menderes’in bir askeri darbe ile iktidardan düşürülmesi, yargılanması ve idam sehpasında son bulan yaşamı ile ilgilidir. Bildiğiniz üzere, Adnan MENDERES, Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı yaptığı süre içerisinde son çalıştığı Başbakan Celal BAYAR’ın siyasi yoldaşıdır, aynı zamanda eski CHP’lidir, dörtlü takrir olayından sonra bu parti ile yolları ayrılmıştır. Demokrasiye geçişle birlikte kurulan DP’nin iktidarı döneminde, siyasi yoldaşı Celal BAYAR ile birlikte, Başbakan sıfatı ile ülkeyi idare etmiştir. İktidarı, takriben 10 yıl süren 1950 ile 1960 yılları arasını içermektedir.
27 Mayıs 1960 günü radyodan duyulan bir ses, bu ses Albay Alparslan TÜRKEŞ’indir, farklı fraksiyondan askeri cuntaların yönetime el koyduğunu ilan ediyordu. Yönetime el koyan bu fraksiyonların, ilk etapta, MBK’de birleştiğini, sonra sürgünlerle ve idamlarla nasıl darmadağın olduğunu biliyoruz. Yine darbe gününe kadar olan o dönemki yakın süreçte, özellike eğitim yuvaları olması gereken üniversite öğrencilerinin, nasıl kışkırtıldığını, darbe niyetlilerce hareketlendirildiğini, hararetlendirildiğini, hatta bu ahvalden dolayı bazı ölüm hadiselerinin meydana geldiğini (Üniversite öğrencisi Turan EMEKSİZ’in ölümü), darbeye çığırtkan yapıldığını ve bir halk hareketi izlenimini verdirmek için tahrik edilerek istismar edildiğini tarih kitaplarından okuyarak öğreniyoruz. Aynı şekilde, bu taze dimağların, iktidar ve güç heveslisi birtakım gizli ellerin, kendi gizli emelleri ve ajandaları uğruna kurguladıkları olayların bir parçası, unsuru ve aktörü haline getirildiğini acı ve esefle görüyoruz. Darbeden sonra üniversite öğrencilerinin sevinçleriyle canlanan ve dolan yollar, öğrenci hareketleriyle inliyor, aynı üniversite öğrencilerinin 1960’ların sonunda ve 1970’lerin başında o yollarda gözyaşlarıyla ve kanlarıyla çok acı bir biçimde sulanıyordu. Böylece, Menderes’i ve arkadaşlarını hak etmedikleri ölüm cezası ile cezalandıranlar, darbeye giden süreçte ve darbe esnasında ve akabinde güç aldıkları, sırtlarını dayadıkları genç dimağları yiyip bitiriyordu. Anlayacağınız üzere ‘Devrim çocuklarını yer’ kanunu yeniden yürürlükteydi. Menderes’in düşürülmesi ve idam edilmesine giden süreçte, eğitim sahası işlevi ve amacı dışında başka emellerce istismar edilmişti. Olan, nihayetinde, Cumhuriyet ve demokrasi düzeni içinde, hatasıyla sevabıyla ülkesini iyi niyetiyle idare etmeye çalışan Başbakan MENDERES’e, onunla birlikte idam edilen arkadaşlarına ve iktidar savaşı yolunda harcanan gençlere olmuştu.

Size sunacağım 3.olay; çok yakın bir tarihten, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın, 15 Temmuz 2016 gününü 16 Temmuz 2016’ya bağlayan gece, bir askeri darbe girişimi ile iktidardan düşürülmesini amaçlayan bir süreçle ilgilidir. Bildiğiniz üzere Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, milli görüş lideri eski Başbakanlardan Necmettin ERBAKAN’ın siyasi yoldaşı idi ve 2000’lerin başında Sayın Necmettin ERBAKAN ile yolları ayrılmıştır. 2003 yılından 2014’e yılına değin, 11 yıllık bir sürede ülkeyi Başbakan; 2014’ten bugüne değin ise ülkeyi halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olarak idare etmektedir. İktidarı, devam etmekte olup, şu ana değin takriben 15 yıllık bir süreyi içine almaktadır.

15 Temmuz 2016 günü, yani o gece, TRT’ye baskın yaparak TRT spikeri Tijen KARAŞ’a okutulan bir askeri darbe bildirisi ile irkildik. Açıkça Demokrasiye, açıkça Cumhuriyete meydan okunuyordu, bu bağlamda da halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın canına kastetilmek isteniyor ve iktidardan düşürülmesi amaçlanıyordu. Yukarıdaki darbeler gibi başarılı olamamıştır, halkın cesareti ve özgüveni ile sokağa inip F Tipi çeteye karşı koyması neticesinde başarısız olduğu anlaşılıyor. Bu F Tipi askeri darbe girişimine kadarki süreçte, yine eğitim sahasında, F Tipi ve FETÖ olarak isimlendirilen yapının, bu sefer diğerlerine göre metot değiştirerek, devlet içinde külliyen kadrolaşma, köşebaşlarını tutma niyetiyle gizlenme ve sızma yöntemlerini kullanarak adam devşirdiğini görüyoruz. Devşirdikleri adamları ile devletin içinde cemaatsel bir hiyerarşik yapı ile paralel devlet meydana getirdiklerini biliyoruz. Eğitim sahasında, açtıkları okullar ve dershaneler vasıtasıyla ülkenin taze beyinlerine musallat olduklarını, o beyinleri en sonunda nasıl kendi kötü emelleri için kullandıklarını anlıyoruz. Eğitim sahası içinde kendine alanlar yaratarak, yukarıda anlattığımız diğer darbe süreçlerinden farklı olarak adam devşirmede değişik metotlar kullanıp ülke çocuklarını, eğitimin içinde nasıl büyüttüğünü, yetiştirdiğini, dinsel öğretilerle emrine amade hale getirdiğini, en sonunda da kendi iktidarını kurmak için millete acımasızca saldırttığını müşahede edebiliyoruz. Aynı şekilde, bu taze dimağların da, iktidar ve güç heveslisi birtakım gizli ellerin, kendi gizli emelleri ve ajandaları uğruna kurguladıkları olayların bir parçası, unsuru, ajanı ve aktörü haline getirildiğini acı ve esefle görüyoruz.

Aslında, 2’sinin başarılı ve 1’inin başarısız olduğu yukarıda yer verdiğimiz bu üç darbe girişiminde, bir kısım kötü eller iktidarı ele geçirmek için eğitim alanını kendisine hedef yapmıştır. Eğitim alanında, devletin bıraktığı boşluklar bunlarca doldurulmuştur. Ve milletin çocukları, devletinin başındaki insanlara karşı hem aleni olarak hem de gizli gizli doldurulmuştur. O zaman, soralım, bundan sonrası için yapılacak nedir?

Yapılacak ilk iş, eğitim alanındaki genç dimağları, ideolojik ve cemaatsel gruplara kullandırmamak, yedirmemek ve harcatmamak olmalıdır. Bu ise ancak onlara devlet olarak ve millet olarak sahip çıkarsak olur, onun için ideolojik/dinsel öğretilerle birbirine karşı dolduruşa gelmeyen kardeş bir nesil yetiştirmeliyiz, yoksa eğitim alanı her daim kışkırtmalara açık hale gelir ve amacından uzaklaşır. Ve bu tip darbe girişimleri makus tarihimiz olur. Dilerim, 15 Temmuz’da, bu millet, bu makus tarihi yenmişizdir.

Ayrıca, eğitimi, tek amaç (gerçek ve asıl amaçtır bu) etrafnda, Tevhid-i Tedrisatı tam manasıyla işleterek birleştirmeliyiz. Eğitim alanı içinde bu kanuna muhalefet edersek, başka kötü emelli yapılara alanlar bırakma riski ile karşı karşıya kalabiliriz. TEK VATAN, TEK MİLLET, TEK DEVLET, TEK BAYRAK ŞEKLİNDE TARİF EDİLEN YAPININ İÇİNE TEK EĞİTİM MODELİ ÇOK UYUMLU OLUR DİYE DÜŞÜNÜYOR VE DÜŞLÜYORUM. Bu ise ancak dediğim üzere TEVHİD-İ TEDRİSAT’ın hükmü ile olabilir. Tarihten ders çıkararak, eğitim sahası içindeki bazı kimseler, genç dimağlara musallat olamasın ve gençlerimizi kendi gizli ve kötü emelleri için harcamaya yeltenmesin, onları kötü emelleri için gözüne kestirmesin diye eğitim alanını, ifade ettiğimiz TEK’sel yapıya yakışan model esasında yeniden düzenlemeliyiz.
Şöyle bakıyorum da bölmeden tarihimize (Osmanlı-Cumhuriyet), gençlerimizi öğrenim gördükleri okullarda gizli ve aleni farklı yöntemlerle hep galeyana, hep tahrike maruz bırakarak kurban etmişiz ve harcatmışız. İnsan, çok üzülüyor çok.
Yukarıda anlattıklarımız bağlamında şunları da sorgulamalıyız, eğitim sahaları nasıl oluyor da darbe niyetlilerin, adam devşirme alanı ve besin kaynağı olabiliyor? Bilim yuvalarından müteşekkil olması gereken eğitim sahası darbeye nasıl zemin ve temel oluşturabiliyor? Darbeye niyetlenmişlerce, fırsatçılık yapılarak nasıl istismar edilebiliyor?

Bu sorgulamalardan sonra ifade etmeliyim ki, eğitim-öğretim alanını, ideolojik/dinsel (cemaatsel vs...) öğretilerle istismara ve tahrike ve alevlendirmeye açık durumdan kurtarmalıyız. Taze beyinlerimizi, bilim ile meşgul etmeliyiz, onlar üzerinden kurgulanmış oyunları böyle bozabiliriz ancak. Bunun için Tevhid-i Tedrisat’a bağlılık, eğitim sistemi içinde ayrıcalıklı alanlar, ayrım yapan ayrılıklar, eşitsizlikler oluşturmamak şart. İnanınız, böyle bir eğitim sistemi içinde, zihinler bilime evrilerek dönüşür ve kendisine istismar alanı bulamayacağı için darbeler tarihe karışır. Bence, bu zihinsel dönüşüm, 15 Temmuz günü makus darbe tarihini yenen milletimize borcumuzdur. Böyle düşünülür ve olursa, darbeler, tarihin çöp sepetindeki yerini alır. Çocuklarımızı, gizli ve kötü emelli ellere kaptırmamak için Nobel ödüllü bilim insanı Aziz SANCAR’ın şu sözüne kulak vermeli ve eğitim sistemini de ona göre şekillendirmeliyiz, diyor ki bilim insanımız:
"Politika ile uğraşmayın, ilim yapın ve çok çalışın. Biz temel bilim yapmalıyız, teknoloji değil. İcat yapmamız lazım."
Bu bağlamda, ifade etmeliyim ki, çocuklarımız, Aziz SANCAR gibi değerlere ve bilim insanlarına özendirilmelidir.

SON OLARAK, BU ÜÇ OLAYDAKİ İLLİYET BAĞININ EVRİMSEL DÖNÜŞÜMÜNE İLİŞKİN KAVRAMSAL HARİTAYI AŞAĞIYA ÇIKARIYORUM:

MEDRESE ÖĞRENCİLERİ (1876) - ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ (1960)- F TİPİ DERSHANE/OKUL ÖĞRENCİLERİ (2016)....

NOT: EĞİTİM SİSTEMİ, İDEOLOJİK YA DA CEMAATSEL GRUPLARIN DEVLET ÜZERİNDEKİ İKTİDAR SAVAŞIMLARI, KENDİ KÖTÜ AMAÇLARI İÇİN ADAM DEVŞİRME VE AÇIK YA DA GİZLİ EYLEMSEL SAHASI OLAMAZ. VE BU BAĞLAMDA, EĞİTİM SAHASI İÇİNDE AYRICALIKLI ALANLAR OLUŞTURULAMAZ. FIRSAT EŞİTLİĞİNE DAYANAN, ADİL, LAİK VE BİLİMSEL BİR EĞİTİM SİSTEMİDİR TEK ARZUMUZ... NE İMAM HATİPLERİN AYRICALIĞI OLSUN NE DE İMAM HATİPLİLERE NEGATİF AYRIM YAPILSIN, NE DE BAZI VAKIFLARA İMTİYAZ TANINSIN, KİMSEYE POZİTİF-NEGATİF AYRIMCILIK YAPILMASIN, EĞİTİM İÇİNDE EŞİT OLSUN VE EŞİT GÖRÜLSÜN HERKES.... YOKSA, EĞİTİMDE BİRLİĞİ DE TESİS EDEMEYİZ, EĞİTİMDE İDEOLOJİK VE DİNSEL YAPILARIN ÇOCUKLARIMIZA MUSALLAT OLMA, DEVŞİRME YOLLARINI DA KAPATAMAYIZ... HİÇBİR VAKİT DARBELERİN ÖNÜNÜ ALAMAYIZ, BELLİ ARALIKLARLA ŞEKİL DEĞİŞTİREREK KARŞIMIZA ÇIKARLAR...

SADEDE GELİNMESİ GEREKEN ASIL MESELE, ÇOCUKLARIMIZI BİRBİRİNE DÜŞMAN EDEN, ZİHİNSEL OLARAK İSTİSMAR EDEN, AKLEN VE FİKREN HAREKETSİZ KILIP BİR ROBOT GİBİ KONTROL EDEBİLEN VE YÖNETEBİLEN BU YAPILARA (KİMİ ZAMAN VAKIF KİMİ ZAMAN CEMAAT KİMİ ZAMAN DA CEMAATSEL/İDEOLOJİK LEGAL-İLLEGAL BAŞKA BİR ÖRGÜTSEL HAREKET), EĞİTİM SAHASI İÇİNDE AÇIK ALAN BIRAKMAMIZDIR... ÇOCUKLARIMIZ, GENÇLERİMİZ, EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE KİMSENİN HİZMETKARLIĞINA SOYUNDURULAMAZ, DEVLET OLARAK, EĞİTİM SAHASINDA, BÖYLE ALANLARI BOŞ BIRAKIRSAK, ÇOCUKLARIMIZI KÖTÜ NİYETLİ, ONLARI DEVLETE KARŞI KULLANABİLECEK KİŞİLERE TESLİM ETMİŞ OLURUZ. AMAN, AMAN, AMAN HA...
Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.