Eğitim öğretim ortamları, hayatsal öneme sahip yerlerdir. Ve eğitim öğretim ortamları elbette ki, bir sınır çizilerek asla sınırlandırılmamalıdır ve bir kısıtlamaya maruz bırakılmamalıdır. Zira; şunu çok iyi bilmekteyiz ki, eğitim öğretim ifade ettiğimiz gibi hayatsal olması nedeni ile hayatın içindedir ve öyle de olmalıdır. Hayatın sınırlarını, birtakım statüko anlayış, dogma ya da kalıplar üzerinden çizerek sınırlamak, nasıl ki abes ile iştigal ise; aynı durum tam da bu bağlamda düşünüldüğünde, eğitim öğretim ortamları için de geçerlidir. Hal böyle iken, eğitim öğretim mekanlarında ya da hayatın aktığı ortamlarda bulunan kimseler, kendi iradeleri ile hareket etmede ve davranmada ve düşünmede ne kadar özgürler? Özgürleşememiş, bu bakımdan kısıtlanmış bireylerin, sınırlandırılmış eğitim öğretim ortamlarında, kendileri olabilme hakları için mücadele veriyor olmaları ise bir başka garabet olsa gerek. Çünkü, her birey, cüz-i iradesini kullanarak kendisi olabilmeyi, Tanrı’nın verdiği bir hak olarak değerlendirmektedir. Bu hak, Tanrısal olması hasebiyle kutsaldır ve bu KUTSALIMIZA da hiç kimse dokunmamalıdır. Unutmayınız, her sınav için belli süre tanınır ve o sürede sınava tabi olanlar serbesttir, bırakalım insanlar cüz-i iradeleri ile kendi kaderlerini tayin edebilsinler.

Tanrı, insanoğluna yukarıda da dediğimiz üzere bir CÜZ-İ İRADE vermiş. Cüz-i irade, insanoğlunun kendisi olabileceği, kendi kararlarını verebileceği, kendi tercihlerini yapabileceği KOCAMAN ÖZGÜRLÜK ALANIDIR. Ve bu alanı, işgal etmek kimsenin hakkı olmadığı gibi haddi de değildir. Unutmayınız ki, kendisi olmayan bir insan, en başta birey olamaz, kişilik sahibi olamaz, öykünmekten kendini bulamaz, benzeşerek toplum tarafından kabul görme çabası içerisine girer ve böylelikle asla bir ağaç gibi TEK VE HÜR yaşayamaz. Onun için eğitim öğretim ortamlarında ve hayatın içinde, çocuklarımıza Tanrı tarafından kendilerine bahşedimiş olan CÜZ-İ İRADE alanlarında (ÖZGÜR ALAN) özgür bırakarak kendileri olabilmeleri için fırsat tanımalıyız. Hem anneler hem babalar hem de öğretmenler eğitim öğretim sürecinde birtakım diktelerle, baskılarla çocuklarımızın bu özgürlük alanını işgal etmemelidir. İnsanların, kendileri ve kişilikli bir birey olabilecekleri cüz-i irade alanlarını rahat bırakmalıyız. Yani rahatsız etmemeliyiz.

Cüz-i irade alanı boşalıp rahatladığında, eğitim öğretim ortamlarında ne cevherler varmış açığa çıkacaktır, böylelikle hepsini daha net görme fırsatına nail olacağız. Bu rahatlama, zihnin düşünme alanını da genişletecektir. Bu genişleme ile bilimsel düşünmenin önü açılıp çıtası yükselebilecektir. Böylelikle, birey korku duvarlarını aşabilecektir. ‘Aman hata yaparım’ korkusunun da yerinde yeller esecektir. En önemlisi, çocuklarımız hata yapmaktan korkmadan adımlarını atacak, hayatta en büyük riskin risk almamak olduğunu öğrenebilecektir. Cüz-i irade alanının açılması ve özgür bırakılması bir yönüyle bireyi yaptığı hatalara karşı suçluluk psikolojisine sokmayacak, kendi iradesi, tercihi ya da kararı ile hata yaptığı için o hatayı sahiplenmesine yol açacaktır. Bir insan, hatalarını gördüğü an, doğruya bir adım daha yakınlaşmıştır. Çoğu insan, aynı hatayı o hatayı sahiplenmediği yani ‘benim hatam’ demediği ve hatayı başkalarına yüklediği veya yıktığı için tekrarlar. Çünkü hata yapma serüveninde, birçok kişi rol almıştır. Kişi, böyle bir düşünme içinde savunma mekanizmalarını ister istemez harekete geçirir. Ne yazık ki, hataya ya da yanlışa karşı aşırı biçimlerde verilen toplumsal tepkiler (hata yapanın günah keçisi ilanı, şamar oğlanına çevrilmesi ve hatanın devamlı istismarı gibi...) , bireyde ‘hata yapabilirim’ kaygısını ve endişesini körüklüyor. Bu kaygı, bireyin düşün dünyasını daha da kasıyor. Bu kasılma ile ortaya çıkan ise düz bir insan profili oluyor. Suya sabuna dokunmadan tüketime endeksli, üretkenlikten/yaratıcılıktan uzak, kendine müslüman olarak yaşamını idame ettiren ve bilgi ve düşün dünyasını durağanlaştıran özellikleri olan basmakalıp bir insan profili bu. Bilgiye ve öğrenmeye kapalı, düşünmeden ise kaçan... Bu profil ise ne ülkemizi ne de toplumu ileri cihette olgunlaştırmıyor, geliştirmiyor ve dönüştürmüyor. Yerimizde saymamızın nedenlerinden birisi de, eğitim öğretim ortamlarında ve hayatın içinde kıskaca alınmış düşünselliğimiz, çevresel etkilerden kaynaklı dayatmalarla ve karışmalarla işgale maruz kalan özgürleşememiş cüz-i irademizdir. Bilinmelidir ki, insanoğlu ayağını yere bastığı an evrilmeye başlamıştır, bu evrilmede insanoğlunun düşün dünyası büyük bir role sahiptir. Bu düşün dünyası ki, işte o CÜZ-İ İRADEDİR. Görmekteyiz ki, cüz-i irademize, kimi zaman yaşadığımız çevre kimi zaman okul ve aile ortamı adım attırmıyor ve yakasını bırakmıyor. Devamlı, yarınları yetişkin olarak yaşayacak olan kuşağın cüz-i iradesine, güvensizlik pompalanıp korku salınımı yapılarak, ‘otur, oturduğun yerde’ öğüdü veriliyor. Bu yöntem ile cüz-i iradeler, ipotek altında çekip çevrilmeye ve idare edilmeye çalışılıyor. Ama bilmelisiniz ki, ‘Düşerim’ korkusu ile adım atmayan ya da attırılmayan bir bebek asla yürüyemez. Meşhur bir düşünürün şu sözü kulaklarımıza küpe olmalıdır:

’’DENE,
YENİL...
YİNE DENE,
YİNE YENİL...
YİNE DENE,
YİNE YENİL...
YİNE DENE,
YİNE YENİL...’’

(HATA YAPARIM KORKUSU İLE DENEMEKTEN ASLA VAZGEÇMEMEK LAZIM, AKSİNE BİRÇOK İCAT BIKTIRIRCASINA YAPILAN DENEMELER SONUNDA BULUNMUŞTUR. EDİSON’UN AMPULÜ BULUŞ SERÜVENİ BUNA EN GÜZEL VE ÖZEL ÖRNEKTİR)

Korkularımız dört duvar olursa, o dört duvar arasında, cüz-i iradelerimiz, yalnızlığın esaretinde adeta yanar ve kül olur. Onun için böyle bir durumda bile cüz-i iradelerimizi küllerinden doğurabiliriz. Cüz-i iradesi ile yaşadığı için kendisi olabilen birey, öğrenmeye açık, ÖZGÜVENİ ve kişiliği yüksek çağdaş bir insan tipidir. VE ASLA TEK TİP DEĞİLDİR... İNSANLIK İÇİN BİR TEMİNATTIR... ROL MODELDİR...

Sonuç olarak, eğitim, kalıpları kırmak için vardır... Kalıplar kırıldıkça insanoğlu gelişir... Yoksa, bir kalıp içinde insanoğlu erir ve tükenir... İnsanoğlu, yere ayak bastığı an evrilir... Cüz-i iradelerinizin ayağı yere basmalıdır ve yürüyebilmelidir...

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN
Kamuajans.com/ÖZEL
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.