Aile, kimileri tarafından Türk toplumunun son kalesi olarak görülmektedir. Eğer bu son kale de kaybedilirse artık kaybedeceğimiz bir şey kalmayacak. Bu iki cümleyi okur okumaz, “aile mi kaldı kardeşim?” diyenleri de duymaz değilim. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine bakınca bu görüş sahiplerini hiçte yadırgayamayız. Günümüzde Türk aile yapısı “parçalanmış aile” biçimine doğru hızlı bir değişim yaşıyor. Aslında aile kurumunda değişim yaşanması kaçınılmaz bir süreçtir. Aile Sosyolojisi derslerinden de hatırladığımız üzere; aile değişimi kabul eden, değişime uğrayarak günümüze kadar gelmiş bir kurum. Fakat bu değişimin ölçüsü, sınırı, getirisi-götürüsü, faydası-zararı iyi tahlil edilmeli. İçerisinde “aile” adı geçen, aileyi korumayı temel gaye edinen bir bakanlığımız da olduğuna göre mesele çok ciddi.

150-200 yıllık geçmişi olan Sosyoloji Biliminin alt disiplinlerinden biri de Aile Sosyolojisi. Ailenin tarihsel gelişimi, geçmişi, geleceği, aile içi ilişkiler, evlenme, boşanma, akrabalık gibi birçok konu aile sosyolojisinin inceleme alanlarını oluşturuyor. “Çekirdek aile, geniş aile” gibi adlandırmaları çoğumuz biliriz. İlkokul Hayat Bilgisi kitaplarında bile bu tanımlamalardan bahsedilir. Günümüz Türk Toplumunun aile yapısı da büyük oranda çekirdek aile. Yani, anne-baba ve genellikle iki çocuktan oluşuyor. Artık, hane halkı ölçütüne göre sınıflama yapıldığında, anne-baba ve evlenmemiş çocuklar yanında ebe-dede, babaanne-anneanne gibi akrabaların aynı evde yaşadığı “geniş aile” biçimine daha az rastlanıyor.

Aile Sosyologları, Profesör Ali ERKUL’un da derslerinde değindiği gibi, aile biçimlerini çok farklı ölçütleri temel alarak yine çok farklı formlarda sınıflandırmaktalar. Hane halkı ölçütüne göre geniş aile, çekirdek aile; evlilik biçimlerine göre, polijinik aileler, poliandrikaileler, conjugal aileler, levirat, sororat, berdel…ikamet esasına göre; patrilokal aileler, matrilokal aileler, neolokal aileler, “tay geldi aileler”… Eş sayısına göre; polijini, poliandry.

Meraklısı bu kavramların neyi ifade ettiğini google efendiye sorabilir.  Fakat ben bunların hiçbiri üzerinde durmayacağım. Hatta kadının ailedeki yeri, erkeğin aile içi statüsü, apartnerlik, feminizm, medernleşmenin (batılılışma) aileye etkisi, dost hayatı,fuhuş, zina, imam nikâhı, özellikle günümüz Avrupalısının çöküşünün simgesi ensest, livata gibi konulara da hiç girmeyeceğim.  

Bu yazıda daha çok, otorite ölçütüne göre aile sınıflaması ve ailede yeni bir otorite olan çocuklar konusuna dikkat çekmeye çalışacağım. Bendeniz naçizane, bu yeni duruma“çocukerkillik” demeyi uygun bulmuştum. Fakat benden önce birileri zaten bu kavramı kullanmış.

Ailedeki otorite, aile içi egemenlik yani ailede kimin sözünün geçtiği ile ilgili olarak genellikle aileler iki biçimde sınıflandırılmaktadır: ataerkil aile ve anaerkil aile. Ataerkil ailede erkeğin borusu öter. Genellikle geniş aile tipinde görülen bir durumdur. Anaerkil ailede söz sahibi olan annedir. Fakat anaerkillik pek yaygın değildir. Kadının çalışma hayatına girmesiyle(bazen itekleyerek, pozitif ayrımcılık yapılarak, zorlayarak) de eşitlikçi aileler revaçta. Yani, kararların tüm aile tarafından ortaklaşa alındığı aile biçimi. Şimdilerde ise; artık aile birliklerinin egemeni, otoritesi, ilk ve son söz söyleyeni bastı bacak çocuklar. Anneye babaya karışmalar, var mı yok mu dinlemeden sürekli bir şeyler istemeler. İstediklerini alamadıklarında ortalığı birbirine katmalar, ağlayarak her istediklerini yaptırmaya çalışmalar, alınanı beğenmemeler ve alınandan çabucak sıkılıp yenisini istemeler, daha neler neler…

Artık, yaşlı-başlı ebeveynler, koca koca herifler çocuklarının sözünden çıkamıyorlar. Evde anne-babalar, amcalar, dayılar, teyzeler, okullarda kelli felli fakülte bitirmiş öğretmenler, polisler, askerler hatta “sevgi evleri”ni ziyarete giden koskoca bir vali. Hepimiz çocukların emrine amadeyiz. Onlar ne derse o olur.

Söyle oğluuummm, kuzuuummm, tosunum, civanım….

Tabii kızım, dünyalar tatlısı prensesim, balııımmm, anneemmmm..

Tamam, öğrenci merkezli eğitim dedik. Çocukların görüşünü alalım, onlara da soralım dedik. Sizlere 23 Nisan hediye edildi. Ama, “Vur dedikte öldür demedik ya”…

Elbette onların hayal gücüne kıymet veriyoruz. Sözlerini sabırla dinliyor, olacak işi ya da olmayacak işi açıklıyoruz. Ama olacak ya da olmayacak iş tercihlerinin kararını sabi sübyana bırakmak doğru mu? Çocuklar mı büyüklere yol yordam gösterecek, büyükler mi çocuklara…Çoğu mümeyyiz dahi olmamış bebeleri tepemize çıkarırsak, onlar hem tepemize binerler hem de saçımızı yolarlar. Abartmayalım derim, karşımızdakiler çocuk.

Ömer Emir DOĞAN

Eğitimci/Yazar

Not: İlk yayım tarihi 2013 yılıdır.

Ömer Emir DOĞAN
Eğitimci-Yazar
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.