Balkonda bir sandalyeye ilişmiş sokağın başında oynayan kardeşlerini gözden kaçırmamaya çalışıyordu. Birden içerden gelen yengesinin sesiyle ayağa kalktı, gözü hala kardeşlerinde
-Efendim yenge dedi?
-Gel şu çorbayı karıştır, dibini tutmasın dedi yengesi.
-Ama kardeşlerim!
- Bir şey olmaz oynuyorlar işte dedi yengesi sabırsızca.
-Ama babam demişti ki… cümleyi tamamlayamadı boğazındaki yumrudan.
-Tamam biliyoruz, orası büyük şehir çok dikkatli olmak gerek demişti. Hadi gel artık bir şey olmaz, diye daha yüksek bir tonda konuşunca yengesi aklı sokakta oynayan kardeşlerinde kalarak çorbanın başına geçti.
Çorbayı karıştırırken bir yandan da dua ediyordu inşallah bir şey olmaz diye.
Omuzlarındaki yükün ağırlığını hissetti bir anda…
Yutkunmaya çalıştı zorlukla.
Yan komşunun bayram tatiline gittiğinden söz ediyordu yengesi.
-Arefe oldu mu burada kimseler kalmıyor, herkes önceden yapıyor tatil planını. Bir de bize bak en fazla bir eminönüne gidip geliriz.
Yengesi anlatmaya başlayınca fark etti bugünün arefe günü olduğunu.
-Mezarlığa gitmeyecek miyiz? diye sordu çekinerek.
-Yarın sabahtan amcan sizi götürür deyip kestirip attı yengesi.
Çorba kaynamaya başlamıştı. Ocağın altını kapatıp balkona koştu. Kardeşleri hala oynuyorlardı, akşam ezanı okunmak üzereydi. Seslendi kardeşlerine eve gelsinler diye. Ezan okunmadan evde olmaları gerekiyordu anneleri öyle öğretmişti. Boğazındaki yumrunun tekrar acıdığını fark etti.
Akşam yemeğinden sonra mutfağı toparlamak için yengesine yardım etti. Bayram için herhangi bir hazırlık yoktu evde, kardeşlerini de alıp odalarına çekildi.
Yatağın üzerine oturdular.
En küçük kardeşi;
-Abla yarın bayrammış, Ali söyledi bugün sokakta oyun oynarken. Babası akşam bayramlıklarını getirecekmiş dedi.
Bir şey söyleyemedi.
-Hadi bakalım erken yatalım, amcam da yarın bizi mezarlığa götürecek annemizle babamızın mezarına diyebildi.
Çocuklar ablaların sözünü dinleyip girdiler hemen yatağa.
Henüz 14 yaşında omuzlarındaki yük kendinden ağır bir abla. 10 ve 8 yaşında iki kardeş.
Kardeşlerinin üzerini örtüp kendisi de girdi yatağa.
Yarın bayram dedi kendisinin bile zor duyduğu bir ses tonuyla.
Çok değil bir kaç sene öncesine gitti düşünceleri…
Bir arefe günü…
Babaannesinin geniş bahçesinde kurulmuş kazanlar, ekmek tahtaları.
Bayram hazırlığı yapılıyor. Bir taraftan açılan baklavalar, diğer taraftan börekler.
Koca tencerelerle sarılıyor sarmalar ve ayran aşı çorbaları.
Yarın bayram…
Herkesin içi kıpır kıpır. Hele de çocuklar.
Bayram demek yeni elbiseler, bayram harçlığı, bolca şeker demek.
Akşam olsun da babaları gelsin, yeni kıyafetleri getirsin diye pek bir sabırsızlar.
Tüm gün sürüyor hazırlıklar. Kaynıyor kazanlar. Şerbetleniyor tatlılar.
Akşam babalar elleri dolu paketlerle dönüyorlar evlere.
Elbisesini ve ayakkabısını alan çocuk koşuyor yatağa. Sabah olsun bir an önce diye erkenden giriyor yatağa. Kıyafetini ve ayakkabılarını da başucuna koyup öyle uyuyor.
Sabah olunca hemen giyiniliyor yeni kıyafetler. Erkek çocukları babaları ile bayram namazına,
Kızlar ise anneleri ile mutfağa kahvaltı sofraları hazırlamaya…
Bayram demek geniş kalabalık sofralarda hep birlikte yapılan kahvaltı ve sonrasında bayramlaşma. Bayram namazı bitip dönünce erkekler eve, babaannenin geniş sofrasında bir araya gelinip keyifle yapılıyor kahvaltı.
Ve çocukların beklediği an.
Bayramlaşma.
Babaanne tüm torunlarını alıyor yanına…
Yıllardır odanın baş köşesinde duran, kimsenin açmaya cesaret edemediği ceviz ağacından yapılmış üzeri işlemeli sandığının kapağını ucundan kaldırıp, her torununa birer tane içerisinde para ve şekerin bulunduğu mendillerden veriyor. Çocukların aklı biraz acaba o sandıkta başka neler var diye sandıkta kalıyor olsa da aldıkları hediyelerden oldukça memnun sokağa koşuyorlar.
Şimdi ise akıllarındaki tek düşünce kim daha fazla şeker toplayacak oluyor.
Zehra gözünden düşen yaşları çok sonra fark edip doğruluyor yataktan.
Çoktan uykuya dalmış masumca uyuyan kardeşlerine bakıyor sevgiyle.
-Keşke babaannem ölmeseydi, keşke babam büyükşehir iyidir deyip bizi buralara getirmeseydi diyor.
Babasının o gün sofrada kendilerine yaptığı konuşma geliyor bu defa gözünün önüne.
-Buralarda artık iş yok. Büyükşehre gitmeli. Hem çocuklarda orda daha iyi şartlar da okumuş olurlar. Hanım, kızımız doktor çıkınca sen gör bizi, hele bir de diğerleri de meslek sahibi olunca bizim zaten başka ne derdimiz olur. Ama büyükşehir buralar gibi değil, çabuk yutar adamı çok dikkat etmeli birbirimize sahip çıkmalıyız. Zaten abimde yıllardır orda bize yardımları dokunur demişti.
Ama hiç bir şey dediği gibi olmadı.
Büyükşehir, daha geleli bir hafta olmadan annesi ve babasını trafik kazasında onlardan aldı.
3 çocuk bir anda hem yetim hem de öksüz kaldı.
Doktor olması beklenen Zehra ortaokulu bitirince okuldan alındı.
Çocukların bakımı ve ev işlerine yardımcı olmakla kaldı. Bir anda çok güzel giden hayatları mahvoldu. Amcasının evinde kardeşleri ile yaşamak zorunda kaldılar.
Yastığının sırılsıklam olduğunu fark etti. Gözyaşlarını sildi ve sorumluluğu olan iki kardeşine sarılarak uyuyakaldı.
Sabah bayram namazından gelen amca ile bayramlaşıp mezarlığın yolunu tuttular.
İki kardeş ablalarının ellerini sıkı sıkı tutup öyle yürüdüler.
Anne ve babasının mezarları yan yanaydı. Mezarlık ziyarete gelen insanlarla doluydu.
Kimi kapıda çocuklara şeker dağıtıyor, kimisi elinde tuttuğu Kuran- ı Kerim’i yakınlarının mezarı başında oturmuş okuyordu.
Önce mezarın üzerinde bulunan otları temizlediler, sonra su döktüler. Ve üç kardeş sessizce gözyaşları içinde dua ettiler anne ve babalarına.
Bir süre sonra amcasının sesiyle doğruldular.
-Hadi artık gidelim, yengeniz bekliyor.
Hiç konuşmadan sessizce ağlayarak ve yine birbirlerinin ellerini sıkı sıkı tutarak amcalarının arkasından yürümeye başladılar.
Yıllar önce bir bayram günü yetim çocukları ziyarete gittiğimiz bir evde rastladığım kendisi küçük ama omuzlarındaki yükü büyük, bakışları buğulu sessizce bir köşede oturan Zehra ve kardeşlerine ithafen…
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.