Küçük insanlar, büyük insanlara göre özgürlüğü daha çok seven, hayal gücünü sonsuza dek kullanan güzel ve iyi varlıklardır. Doğar doğmaz kundaklandıkları gibi yaşama adım atmaya başladıkları andan itibaren de doğmuş çocuğa biçilen dona sokulmaya çalışılırlar. Öyle ki kendilerine biçilen bu dona sokulmak için her türlü baskıya, zorlamaya, tepelemeye, bastırmaya, mahkumiyete, mecburiyete, acıya ve sıkıntıya maruz kalırlar. Bu zorlamaların ve baskıların meşru aletlerinden birisi de bu durumda okullar olmuyor mu sizce? Sonunda çocuklar, maruz kaldıkları baskı ve zorlamaya karşı yelkenleri suya indirdikleri gibi ayaklarını donun dibine indirirler ve büyüklere teslim bayrağını çekerler. Ve bu donun içinde yaşamlarını sürdürme mücadelesine , mahkumiyetine ve mecburiyetine girişirler. Güya insanı esas alan bazı yönetim şekilleri ile de bir parmak bal özgürlüğünü tadarlar. Donun içine girdikleri andan itibaren büyükler nezdinde ve nazarında ise artık büyümüşlerdir. Yani büyük insan olmuşlardır. Bu bağlamda büyük insan için bu dona olmuş küçük insandır desek yeridir diye düşünüyorum. Artık büyük insan için her şey o donun içi kadardır aslında. Hayat mücadelesi de tabii. O kadar küçük yani. Ama insan, bu küçük dünyasından hiç çıkmaz. Sonsuz evrenin boşluğuna düşmüş insan olarak kendisini tahayyül bile edemez. Bu donun içinde kavrulur gider. Yalnız kendisiyle doğan insan, hızla kendisinden uzaklaşmaktadır. İnsan, bunu idrak edemez. Çünkü gaflet uykusundadır, çocukluk döneminde gafil avlanmıştır. Bu uykudan uyandığından kendisini bulamayacaktır, işte o zaman neyin ne olduğunu anlayacaktır fakat iş işten geçmiş olacaktır. Bundan dolayıdır ki insan öldüğünde kendisine uyanıyorsa ne mutlu ona! Unutmayınız hayaller insanın ta kendisidir.

Lakin çocukluktan başlayan hayal mücadelesinin, hayat mücadelesi içinde yerinde yeller eser. Esamesi bile okunmaz. Hayal, gerçekten hayaldir artık. Kimse kendisini kandırmasın bence. Üst akılların üreterek dayattığı eğitim sistemleri, biçilen donun içindeki hayat mücadelesi için talim ve terbiye yaptırıyorlar, bu donun terziliğini yapıyorlar. Bu durumda terzi yamağı kim oluyor, onu da varın siz bulun.

Bakınız yıllar yıllar önce kaleme alınmış aşağıdaki şiirlere, bu DONUN kabuğunu yırtmamız için bizlere ilham vermiyor mu? Zamanın ruhu aslında hep aynıdır. Bu ruh, insanı hep kendisine yönlendirir ve insanın ta kendisi için ilham perisidir.


KUŞLARLA


Kuşlar uçar,
Ben koşarım.

Onların kanatları var,
Benim kanatlarım, kollarım.
Kuşlar kanadını çırpar,
Ben de kolumu, sallarım.
Uçun kuşlar, uçun kuşlar,
Hepinizle yarışım var.

Uçtu kuşlar,
Ben de koştum

Koştum yarı yola kadar,
Ta önüme bir uçurum,
Çıktı, orda, kaldım naçar.
Yoo, çekemem öyle kurum!
İsterseniz, haydi tekrar
Yarışırız… Uçun kuşlar.

Tevfik FİKRET

(...)

Eğer kuvvetim yetse benim
Kentin bütün çocuklarını alırım evlerinden
Hepsine kiraz çiçeklerinden
Bir çift kanat takarım.
Çocuklar havalanır uçarak
Ben de artlarından bakarak
Gülerim,
Bütün kuvvetimle bağırarak
Azat olun bebeklerim, azat olun bebeklerim!

(...)

Cahit KÜLEBİ

Sonuç olarak çocuklara biçilen bu don artık dikiş tutmuyor. Yani çocuklarımızın üzerine olmuyor ve görülüyor ki bu don ağırlığını kaldırdığınızda hayaller çıkacak ortaya. Unutmayınız insan da hayaldir. Dünyadan geçen bu hayale meyal kulpunu takmadan kendisini armağan edelim ki insan, hayal meyal olmasın.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Zekice 4 ay önce

Hayalimi okşayan bir yazı...